Cumartesi, 06 Kasım 2010 08:20

06 Kasım 2010, SentezHaber
 
 
 
Ekrem Kılıç This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it. Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

Başarıyla gerçekleştirilen “Bediüzzaman Tanıtım ve Hizmet TIR’ı” programını o güzel ve samîmî uslûbuyla bizlere gün gün anlatan Şerif Gündüz’ün gazetemizde, bir köşede devamlı yazmaya karar vermesine çok sevindim.

“Vatan sathını mektep yapmak” sloganı, müsbet mânâda okuyan ve yazan pek çok insanda ma’kes buldu. Gazetemizin fidanlığında nice insanlar yetişti. Amatör rûhlarda heyecân hiç bitmez! Hizmet odaklı mevkûtelerimizde, profesyonel kadroya verilen ehemmiyetin daha fazlası amatör yazarlarımıza gösteriliyor. Bu sûretle fikirlerini anlatmak fırsatı bulan gençlerin, yaşlılar kadar olgun ve isâbetli görüşlerini okuyucu ile paylaşmasından memnûniyet duymayan var mı?

Yalnız, amatörlüğün arzû edilmeyen bir yanı da yok değil; devamlı yazmak husûsunda ısrarcı olmamak! Çoğu zaman, “Nasıl olsa bir mecbûriyetim, bir mükellefiyetim yok.” düşüncesiyle yazıda aksaklıklar meydana gelir. Hele, programdaki yüklülükler veyâ meslek ve meşrebimizin umdelerine pek uygun bulunmayan kısımların yayımında mahzûrlar bulunması sebebiyle yazdıklarının neşredilememesi amatörlerin şevkini kırar. Bu engeli aşmanın yolu, sırf yazma kàbiliyetine mânevî bir şükür olarak yazmaktır. Yazılanların neşredilip edilmemesine ehemmiyet vermemektir.

Bilindiği gibi, başarılı yazarların büyük bir kısmı nice eserlerini yıllarca saklamış ve sonunda onları yok ederek işe sıfırdan başlamışlardır. Acelecilik her zaman iyi değildir. Bilhassa edebî değer taşıyan bir eserin en azından ilk heyecân kaybolup, akl-ı selîmin tedkîk ve tasdîkinden geçmesini müteâkib neşri uygun olacaktır. Zamana ve geleceğe emânet edilen böyle bir mahsûlün mümkün olduğunca tema, lisân, imlâ, üslûp vesâir yönlerden hatâlardan sâlim olması gerekmektedir. Bu bakımdan acele ile kaleme alınan ve en azından yazarın kendisi tarafından bir başka zaman ve zemînde incelenmeden yayımlanıveren çalışmaların ömürleri kısa ve te’sîrleri sınırlı olmaktadır.

Gerçi şimdilerde yazmak çok kolaylaştı. Yayımlamak daha hızlandı. Bilgisayar ve internet vâsıtası ile gerekli bilgilere erişmek çocuk oyuncağı oldu. Sayfalar üzerinde gezinip duran kalemin yerini klâvye ve ekran alırken, gazete ve dergi gibi vâsıtalar da yerini “sanal” sayfalara terk etti. Yazılanların tashîhi, beğenilmeyen bölümlerin başka yerlere taşınması, istenilen düzenlemenin yapılması dakîkalar içinde olup bitiveriyor. Dil bilgisi kurallarını bilgisayar programı otomatik olarak denetliyor. Bu arada, sevgili Osman Zengin’in de temâs ettiği üzere, yazarın istemediği tasarruflarda bulunarak, bilhassa başka dillerden bize geçmiş olan kelimeleri istediği şekle sokarak bir hayli yanlışlığa da sebep olmuyor değil… Bu bakımdan, işi tamâmen ona bırakmayarak, bâzı konularda işin idâresinin insanın elinde olduğunu bilgisayara kabûl ettirmek için mücâdele lâzım.

Gerçi, “Mârifet iltifâta tâbi’dir.” denmişse de, mensûbu bulunduğumuz ékol, her şeyin insanların takdîri ile bağlantılı olmadığını, güzelliklerin başka takdîr edicilerinin de varlığını, bütün işlerin ihlâs ve rızâ-i Bârî için yapılması hâlinde beka bulacağını tâlim ve telkîn ettiğinden insanların alkışlaması, kabûlü, teşvîki pek önem arz etmemektedir. Dolayısı ile kabiliyeti olan, gönül ve fikrindekileri herhangi bir şekilde ifâdeye muktedîr olan dostlarımızın yazmaktan usanmaması ve uzak durmaması yerinde bir hareket olur.

Bu meyânda — tek tek isim zikretmek uygun olmayacak —  yazılarını epeydir göremediğimiz pek çok kuvvetli kalem erbâbının yazılarını tekrar okumak, hissiyâtlarını paylaşmak, mânen kucaklaşmak isteğinin, bendenizde olduğu kadar, diğer okuyucularımızda da bulunduğunu belirtmek istiyorum. Bilmiyorum, bu düşüncede yalnız mıyım?