EKREM KILIÇ
 
 
 
  
 
 
BİR GÜL SUNABİLDİK
 
 
 
 
 
ESKİ TARZDA
ŞİİRLER
 
 
 
 
 
 
ÖNSÖZ
 
 
            Arûz vezni ile yazdığım bu dörder mısra’lık şiirleri, arûzla yazılan diğer manzûmelerden ayrı bir kitapta toplamak istedim. Bence, bunların büyük bir kısmı, diğerlerine göre daha âhenkli, daha şiire yakın...
            Kısa oluşları, anlatıma kolaylık ve berraklık veriyor, kanâatindeyim. Eski tarzdaki dörder mısra’lı şiirlerin arasına, yeni tarzda dörtlükleri de kattım.
            Dalgaları biteviye oynayan denizin yakamozları gibi bir anlık duyuşları; titreşen yıldızlar gibi geçici sezişleri mısra’larla zabtetmeğe çalıştım. Bâzen, anlam duyguyu yendi; bâzen de, mânâ ses ve âhenge kurban gitti.
            Yazdıklarımın san’atkârâne olmasını elbette isterdim. Fakat, edebiyâtın bu dalı öyle büyük san’atkârlar gördü ki, bizim gibi, klasik edebiyâtın son nefeslerine ancak yetişen nesle, yapabilecek fazla bir iş kalmadı.
            Yine de, böyle bir ummanda birkaç kulaç atabilmiş olmanın bahtiyârlığını tatmak büyük bir saâdet...
            Umarım, Sizlerle bâzı mısra’larda paylaşabileceğimiz duygularımız bulunur.
            Saygılarımla.
 
             Ekrem KILIÇ                                                                                                          
        This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it. This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it. Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız                                                                               
 
 
 
 
 
KIT’ALAR
 
Âlemlere rahmet olarak geldi Muhammed! (asm)
Bulduk da hidâyet;
Bildik, ne bu hilkatdeki maksûd: muhabbet,
Allâh’a ibâdet...
22.12.1972
 
Bıkmış ve yorulmuş yaşamakdan;        
Ümmîdini kaybetdiği belli...
Zannım: yeniden canlanacakdı,
Bir dost onu etseydi tesellî...
22.4.1976
 
Bağlandığımız bunca emeller
Bir gün kopar en tatlı yerinde.
Yâ Rabb! Niye durmakda bu dünyâ
Bir ince, çürük tel üzerinde?!.
23.4.1976                                                         
 
Rahmet görünür her eserinde:
Yağmur, dolu, kar, fırtınalarda...
Ölmüş, kuru arz canlanıyor; bak,
Haşrin küçük emsâli baharda!
23.4.1976                                                          
 
Ey genç! Yiğitlik edeceksen
Göster bize bir başka cesâret.
Can vermesi bir anda, kolaydır;
Bir gàyeye bir ömrü fedâ et!..
23.4.1976                                                          
 
Millet sana ümmîdini bağlar;
Lâkin, bu ne hâl, ey delikanlı?!.
Hayfâ! Neyi umduk, neyi bulduk;
Gençlik: ele hayrân, eli kanlı!...
23.4.1976                                                         
 
Sızlar, yanar andıkça şu kalbim:
Ah! Boztepe, Çamlık ve Soğuksu..
İlk-gençliğimin geçdiği yerler...
Bir his beni ağlatdı, çocuksu...
23.4.1976                                              
 
İnsan bu mu? Et, kan ve kemikden;
İsyân ile ma’yûb olan insan...
Dünyâyı yiyip – yutsa tok olmaz;
Bir mikroba mağlûb olan insan...
23.4.1976
                                                         
Geçmişdi otuz bir yılı ömrün.
Yaş tam vasatın başları; lâkin,
Dün hayli zaman aynaya bakdım:
Belliydi keşif kolları mevtin...
26.4.1976                                                          
 
Beyhûde geçirdik koca ömrü
Ev derdi, geçim derdi deyip biz.
Hürr olduğumuz sözde kalır hep;
Evlâd ü iyâl, mâla esîriz...
26.4.1976
                                                           
Gitsem yazı bir bağda geçirsem
Mâzîdeki Benlerle berâber.
Ah! El ele tutsak da; hayâlim
Gezdirse o hoş günleri yer yer...
27.4.1976                                                         
 
Üst – baş yine toz, toprak içinde
Kaydıkça, çıkıp, kel tepelerden
Fâtih gibi etrâfa bakardık...
Bir çağdı o: âzâde kederden!
27.4.1976                                                          
 
Bağlar sökülüp tarla yapılmış
Hep bahçeler evlerle dolarken...
Pek az kişi üzgün bu durumdan;
En fazla da bir yaşlı çocuk: ben!
28.4.1976  
                                                        
Kaç yüz sene seyretdi sabırla
Üstündeki taşköprü, ey ırmak?!.
İnsan, su, zaman, hâdise akmış;
Bin bir izi mümkün mü ayırmak?..
                            28.4.1976
 
Şehrim, seni seyretdim uzakdan;
Sessizce kaçıp pençelerinden.
Bir lahza sükût.. sonra uğultun:
Nabzın duyulur burda, derinden...
28.4.1976                                                          
 
