Pazartesi, 04 Temmuz 2011 09:06

DİNDARLARIN Kemalizmle imtihanı 04.07.2011
alt
“Kemalizmin kuruluşundan beri dini, dinî kavram ve kurumları devlet çıkarlan doğrultusunda kullanmaya itiraz eden dindar kesim, giderek kendisi aynı yola koyuluyor. Önümüzdeki süreçlerde Kemalistleşen dindarlar ile Kemalistleştirilemeyen dindarlar arasında ciddî bir ideolojik mücadele başlayabilir.”
 
MİLİTARİST VE DEVLETÇİ YEŞİL KEMALİZM
 
“28 Şubat süreci, dindar kesimlerin dünyayı okuma ve algılama biçimini, yaşam stillerini değiştirmiş, resmî tez ve söylemlerin dindar çevrede yaygınlaşmasıyla adeta yeşil Kemalist bir kuşağın yetişmesini sağlamıştır. Milliyetçi, militarist ve devletçi bir yeşil Kemalizm gelişmektedir.”
 
Yeşil Kemaliz mi?
 
İDEOLOJİ Mİ değil mi tartışması yapılan, modası geçmiş artık post-kemalist devir başladı denilen bir süreçte, kemalizm Türkiye’nin bütün renklerini tek tek teslim almaya devam ediyor. Ulusalcı kemalizm, laikçi kemalizm, Kürt kemalizmi derken şimdi de yeşil kemalizm... 80 yıllık ideolojik kemalist eğitim toplumun farklı kesimlerini aynı şekilde kodlamış, aynı rengin farklı tonları haline getirmiştir. Endişeli dindarların sayısı giderek artıyor zira, diğer renkler gibi, bazı İslamcılar (!) da kemalizmi kullana kullana kemalistleşme yolunda hızla ilerlemektedir.
Kemalizmin laikçilik dışındaki en belirgin özelliklerinden bazıları şüphesiz ki dışlayıcı milliyetçilik, militarizm ve devletçiliktir. Çağımızın vebası, ya da Einstein’in ifadesi ile çocukluk hastalığı olan milliyetçilik, demokrasinin başdüşmanı militarizm ve kalkınma önündeki en büyük engel devletçilik fikri giderek bazı İslami kesimlerde dini değerlerle yarışır duruma gelmiştir. Taban tabana zıt olan İslam ve milliyetçilik, İslam ve militarizm ile İslam ve devletçilik fikri bazı İslami kesimlerde kemalizmde var olduğundan bile daha güçlüdür. Tabi bu kronik benzerlik dışında söylemden düşünceye, eylemden sloganlara kadar giderek aynileşme eğilimleri artmaktadır.
Kemalist söylem giderek bu tabanda yer bulmakta, tekçi anlayış neredeyse imanın bir şartı haline getirilmektedir. Kemalizmin o buyurgan ve jakoben tavrı bazılarına sirayet etmektedir. “Bu ülkeye İslam gerekiyorsa onu da biz getiririz” tavırları, kemalizm öldü yaşasın (yeşil) kemalizm dedirtecek cinsten eylem ve söylemler yaygınlaşmaktadır. Devletin sahibi olma hastalığı ki faşizan bir düşüncedir, “Devlet şimdi asıl sahibini buldu” inancı bu kesime sinmiş bazı kişilerin en köklü ve batıl inanışlarındandır.
Kemalizmin kuruluşundan beri dini, dini kavram ve kurumları devlet çıkarları doğrultusunda kullanmaya itiraz eden dindar kesim, giderek kendisi aynı yola koyulmaktadır. Laik, demokratik bir hukuk devleti olan Türkiye, inançlarından dolayı insanların başta eğitim, seçilme ve çalışma hakkı olmak üzere bir dizi temel hak ve hürriyetlerini ihlal ederken, meşruiyet ve halk desteği için dini kurum ve kavramları hep kullanagelmiştir. Cuma hutbelerinde yeşil boyalı resmi ideolojiyi dayatarak milli kavramları dini kavramlardan 5 kat fazla empoze