Pazar, 21 Kasım 2010 09:14

Siyasî tercihlerimizi beğenmeyen ve bunun için zaman zaman bize ağır ithamlarda bulunan bazı dostlarımıza karşı kendimizi müdafaa durumunda kalıyoruz. Bu meyanda her ne kadar Risâle-i Nur’dan, Bediüzzaman’ın siyasîlere karşı takındığı tavırdan, tavsiye ettiği prensip ve düsturlardan örnekler vererek şimdiki tavrımızın haklılığını ifade etmeye çalışsak da bu çeşit dostlarımızı ikna edemediğimiz gibi, onların ölçüsüz, dayanaksız ağır suçlamalarından da kurtulamıyoruz maalesef. Bu konuda bizim eserlerden naklederek gösterdiğimiz delillere karşı; “Bediüzzaman öyle demiş; şimdi olsaydı, öyle demez, böyle derdi” diyerek, farkında olmadan, Bediüzzaman’ın söylediklerinin yaşadığı zamana münhasır olduğu; bu zamanı kapsamadığı anlamına gelecek konuşmalarda bulunarak kesip atıyorlar.

Siyasî tavırlarına haklılık kazandırmak uğruna Bediüzzaman’ı kendi adlarına konuşturmakta hiç beis görmeyen bu dostlarımızın bu acayip durumlarını bildiğimizden, bu gibi konularla alâkalı olarak onlarla münakaşadan kaçınıyoruz. Velâkin onlar, her zaman ve her fırsatta böyle siyasî meseleleri gündeme getirerek bize yönelik suçlamalara devam ediyorlar.

Şahsımıza yönelik hata ve kusurlarımızı elbette kabul ederiz. Fakat şahıs üzerinden Bediüzzaman’ın Risâle-i Nur’daki fikir ve düşüncelerine yönelik—niyetleri öyle olmasa dahi—bazı mesnetsiz ve ölçüsüz ithamlar sözkonusu oluyorsa, böyle bir durum karşısında sessiz kalmamızı kimse düşünmesin.

“Bediüzzaman o zaman öyle diyordu, şimdi olsaydı şöyle derdi… Tercihini böyle yapardı” gibi Bediüzzaman’a vekâleten hüküm serdederek, kendileri gibi düşünmeyenlere suçlamalarda bulunmak doğru olmadığı gibi, bu yanlış anlayışın düzeltilmesi de bize düşüyor her halde.

Şimdi cismen aramızda bulunmayan Bediüzzaman’ın kendi ifadeleriyle “Her bir risâle bir Said’dir” hakikatından hareketle diyoruz ki, Bediüzzaman’ın bu fikirleri dün olduğu gibi bugün de bütün tazeliğiyle önümüzdedir ve geçerliliğini hayatta iken muhafaza ettiği gibi, bugün de muhafaza etmektedir.

Zaman ve zemine göre çok küçük değişiklikler olsa da, Bediüzzaman’ın eski Said döneminde, yeni Said döneminde ve üçüncü Said döneminde siyasî ve içtimaî hayatımızla ilgili ortaya koyduğu ölçü ve esaslar aynıdır. Bunlarda şu veya bu şekilde herhangi bir değişiklik yoktur.

Onu o geçmişte söylediği gibi; “Şeytandan ve siyasetten Allah’a sığınırım”, “Menfaat üzerine dönen siyaset canavardır”, “Siyasetçi, ekserce tam müttaki dindar olamaz. Tam ve hakikî dindar, müttaki olanlar, siyasetçi olmazlar”, “Hakikat-ı İslâmiye bütün siyasetlerin fevkindedir” tesbit ve ifadelerinin gereği olarak hayatı boyunca siyasete ve siyasilere mesafeli durmayı şiâr edinen Bediüzzaman, bugün de cismen aramızda olsaydı, aynı durumu şüphesiz devam ettirirdi. Bediüzzaman’ın yıllar önce önümüze koyduğu ve bugün de geçerliliğini muhafaza eden tesbitlerini görmezlikten gelerek, yaşamakta olduğumuz sıkıntıların çarelerini siyaset arenasında arayanlara ne diyelim?

Bu meyanda, Bediüzzaman’ın hayatı boyunca dinin siyasete âlet edilmesine karşı çıktığını biliyoruz. Onun “Münâzarât” adlı eserinde dinin siyasete âlet edilmesi durumunda meydana gelecek zararı dikkatlere verdikten sonra, “Sünûhat” isimli eserinde de din adına siyasete girenlerin “İsabet de etseler mes’uldürler” tesbitlerine baktığımızda, o günden bugüne kadar dine hizmet niyetiyle siyasete girenlerin, dini siyasete âlet ederek dine ve dindarlara ne kadar zarar verdiklerini yaşayarak gördük. Bediüzzaman bu zamanda olsaydı, bu çeşit siyaset ve siyasetçilere yine karşı çıkmaz mıydı acaba?

Bediüzzaman’ın “vatan, millet ve Kur’ân menfaatine” diyerek desteklediği ahrarların devamı diye tarif ettiği demokratlardan bunun karşılığı olarak Ezan-ı Muhammedi’yi aslına çevirmelerini, Ayasofya’yı ibadete açmalarını, Risâle-i Nur’a sahip çıkıp, resmen neşretmelerini istediğini biliyoruz. Bediüzzaman şimdi aramızda olsaydı ve mecliste demokratların devamı olan bir parti bulsaydı, aynı isteklerini dile getirmez miydi? Hatta o isteklere, yıllardır devam etmekte olan başörtüsü zulmü başta olmak üzere hâlen kısıtlı olan diğer hak ve hürriyetleri de eklemez miydi?


21 Kasım 2010, SentezHaber