Rûhum şu pınardan alır ilhâm;
Tavrında nebîlerden eser var:
Etrâfa bütün feyzini saçmış,
Sessiz ve fedâkâr, nice yıllar...
28.4.1976                                                         
 
Dinlendi bu gözler yeşilinde,
Bir dişbudağın nakşına bakdım.
Mümkün olabilseydi bu yerde
Yıllar yılı hayran kalacakdım...
28.4.1976                                                          
 
Etrâfı ağaçlar ile kaplı
Bir bağ yolu.. boş, gölgeli, sâkin;
Kuş sesleri.. bir türkü hafifden...
Artık o hayat kalmadı lâkin!
28.4.1976                                                         
 
Yaşlı gözlerde tecessüm ederek
Bir fotoğraf: baba, kardeşler, ana;
Ansızın insanı kavrar, götürür,
Tâ çocuklukda geçen yıllarına...
12.8.1977                                                          
 
Hani, kalblerde sıcak duyguların
Yeşerip durduğu altın çağda,
Ne güzel günlerimiz geçmişdi
Arkadaşlarla berâber, bağda...
12.8.1977                                                         
 
Göle aksetdi hayâlin, sessiz;
Yürüdüm, görmek için, birkaç adım.
Seni yıldızlı göğün altında
Yapayalnız otururken tanıdım...
12.8.1977                                                          
 
Bir ömür geçdi; fakat, kalmadı iz
İki – üç tatlı hayâlden başka!
Ne ticâretde kazandık, ne sevâb..
Elde yok, bolca vebâlden başka!..
12.8.1977                                                          
 
Seni bekler dururum, ey Ramazan!
Sevilen kimseyi beklercesine.
Senle birlikde geçen günlerime
Yeniden başlamak istercesine...
30 Şâbân/15.8.1977                                                          
 
Geldi sessizce mübârek Ramazan,
-Bize dünyâ ne büyük bir dertdi.-
Sûr’u çalmış gibi İsrâfîl’in,
Lâkayıt kalbleri hep ürpertdi...
1 Ramazan/16.8.1977                                                          
 
Bilemem neden o kadar güzel
Şu, çocukluğun ramazanları?
Daha dün imiş gibi canlıdır;
Hiç unutmadım ben o anları...
16.8.1977                                                          
 
Geri gelmez, bilirim, günlerimiz;
Bize yalnız onu anmak kaldı.
En güzel çağları etdik zâyi’,
Kaybolan gençliğe yanmak kaldı...
16.8.1977                                                          
 
Hiç düşündün mü, ey insan, Rabb’in
Seni dünyâya neden gönderdi?!.
O’na isyân ediyorsun hâlâ;
Nice ni’met, nice varlık verdi...
16.8.1977                                                          
 
Niye korkar ki ölümden insan?
Bir geçitdir, onu herkes geçecek.
Giden ahbâba kavuşmak dileyip
Gidilen tek yolu er –geç seçecek...
16.8.1977                                                          
 
Ramazan akşamı bir başka olur:
Önce iftâr edilir neş’e ile;
Kalkılır, sonra terâvih kılınır..
Unutulmaz, seneler geçse bile...
16.8.1977                                                          
 
Yine her kalb iyilik dolmuşdu;
Gitdi lâkin, ne mübârek aydı!..
Diyorum sevgiye hasret kalarak:
Keşke her gün ramazan olsaydı!
16.8.1977                                                          
 
Saçdı âlemlere rahmet Allâh,
İndi Kur’ân bu mübârek ayda.
Beşeriyyet ona çok şey borçlu;
Onda fen, felsefe, hikmet, fayda...
18.8.1977 
                                                         
Yüce Kur’ân-ı Kerîm hürmetine,
Yâ Muhammed! (asm) Bizi ümmetden say!
Kıl şefâat bize, kurbân olalım;
Sen yetişmezsen eğer, vay bize vay!!!
18.8.1977                                                                      
 
Ah! Ne gàfilce geçirdik ömrü,
Boş imiş güldüğümüz neş’eyle!
Yüzümüz kapkara geldik kapına:
Yâ İlâhî! Bize rahmet eyle!...
18.8.1977                                                          
 
Saf saf olmuş, oturur mü’minler;
O güzel yüzleri gör: nûr akıyor.
Ne şerefdir Sana kulluk, yâ Rabb!
Buna gıbtayla melekler bakıyor...
19.8.1977                                                          
 
Her çiçekden daha lâyık bularak benzemeğe
Gülü, çoklar, teninin rengine benzetmişler.
Kimi ismet, kimi iffet, kimi safvet diyerek;
Yâ Muhammed (asm), Seni bir gül ile remzetmişler!..
25.8.1977                                                      
 
Yâ Muhammed (asm)! Gül, ezelden duyarak hoş kokunu;
İştiyâkdan kızarıp sonra sararmış, solmuş...
Bir de, derler ki: “Hicâbdan, yüzünün penbeliği.”
Çünki: sevmiş Seni candan, Sana âşık olmuş...  
25.8.1977                                                                         
                                                                       
