Pazartesi, 10 Kasım 2008 06:59

Ekrem KILIÇ
This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

 

"Uzun bir ayrılıktan sonra"
 

Başlık, Tarihçe-i Hayat'taki Tahliller'in ilkini hatırlatacaktır. Bugün, Eşref Edib Bey'in 1952 tarihli o şiir gibi hisli, akıcı yazısından bahsetmek istemiyorum. Ancak, çok uzun zamandır yazmaktan ve sizlerden ayrı kalmanın en uygun ifâdesi olur düşüncesiyle bu başlığı seçtim.

Aslında bütün ayrılıklar uzundur. Ayrılıkların hayâli bile insanı üzmeye yeter. Fakat, yine kavuşmak ihtimâli ve düşüncesi tesellî verir. Hz. Üstâd'ın "Lev lâ müfârakatü'l-ahbâbi.." ibâresini anlatırken ifâde ettiği gibi, "Demek, en ziyâde insanı öldüren, ahbabtan müfârakattır. Evet, hiçbir şey beni o vaziyet kadar yandırmamış, ağlatmamış."

Sözü, pek çok gönüldaşımın bir aydır yazıp çizdiği Hilmi Doğan Ağabeyin vefâtına getirmek istiyorum. Kendisini, gençliğimin o hevâ-î ve hercâ-î dönemlerinden kurtulup Nûr'larla müşerref olduğum zaman tanıdım. Kurtulmak deyince, kendi cehd ve gayretim sonucu olduğu anlaşılmasın. Lütf-i İlâhî ile, bataklık çamurlarını misk-ü anber sanarak yaşadığım hayattan kurtarılmıştım. Hem de birkaç yıl önce merhum Hilmi Ağabeyin irşâdına sebep olan aynı zevâtın içinde bulunduğu bir kısım muhabbet fedâîsi tarafından. İsimlerini şükranla anmak israf olmayacaktır: Mirza Demir, Mehmet Uçar, Kenan Sağlam, Hayreddin Toprak, Hüseyin Pekmezoğlu! Minnettarlığım bâkîdir.

Hilmi Ağabeyin vakur, asîl, hikmetli ve şefkatkâr halleri dâimâ mânevî bir mürebbî gibi bana rehberlik etmişti. Risâle-i Nûr'un saff-ı evveli olan ağabeylerden bir kısmını, kısa süreli ziyâretlerde görebilmiştim. Onlardan yeterli istifâdeyi sağlamak nasîb olmamıştı. Ama, Hilmi Doğan Bey'in yakınımızda olmasından etkilenmemek ve gerekli dersi almamak mümkün değildi.

Bunlardan başka, dile getirmesek bile, edebiyâta; şiir ve nesre duyduğumuz ilginin varlığından olacak, kendisine karşı meclûbiyetimi hissediyordum. Bâzı şiirlerimi kendisine takdîm etmiştim. "Batman Şehrine Kasîde" başlıklı manzûmemi okuduğunda "Bir başka diyâr bul, bunu terk et, dime çünki / Burdan bulurum rızkımı, öyleyse vatandur" beytindeki ince mesajımı almış; istersem Ankara'ya tayinim için aracı olabileceğini ifâde etmişti.

Bir müddet sonra kendisi de görev îcâbı Ankara'ya gitmişti. O yıllarda sık sık Ankara'ya gider gelirdim. Maltepe'deki dershânede veya Ulus Kediseven Sokaktaki büroda ziyâret ederdim. Daha, eski hayâtımın kötü alışkanlıklarını bütün bütün terk edememiştim. Bu meyanda, Güneydoğu'daki bazı Nûr mensuplarının müsâmaha ile karşıladığı, sigara alışkanlığından da henüz kurtulamamıştım.

Hilmi Ağabeyi ziyâretlerimde, sigara kokusunu hissettirmemek için ne tedbirler aldığımı; daha doğrusu kendimi nasıl kandırdığımı, utanarak hatırlarım. Ama, bir kere olsun bu ayıbımı-diğerlerini de olduğu gibi-yüzüme vurmadığını şükranla yâd ediyorum.

Sonraki yıllarda, görev değişiklikleri ve sâir sebeplerle ziyâretlerim azaldı. Kendisini en son, bir Kocatepe mevlidinde görmüştüm. Ama biliyorum ki, bu aslâ son görüş olmayacak.

Şiir ve yazıda onun duygulu, samîmî, gönül okşayan ifâdelerine ulaşamasam da, nazımla bir miktar meşgul olan biri olarak kendisine "Ebced Hesâbı" ile bir târih manzûmesi yazdım. Yâsîn'ler ve Fâtihâ'lar arasında bu da bulunsun.

Îmanla gitdi Hilmi Doğan Bey de, mutlaka:

Gösterdi Nûr'a hep O; sadâkat, sebât, vefâ..

İtmâm eder "Celîl" diye, yazdım bu nazmımı;

Târîh-i irtihâline: "Yâ Gâfire'l-hatâ!" (2007 mîlâdî)

Arûzun (Mef'ûlü/fâilâtü/mefâîlü/fâilün) kalıbı kullanılan bu nazmda, dördüncü mısra'daki "Ey hatâyı örtüp affeden Allah" anlamındaki Arapça ibâre ile üçüncü mısra'daki "Celîl" kelimesinin ebced değerleri toplamı 2007 ederek, "ta'miyeli târîh" düşürülmüştür.

Rahmetle anıyor, yakınlarına ve sevenlerine sabr-ı cemîl diliyorum.
 

Ekrem KILIÇ

Yeni Asya, 10.01.2008