ederken (yapılan akademik çalışmalar sonucu elde edilen bir istatistik), şehitlik ve gazilik gibi İslami kavramları da bol bol kullanmaktadır. Örneğin, Diyanet toplumu resmi ideoloji çizgisine çekmekte devletin bir ideolojik aygıtı şeklinde kullanılmaktadır. Aynı işi diğer pekçok dünya devletleri ve örgütler de yapıyor diye bu düşünceye itiraz edilebilir. Doğrudur, fakat burada garip olan, dindar kesimin bir kısmının buna itirazı olmadığı gibi bu su-i istimala alet olmasıdır. Bir kısım İslamcı (!) basın ve yayın kuruluşları özellikle şehitliği resmi ideolojinin kullandığı anlamda oldukça istekli ve iştahla hem de daha fazla kullanabilmekte ve ona daha rahat bir dini kılıf uydurarak dini tahrif etmektedir. Kur’an ve hadislerdeki mana i harfisini (kavramsal anlamını) bozarak mana-i lafzisini (kelime anlamını) öne çıkarmaktadır. Aynı şekilde Peygamber Efendimiz döneminde hiçbir zaman düzenli bir İslam ordusu kurulmamış olmasına rağmen, orduya “Peygamber Ocağı” söylemi de bu kullanım alanlarından birisidir. Bu çizgideki dindar kesimlerin dini referansları bile Peygamber, Sahabe, İslam tarihi olayları ve İslami kişiliklerden ziyade, Çanakkale, M. Akif, N. Fazıl, Fatih ve Yavuz gibi milli kişi ve olaylardır. Bunun gibi pek çok dini kavram milli soslarla evrilerek gerçek anlamından soyutlanmakta milliyetçiliğe, militarizme, devletçiliğe, siyasete, ideolojiye ve/ya kişisel çıkarlara alet edilmektedir. Zannımca önümüzdeki süreçlerde kemalistleşen dindarlar ile kemalistleştirilemeyen dindarlar arasında ciddi bir güç, ideolojik mücadelesi başlayabilir.
Yeşil kemalizm ile ilgili diğer önemli ipuçlarından biri de özellikle internet haber portallarında yapılan yorumlarda ortaya çıkmaktadır. İslami kimlikli sitelerde yapılan yorumlarda kemalizm ve onun söylemini meşruiyet kaynağı olarak kullanan o kadar çok kullanıcı var ki, gerçek kemalistlerin bile Ata’larını emellerine alet ettiklerini iddia edebiliyorlar. Aynı şeyi politikacılarda da görüyoruz. Kemalist söylemi benimseme, içselleştirme ve yaygınlaştırmanın yanında meşruiyet kaynağı olarak kemalizme referans vermek giderek artmaktadır. Kemalizmin aslında bazı kesimlerce yeşil tonda yeniden üretildiği ve topluma dayatıldığı fikri giderek görünür bir hal almaktadır.
Özetle, 28 Şubat’ın başarılı olduğunu söylemek abartı olmaz. Bu süreç, dindar kesimlerin dünyayı okuma ve algılama biçimini, yaşam stillerini değiştirmiş, resmi tez ve söylemlerin dindar çevrede yaygınlaşmasıyla adeta yeşil kemalist bir kuşağın yetişmesini sağlamıştır. Bu yorumlar bazılarına abartı gibi gelebilir, fakat bugün endişeli dindarlar vardır, bu endişenin önemli kaynaklarından biri de gelişmekte olan milliyetçi, militarist ve devletçi yeşil kemalizmdir. Bence dindar kesimin ciddi bir özeleştiriye (nefis muhasebesine) ihtiyacı vardır. Demokratikleşme ve hürriyetlerini elde etme hayaliyle kendilerini bir anda bir (yeşil) kemalizmin içine gömülmüş halde bulabilirler.
Yrd. Doç. Dr. Nezir Akyeşilmen
Taraf 3.7.2011

http://www.yeniasya.com.tr/haber_detay2.asp?id=13902