Ondadır leyl-i regàib, mi’râc;
Bu gelen ay, ne mübârek aydır!..
Arkadan gelmede şâbân, ramazân..
Nefsi artık kötülükden caydır!
4.6.1978                                                            
 
Ümmîdini kaybetmemeliydin;
Dînince yeis, bil ki, günahdır!
Zannımca unutdun bunu, dostum:
Her bir geceden sonra sabahdır...
4.6.1978                                                            
 
Bize ünden, paradan bahsetme;
Koca dünyânın ehemmiyyeti yok!
Ölçümüz sâdece ma’nâ iledir;
Maddenin beş paralık kıymeti yok!
27.6.1978                                                          
 
Gülerek seyrederiz her olayı;
Çünki: îmân bize vermekde güven.
Rabb’imiz her işi hikmetle yapar.
O’na kul ol; daha hiç korkma, güven!
27.6.1978                                                                      
 
Hırsa kapdırma, sakın, kendini hiç!
Çünki: hırs, insana vermekde zarar.
Bulmamışsan ebedî mutluluğu,
Koca dünyâ senin olmuş, ne çıkar?!.
18.7.1978   
                                                                   
Her gün yeniden doğarken insan
Kaç kerre ölüp de, bir cihetde,
Hâlâ: “Acabâ nasıl olur,” der,
“Ölmek ve dirilmek, âhiretde?!.”
18.7.1978                                                          
 
Bizi ancak ebediyyet doyurur;
Burda yalnız avunup durmadayız.
Biliriz: faydası yok boş emelin;
Yine bin tatlı hayâl kurmadayız...
19.7.1978                                                         
 
O ne kudsî, ne mübârek aydır:
Arıtır kalbleri kirden, ramazan!
Gafletinden uyarır bir çoğunun
Sarsarak nefsini, birden, ramazan...
7.8.1978                                                            
  
Bütün ömrünce kalır insanda,
Unutulmaz bu kabil hâtıralar.
Hep güzeldir: acı yâhut tatlı..
Her tahatturda buruk bir zevk var...
7.8.1978                                                           
 
Çalışıp durmadayız dünyâya
Gidiyorken bilinen âkıbete.
Bırakıp gafleti, hiç olmazsa,
Yılda bir ay bakalım âhirete!
7.8.1978                                                            
 
Şu fedâkârlığı yapmak zor mu?
Niye hâlâ ediyorsun mız-mız!..
Kârlı aydır, kaçırılmaz, ramazan:
Bire bin bahşediyor Hâlik’ımız...
7.8.1978
                                                            
Eski bayramlara hasret çekerim:
Ne o ma’nâ, ne merâsim kaldı!
Neş’e bencil, o sevinçler bencil;
Şimdi bayram yapacak kim kaldı?!.
26.8.1978                                                          
 
Ne çabuk geçdi mübârek ramazan!
Böyle bir ay veren Allâh’a şükür.
Yine bir bayramı idrâk etdik;
Bunu sağ gösteren Allâh’a şükür...
26.8.1978                                                
 
HZ. VEYSE’L-KARÂNÎ
 
Öyle bir kalb taşıyor hazret-i Veys: hisli, rakîk;
Her zaman gözleri yaşlar doludur, gönlü hüzün...
Hasretinden yüce Peygamber’e, dünyâ kararır;
Farkı yokdur, bu sebebden, geceden gündüzünün...
20.3.1990                                                         
II
Ömrü oldukça uyup annesinin isteğine,
O izin vermese, dönmezdi bir an arkasını;
Ederek böylece Allâh’ı da râzı, ulu Veys,
Ne şerefdir, O’na gönderdi Nebî (asm) hırkasını...
19.3.1990                                                                 
 
Pek bol keseden harcadı millet senelerdir;
Hep “Borç yiğidin kamçısıdır!” felsefesiyle.
Birden tükenip kaldı yolun orta yerinde,
Bir çâre arar şimdi kesilmiş nefesiyle!..
2.5.1994
                                                                    
Tiryâkîsi olduk nice bomboş hevesin biz,
Arzûlara uygun yaşadık hayli zamandır.
Pek doğru bu söz: “Körle yatanlar, şaşı kalkar.”
Gör hâlini halkın, işi feryâd ü figandır...
2.5.1994                                                                     
 
Necmeddin Şâhiner’e
 
Çağın müceddidi Nursî’yi dâim anlatarak;
Duyurdu âleme, örnek hayât hikâyesini.
Çalıştı, yılmadı yıllarca Şâhiner, aslâ:
Yayınlayıp nice âsâr, yaşatdı gàyesini...
18.04.2000                                                      
                                                                                                    
Uymazsa beşer Hâlik’ının emrine, böyle;
Gelmez mi belâ üstüne binlerce belâlar?
Ders almasa ibret ile hâlâ beşeriyyet,
Her gün dökerek göz yaşı, feryâd ile ağlar…
Ş.Urfa, 29.04.2010 
                                                            
Vehîb Sinân Rıhlet Etti
 
Çizerek hep, Vehîb Sinân, nice tip,
Mütebessim bıraktı gitti bugün…
Mütevâzı’ ve münzevî yaşadı.
Duydu ahbâb, bu ayrılıkla hüzün…
Ş.Urfa, 19.04.2010                                                
 
Ûd Taksîmleri
 
Bilmez çoğumuz Kontani*, Melkon* ile Mayk’ı;*
Rûh, nağmelerin hüsnüne hayrân ve de şaşkın…
Zevk aldığı taksîmleri paylaştı bizimle,
Bir eski kayıttan bularak Mustafa Taşkın.
 
