Salı, 26 Nisan 2011 04:55

Bediüzzaman’ın itaat çağrısı!

 
26 Nisan 2011 / Risale Haber
 
 
Ramazan BALCI
This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it. Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız  

 
 
 
 
altalt
 
 alt
 
"Şehrimizde bulunan ulemâ-yi İslâmiyye’den Kürd Hoca demekle meşhur olan Bedîüzzaman Said Efendi Hazretlerinden vârid olmuştur.
 
Ey, şanlı asâkir-i muvahhidîn!
 
Ve ey, bu millet-i mazlûmeyi ve mukaddes İslâmiyyet’i iki def’a büyük vartadan tahlis eden muhteşem kahramanlar!
 
Cemâl ve kemâliniz, intizâm ve inzibâttır! Bunu da hakkıyla en müşevveş zamanda gösterdiniz! Ve hayâtınız, kuvvetiniz itâattir! Bu meziyyet-i mukaddeseyi en ufak âmirinize karşı bile irâe eylediniz! Otuz milyon Osmanlı ve 300 milyon İslâm’ın nâmûsu artık sizin itâatinize bağlıdır ve râyet-i tevhîd-i ilâhî, sizin yed-i şecâatinizdedir! Sizin o mübârek elinizin kuvveti de itâattir!
 
Sizin zâbitleriniz müşfiq pederlerinizdir! Kur’an, hadîs, hikmet ve tecrübe ile sâbittir ki âmire itâat farzdır. Ma‘lûmunuzdur ki, 33 milyon nüfus, yüz sene zarfında böyle iki inkılâbı yapamadı. Sizin o itâatten neş’et eden haqîqî kuvvetiniz umum milleti ve İslâmiyyet’i, medyûn-ı şükran etti. Bu şerefi hakkıyla te’yid etmek zâbitlerinize itâatledir! İslâmiyyet’in nâmûsu da o itâattedir!..
 
Bilirim ki, müşfiq pederleriniz olan zâbitlerinizi mes’ûl etmemek içün işe karıştırmadınız, şimdi iş bitti, zâbitlerinizin âğûş-i şefkatlerine atılınız! Şerîat-i garrâ böyle emrediyor! Zîrâ zâbitler ulu’l-emrdirler! Ve ulu’l-emre itâat farz-ı ayndır. Şerîat-i Muhammedî’nin muhâfazası da itâatledir!
Bedîüzzaman
Saîd-i Kürdî

 

[İkdam 3 Nisan 1325]"

 

 ***
Her zamanın bir telakkisi var! Yukarıdaki satırlar 31 Mart isyanı öncesinde [*] isyan eden askerlere hitaben yazılmıştı!
Lafızlar değişse de olayların hakikati değişmez! Bediüzzaman’ın olayı ele alış tarzında, içtimaî hayatımızı ilgilendiren küllî kanunların tecellisini görmek mümkündür!
İlk dikkat çeken kurumların ruhunu korumanın çok önemli olduğudur. Temel İslamî kurumların inkılap, devrim, değişim gibi kavramlar ile içi boşaltıldığında tamamen red ve inkara yol açan yapılanmaların ortaya çıkması kaçınılmaz olmaktadır.
Osmanlı yenileşme tarihinde bunun çok sayıda kurumsal örneği vardır. Söz gelimi medreselerin yerine kurulan modern mekteplerde bir daha medrese ruhu yakalanamamış, nihayet inkarcı nesiller kendilerinin önünü açan bütün İslamî kurumları tasfiye etmiştir.
Zabitlerini şefkatli bir baba, birliğini Peygamber ocağı gören Osmanlı askeri, kuşkusuz yaptığı işin ibadet olduğunun farkındaydı. Bu sır onu altı asır, yedi kıtada zaferden zafere koşturdu.
Alem-i İslam’ın umudu dün Osmanlı’ydı. Bu gün Türkiye’dedir. Yer yüzünün bütün mazlumları adaletin güçlü bir temsilcisine, hususan İslam coğrafyasının fakir Müslümanları, sığınacakları güçlü bir şemsiyeye muhtaçtırlar! Güçlü bir şemsiye ise, askeri, sivili, öğrencisi, memuruyla kanunlara itaat eden bir toplum yapısından ortaya çıkabilir.
Zayıf bir teslimiyet olarak görülse de yerine göre itaat, zalimlerin elini kolunu bağlayan en güçlü tepkilerden biridir! Elbette Allah’a isyan eden emirde, kula itaat edilmez!
Ancak ıslah yolunu tutan mürşidlerin, isyan eden önderlere kıyasla çok daha sağlam yollarla hedeflerine vardıkları hesaba katılırsa bu tespitin doğruluğu kendiliğinden anlaşılır.
Bir takım süslü ve aldatıcı kavramlarla Arap gençlerini sokaklara dökenler, aldatıldıklarını ve aldattıklarını anladıklarında, yorgan çoktan yad eller tarafından kapılmış olacaktır. Görünen ilk tezahürü, batının bölgeyi istediği sömürmesine engel olma tehlikesi taşıyan Afrika birliği çalışmalarının en büyük ortağı ve mali finansörü Libya’yı tasfiye etmektir.
İzah mizahı bozar denilmiş, herkes için itaat farz-ı ayındır. Demokrasi ve özgürlük getirme sözleri batılı işgalcilerin “Truva atına verdikleri” en yeni isimdir. Uzun ve sabırlı bir ıslah çalışmasının neticesi olmayan ve özellikle batılıların vaadleri ile ortaya çıkan her hareket, sömürgecilerin değirmenine su taşımaktan ibarettir. İsyan ve kargaşa İslam’ın ezeli düşmanlarına gözü kapalı teslim olmaktan başka bir netice vermez!

http://www.risalehaber.com/author_article_detail.php?id=10111

[*]: "31 Mart isyanı öncesinde" ibâresi kalem sürçmesi olmalı.. 3 Nîsan 1325, isyânın 4. günü oluyor..
R. Tashih