* Ûdî Mavrothis Kontanis
* Ûdî Marko Melkon
* Ûdî Mike
Antakya, 22.07.2010                                   
 
Utanır söyleyemem, hayli günah hâmiliyim;
Sayamam, suçlarımın öyle büyük bir nicesi!
Ne ibâdet yapabildim, ne de hakkıyla şükür;
Beni afveyle İlâhî, bu Berâet gecesi…
Antakya, 27.07.2010                              
 
İndirilmiş bu mübârek gece Kur’ân-i Kerîm.
Ömre seksen sene katmak dileyen Kadr’i arar…
Yüce Allâh övüyor eşref-i leyldir diyerek;
İniyor Rûh ve melekler yere tâ fecre kadar!
Antakya, 06.09.2010
                                                  
Cennetdeki bahçelerde yalnız,
Eksik bulamaz ararsa insan.
Her türlü kemâlde bir kusûr var;
Hakk, âlem-i kevni kıldı noksan…
Antakya, 08.09.2010                             
 
HİCİV KIT’ALAR
 
(Kâğıda yine zam yapıldı.)
 
Kâğıt, ekmek gibi lâzım bence.
Zammı en son yapınız bunlara siz!
Milletin karnı doyar ekmekle;
Aklı lâkin, ilim ister, şeksiz...
25.6.1976                                                  
 
(Onbirler Hükûmeti kuruldu.)
 
Bin hîleye başvurdu Bizans’dan alarak ders:
Onbirler’i koltuk ile kandırdı Kar’oğlan.
Her yerde kırıp bir sürü pot, çam devirince;
Halk Partili kim varsa utandırdı Kar’oğlan...
23.5.1978
                                                      
(İktidâr Partisine iltihaklar arttı.)
 
Yağmalık bir nice mal var, diyerek
Gözaçıklar koşuyor çarşınıza.
Devletin mâli denizdir; yiyiniz!
Bir gün Allâh çıkarır karşınıza...
24.5.1978                                                    
 
(TRT iktidâra çalışıyor.)
 
Radyo zâten çalışır şahsınıza,
Televizyon dahi reklam ediyor.
Ne vakit olmasa ceryan, millet
Dinlenip şöylece bayram ediyor...
24.5.1978                                                          
 
(İktidâr rejimi değiştirmekten sözediyor.)
 
Barut üstünde uzanmış yatana
Karşıdan gülmede şeytân-ı racîm.
Uyusun, elleme, gafletlûlar!
Sürecek zannediyorlar bu rejim...
 4.6.1978                                                
 
(Militanlar devlet kadrolarına dolduruluyor.)
 
Ededursun militanlar işgal,
Devletin çarkları dönmez oldu!
Günde kırk vak’a olur en az; ya,
Kırkda bir radyoda denmez oldu...
4.6.1978                                                
 
(İktidâr olaylara seyirci kalıyor.)
 
Hani siz nerdesiniz, çan çan öten,
İki genç öldü, deyip kalkanlar?!.
Farkı yok mezbahadan memleketin;
Sesiniz çıkmaz akarken kanlar!
25.5.1978                                                          
 
(İslâm ülkeleriyle temas aranıyor.)
 
Umulur şey mi, gâvurdan dostluk?
Bize vardır yine bizden fayda!
Müslüman, kardeşi saysın. Hay hay!
Önce sen kendini müslim say da...
4.6.1978 
                                                            
(Olaylara rağmen Başbakan gülebiliyor.)
 
Bir böyle büyük tehlike varken
Hâlâ ne kadar neş’eli, şensin!
Yurdum ateş almış yanıyorsa
Tek mes’ulü vardır, o da: Sensin!!!
27.8.1978                                                          
 
(İktidâr Rusya’ya yanaşmaya çalışıyor.)
 
Allah sana iz’an vere, ahbâb;
Bilmez gibisin düşmanı, dostu!
Bir şey değil ammâ, sanırım ki,
Tez kapdıracaksın ele postu...
27.8.1978                                                   
 
(İşverenler Sendikası iktidârı desteklemekten vazgeçiyor.)
 
İşverenler de nihâyet ayılıp gafletden,
Bakdılar iş kötüdür; yok sonu istikbâlin.
Yeni bir yol arayıp kurtaracakdır gemiyi,
Başlamış çarkını döndürmeğe kaptan Nârin...
27.8.1978                                                   
 
(Öğretmenler birbirine girdi.)
 
Nedir onlar kuzum, öğretmen mi?
Yoksa TÖB-DER’li harâmîler mi?
Kimi Çin yanlısı hâin, kimi Rus;
Sorunuz, hiçbiri “Türküm!” der mi?!.
26.8.1978                                                          
 
(Türk-İş Başkanı iktidâr partisinden senatör oldu.)
 
Senatörlükle mühürlendi akid;
Ecevit, Tunç’la ne hoş anlaşdı.
O kadar ince ve mâhirce ki iş,
Satılan işçi de aptallaşdı...
26.8.1978                                              
 
(Anarşi daha hızlandı.)
 
“Bir günde durur; biz gelelim,” dendi “anarşi.”
Lâkin, yedi aydır daha hızlandı ve coşdu.
Bildik: bu da bir başka Frankenstein’dır;
Söz dinlemeyip, mûcidi mahvetmeye koşdu...
27.8.1978
                                                        
Halk Oylaması
 
Gidiniz sandığa tezden! Kırınız zincirini…
Sorunuz millete artık; hani “cumhûr” ne diyor!
Adı var, kendisi yok hürriyetin, kaç senedir;
Halka hizmet edecekler, ona hep zulm ediyor…
Ş.Urfa, 11.04.2010                                                  
 
Baykal’a Kim Yaptı
 
Olmaz kişinin mahremi fâş; suç bile olsa!
Yok dînde tecessüs, buna râzı değil Allâh…
Uygun bir usûl, tarz-ı siyâsetçe de makbûl;
Halk derse seçimlerde çıkıp, Baykal’a: “Yallah!”
Ş.Urfa, 10.05.2010                                                    
 
NAZMLAR
 
Mü’min, ümidsizlik kemâlâtın için mâni’adır!
Nevmîd olunmaz; çünki rahmet çok büyük, vâsi’adır.
Lâ taknetû min rahmeti’llâh” âyetinden ders al;
Hep ilticâmız tek olan, rahmân olan Sâni’adır.
16.12.1972                                                           
 
Şükrün ziyâdeleştiriyor, azsa, ni’meti.
Şekvâ da fazlalaşdırır elbet, musîbeti.
Artık düşün – taşın da, ey insan, karar ver;
Hamdet! Şikâyetin olur ithâm, rahmeti...
18.12.1972                                                            
 
Dur, bak! Bu tümsek annen, babandır.
Dünyâya gelmek bir imtihandır.
Aklında olsun, dikkatli davran;
Bir gün denir: “Gel artık, sırandır!”
18.12.1972                                                          
 
Ara, hastalandı isen devâ!
O tabîb-i hâzikı bul, ama...
Verecek şifâyı Cenâb-ı Hakk
Beşerin eliyle.. sebeb bu ya!
18.12.1972                                              
 
Tenbele yok hakk-ı hayat, arkadaş!
Hilkate bak, dersini al; git savaş!
Yan gelerek yatma; düşün, Hakk neden
İnsana vermiş iki el, bir de baş?..
18.12.1972                                                         
 
Fütûr etme “Elhamdülillâh” demekden,
Nasıl hiç bıkılmazsa ekmek – yemekden!
Şükürdür vazîfen, unutdun mu nefsim?
Bak, öğren şu taşdan, ağaçdan, böcekden!
18.12.1972                                                               
 
Abesdir şekle etmek fedâ, ma’nâyı şâir!
Libâsın çok musanna’, diken hayyât-ı mâhir.
Fakat dar gelse bir gün; vücûdundan kesersen
Ne derler sence bilmem.. derim: “Dîvâne zâhir...”
18.12.1972                                                                
 
Vatanımda bir gariblik sezerim vakit vakit ben.
Olurum onun keder ortağı, ağlarım içimden.
Onu bir yetîme benzetmede titreyen hayâlim...
Hani sâhibin güzel yurt, hani nerde, yok mu kimsen?
19.12.1972                                                                      
(Hadîs-i Şerîf meâli.)
 
“Âhir zamanda her kim gelmiş de ümmetimden
Sâlih ameller etmiş, yapmışsa sünnetimden;
Allâh o şahsa bahşetsin yüz şehîd sevâbı.
Mahşer gününde artık, elbet şefi’iyim ben...”
19.12.1972                                                                 
 
Beklemeyip geçer zaman;
Sonra hesâbı pek yaman.
Gençliği her vakit arar
Boş geçirip çalışmayan!
 20.12.1972                  
 
Pek çoğu dünyâya gelir,
Hilkatinin sırrı nedir,
Bilmeyerek kabre koşar!
İşte bu hâl tehlikedir...
20.12.1972                                              
 
“İktisâd eyleyen insan geçiminden dara düşmez.”
Doğru söz, hem de mücerreb. Fakat, îzâh bana düşmez.
Bu hadîs, olsun oğul, dinle, hayâtın boyu düstûr:
Kimseden alma ne minnet, ne de borç; alnın açık gez!
20.12.1972                                                  
 
İlâhî, ilmi lutfet; câhilim ben.
Şu uykumdan uyar, çok gàfilim ben.
Bütün bilgim ve sa’yim dehr içinmiş;
Huzûrundaysa müflis, sâilim ben...
21.12.1972                                                                      
MÂHİR İZ İÇİN
 
Hakk Teâlâ, muhterem üstâdımız Mâhir Bey’e,
An-garîb, âcil şifâlar lutf ü ihsân eyleye!
Hizmetinden müstefîd olmak diler pek çok kişi;
Etse îcâb, ömrümüzden, râzıyız gün vermeye...
17.4.1974                                                          
 
Daldığım düşden uyandırdı hakîkat, birden.
Boşa bel bağlamışım bunca değersiz şeye ben!
Sonu, mâdem, bırakıp gitmek imiş dünyâyı...
Var mı bir çöp götüren? Bak, eli boş gitdi, giden!
4.8.1975                                                           
 
Bak, nazma ne âhenk ve ne renk verdi rübâî,
Bir lâleye yâhut güle benzerdi rübâî;
Îran’da doğup, aldı feyiz toprağımızdan.
Şi’rin tacı üstündeki cevherdi rübâî...
16.7.1975                                                     
 
Kanma, dostum, bu gülüşler sahte!
Eğilişler, bükülüşler sahte!
Sahtelik: asrımızın hastalığı;
Sen bırak gerçeği, düşler sahte...
9.8.1977                                               
 
Hani dostlar, hani yârân nerde?
O samîmî, o saf ihvân nerde?
Bir tebessümle savılmakta adam;
Karşılıksız verilen can nerde?!.
9.8.1977                                            
 
Şefkat ömrünce tükenmez aslâ!
Annenin hakkı ödenmez asla!
Pâyi altında dururken cennet
Söz değil, “Öf!” bile denmez aslâ!
10.8.1977                                         
 
Hâtırladıkça durmaz akar gözyaşım benim;
Hâlâ nedâmetiyle perîşân başım benim!
İmkânı vardı görmemin Üstâd’ı sağ iken;
Gafletdi lâkin, ah, o zaman yoldaşım benim!..
27.12.1977    
                                               
ORDUNUN DÖNÜŞÜ
 
Bir heyecân, bir heyecân: işte bu dem beklenen ân!
Kır ata binmiş, gelen O! Bin yaşa, ey Şâh-ı Cihân!
Görmek için halkı bütün yolları tutmuş geceden.
Ordu seferden dönüyor; önde muzaffer, yüce Hân...
24.4.1978     
                                                                  
DONANMANIN DÖNÜŞÜ
 
Nasıl da dehşete düşmüş cihân bu son zaferinden!
Övüp de bahsedecek millet, en küçük neferinden.
Sevinçle çalkalanırken bütün bir imparatorluk;
Donanmamız dönüyor şanlı Akdeniz Seferinden...
26.4.1978
                                                                        
ÜSTÂD
 
Uzak, yakın dinlemez, koşardı her hizmete.
Demezdi: “Değmez bu iş, bu türlü bir gayrete.”
Bu asra mürşid O’dur! O’dur Bedîüzzaman!
Olurdu hayran duyan, bu çok asîl himmete...
25.4.1978                                                                   
 
El için dostluk bozulmaz.
Kan döküp, insan vurulmaz.
Vurduğun öz kardeşindir;
Kahramanlık böyle olmaz!
26.4.1978                                              
 
Yurdum ki, soyumdandır emânet;
Yâ Rabb, bu kalan parçayı hıfzet!
Dînim gibi, ırkım da bulur son;
Hâşâ, ona eylersem ihânet...
4.6.1978
                                                             
Ebediyyen yaşamak istiyoruz,
Nice bin tatlı emel besliyoruz.
Bir felâket bizi sarsınca fakat:
“Boş hayâller imiş, eyvâh!” diyoruz...
27.7.1978                                                            
 
Cihâna boş veririz, “Hep isim-resim.” diyerek.
Adım adım yürürüz, “Âkıbet bizim.” diyerek.
Ne türlü hâdise ceryân ederse, seyrederiz:
“Her işde hikmeti vardır, Hudâ kerîm.” diyerek...
19.7.1978                                                       
 
Sisler arasından çıkarak şöylece bir an,
Bir his gibi gel, duygulu bir nağme mırıldan;
Bir besteden üç-beş nota hâtırlatarak git,
Mâzîme karış, hâfızamın ardına saklan...
27.4.1983                                                             
 
Bir dost dedi: “Şâir diyecekdir sana âlem.”
-Gerçek nice şâir dolu, bir baksana, âlem.- 
Şâirliği geçdim, müteşâir de desinler;
Korkum bu: tevârüd ola, hırsız sana âlem...
29.4.1983                                                               
 
Darda kalsan koşacak, derdine dermân olacak;
Anlayış, his dolu bir kalb ile şefkatli kucak
Olarak, varsa kusur hoş görecek, afvedecek
Dosta muhtaç beşeriyyet... Ama, nerden bulacak?!.
27.4.1983                                                               
 
Yeltenmededir âlemi keşfetmeğe ammâ,
Dâim, beşeriyyet kalıyor kendi muammâ.
Dünyâya ayak basdığı andan beri sırdır;
Her vechesi bir başka onun, sanki mülemmâ...
                 4.5.1983
                                                                  
Hz.VEYSEL KARÂNÎ
 
Îmanla bilip Rabb’ini, keşfetdi Cemâl’i,
Rûhunda muhabbet duyarak buldu kemâli.
Gıbtayla bakıp yâd ederiz, hazret-i Veys’in
Bir anneye hürmet ederek erdiği hâli... [*]
                 19.3.1990                                                                 
[*] İsmâil Bahâ Sürelsan tarafından bestenigâr makamında, ilâhî formunda bestelenmiştir.
 
II
Veysel’in çekdiği hasret sararak ufkumuzu,
Aynı hicranlı duyuşlar kaçırır uykumuzu.
Bir kıvılcım gibi sıçrar da gönülden gönüle,
Püsküren lavlara benzer, kavurur rûhumuzu...
                                            19.3.1990                                                                                 
 
III
Derler ki: O, sırr oldu, şehîd olduğu yerde.
Herkes O’na sâhib çıkarak söyleseler de,
Veys’in, bu ziyâret edilen kutlu makàmı
Gerçekde bilinmez nicedir; makberi nerde?!.
19.3.199                                                   
Necmeddin Şâhiner’e
 
Hizmette fedâkâr ve cesûr, öncü neferdi;
Yazdıkları kıymetli, mühim, kaynak eserdi.
Üstâd’ı gören zâtları hep eyledi tesbît;
Bir ömrü Bedîüzzaman’ın uğruna verdi...
12.04.2000                                          
 
Mevlevî Âyîn-i Şerîfi
 
Duyduğumuz aks-i sadâ, ceddimizin bestesidir;
Rûha kemâl feyzi veren zevk-i selîmin sesidir.
Şems-i risâletde yanıp etdi semâ hazret-i Pîr;
Hakk’a urûc eyledi, ol, ekmel-i halk rütbesidir.
      Ş.Urfa, 18.04.2010                                                         
Esbâbı bırak, hâli o an zevk edeceksin;
Varlıklara bak, Hakk’ı ayân derk edeceksin…
Mevlâ’ya giden doğru, emîn yol arıyorsan;
Sünnet yolunun gayrını hep terk edeceksin!
    Antakya, 24.07.2010                                                        
  
Deri, tel, tahta, kamışdan nice savt dinletiyor;
Mûsıkî, insanı teshîr ile te’sîr ediyor.
Koca bir âlemi teşkîl ile hadsiz nağamât;
Kulağın Sânii Allâh, sesi halk etdi diyor
                                  
Antakya, 28.07.2010                                    
 
Çalarken ney bu taksîmi sultânî-yegâhdan,
Kulakdan rûha akmakda ilhâm her cenâhdan.
Sadâlardan yaratmış güzellikler ki, Allâh;
Beşer, Sâni’i bilsin ve bulsun hem bu râhdan…
Antakya, 01.09.2010                                        
 
Dinledim dün gece rast faslını kâm-rân oldum.
Rûha kim sesleniyor? Keşf ile şâd-mân oldum.
Mûsıkî âlemi ummân gibi sonsuz ve derin;
Halk eden Kudreti takdîs ile hayrân oldum.
Antakya, 12.09.2010
                                     
 HİCİV NAZMLAR
 
Bayramda da gelmezsin câmi’e, beyim, lutfen.
Sanmam ki, ilim meşgul etmiş seni yâhut fen...
Yirminci asır, boş vaktin var mı ki? Ma’zûrsun!
Ömrün geçiyor maç, dans, çay, parti.. filan derken...
16.12.1972                                                             
 
Koalisyonda biz olsak ortak
Yapılan işlere bak sen, ne kıyak!
O hükûmet değil aslâ meşru’,
O makamlarda eğer biz yoksak!
21.6.1976                                              
 
İndimde benim bir, diye muti’ ile âsî;
Gafletle uyuklar yine hâlâ şu siyâsî...
Mü’min – komünist aynı cezâ görmeli. Hay hay!
Kantar, Karakuş remzidir; adlinse terâzî...
21.6.1976                                              
 
(Ecevit Rusya’dan döndü.)
 
Gitdi bizim kahraman, geldi bizim kahraman.
Yapdığı iş çok büyük... Ah ne şeref, ah ne şan!
Rusya’yı fethetdi; yalnızca değil Kıbrıs’ı...
Erkli Kremlin, Lenin.. sizlere hayran o can...
21.6.1976                                                 
 
(Üç anarşist vuruldu.)
 
Zâlim, niye kırdın bu fidancıkları böyle?
Yıllarca büyütdük bu yılancıkları böyle.
Birkaç kişi ölmüş diye asker ve sivilden
İnsanca mı, üzmek bu kızancıkları böyle?!.
22.6.1976                                                       
 
Elde varken olanak böyle hele,
Kaldırım yapmalı yoldaş, acele!
İktidâr hep yatırım yapdı, bakın;
Verecek yurdu barajlarla sele...
22.6.1976                                              
 
Kànun biziz! Bizimdir devlet içinde devlet!
Biz haklıyız ne yapsak hep, çünki bizde kuvvet.
Millet, vekil seçermiş; seçsin. Bizim ya son söz!
Kàdirse, işte meydan! Bozsun, gelip de millet!
22.6.1976                                                          
 
(İtalya’da seçimler sonuçlandı.)
 
Neş’eden Ford’a neler söyletdi;
Kosigin, kim bilir artık, n’etdi?
Âferin dense İtalyanlara, hak!
Sağı memnûn, solu memnûn etdi...
24.6.1976                                                       
 
(... Odaları halka rağmen konuşuyor.)
 
“Eskiden çekdi saraydan ve konakdan millet.”
Dediler; biz de inandık. Bilemezdik elbet...
Sarayından, konağından odalar kaldı geri;
Şimdi onlar okutur ceddine binler rahmet!
25.6.1976                                                       
 
Televizyon denilen derde giriftâr olduk.
Arı soksun, dili uydurmaca.. hep öyle bozuk!
Yüzde doksan iyi olsaydı, fakat tam tersi;
Gösterip öğretiyor halka modern haydutluk...
25.6.1976
                                                              
PROF.
 
Kara cübbenizle şereflenir bilim öğreten üniversite.
Köküdür bugünki anarşinin de, hakîkaten, üniversite.
Biliriz, zarar nereden gelir? Ne lüzûmu var bize düşmanın!
Bulunur iken bu prof.ların, bu senin çeten, üniversite!
25.3.1977      
                                                       
SENDİKACI
 
“Hizmet etmek için gerekli.” denir;
Kesilen âidât ne hoşça yenir!
Seçilir gerçi reyle sendikacı,
Parazitdir, hep işçiden geçinir...
                                            25.3.1977
 
MEMUR
 
Çıkmaz işler buradan; sense kolay şey sandın!
Kaş çatık, çehre eğik; zannolunur düşmandın...
“Sen, bugün git de yarın gel!” diye tersler adamı;
Devletin çarkına düştün mü, vatandaş, yandın!
17.3.1977                                                      
 
TÜCCAR
 
En ucuz malda yüzde yüz kâr var;
Daha hâlâ yetinmeyip ağlar.
Karaborsayla ihtikâr yaparak
Çalışır, zor beş-on kuruş sağlar...
18.3.1977                                              
 
ÖĞRETMEN
 
“Adam edin!” diye teslim edip çocuklarını
Zavallı millete bak, harcıyor bütün varını.
Beyin yıkar-ütülermiş, meğerse, öğretmen...
Bugünki hâli görüp siz hesâb edin yarını!
24.3.1977                                                     
 
TALEBE
 
Talebeydi dün şu senin adın.
Ya bugün nedir? Ve ne maksadın?
Komünist mi yoksa faşist misin?
“Adam ol!” dedik; adam olmadın...
24.3.1977                                                          
 
Dostu kim, düşmanı kim? İşçiler artık tanıyor.
Bu hükûmet bizi aptal ve sağır, kör sanıyor.
Dün tarafdardı; bugün karşı çıkar haklarına.
İşçi kardeş, sana sessizce oyun oynanıyor!
23.5.1978                                                         
 
Sözüm bugün düne uymaz ya belki; ma’zûrum:
Muhâlefetde iken isteyin, o başka durum.
Ben iktidarda isem hoş değil zam istemeniz!
Kapandı hep kapılar; ben nasıl nakit bulurum?!.
23.5.1978                                                         
 
AZINLIKLAR
 
Gözümüz yok senin kazancında.
Hürsün elbet de, hem inancında.
Etme lâkin bu yurda hâinlik!
-Değiliz pek senin yabancın da...-
24.3.1977
                                                
GAZETECİ
 
“Vatan! Vatan!” diyerek hep basardı yaygarayı;
Çalardı herkese, pek ustalıkla, bin karayı.
Ne gazteciydi! “Bulunmaz benim eşim.” derdi;
Yazık vatandaşa! Kaybetdi ünlü maskarayı...
24.3.1977                                                        
 
MİLLET VEKİLİ
 
Önce koş, hayli didin, seçmeninin kahrını çek;
Bolca rey topla, tasavvurların olsun gerçek.
Yirmi bin ayda maaş, fazla gelirler hâriç;
Yanıyor bağrı: vatan-millete hizmet edecek!
18.3.1977
                                                       
MİLLETİN ASİLİ
 
Bini aşmış, sayılmıyor derdim.
Çâre bulsun deyip de gönderdim.
Ey vekil! Sense yan gelip yatdın;
Rey verirsem seçimde, nâmerdim!
18.3.1977 
                                                         
DOKTOR
 
Aklınız varsa gitmeyin yanına;
Girecek, yâhû, insanın kanına!
Tıbbı yutmuş, Hipokrat’ın halefi;
Hastanın bakdı önce cüzdanına...
17.3.1977
                                                          
AVUKAT
 
Kara cübbemle çenem emrine âmâde, beyim!
Tanıyan çok bulunur, sor beni; öğren ki, neyim?
Dâimâ haklı çıkardım beni tevkîl edeni;
Kesenin ağzını aç, kànunu ters-yüz edeyim...
17.3.1977                                                              
 
Tekdir, eşi târihde bulunmaz!
Derler kimi: aptal, kimi: kurnaz...
Benzer ya vatanpervere hâli,
Lafzında hiyânet sezilir az...
23.5.1978                                              
 
Afganistan’da olanlar daha dün
Bize yetmez mi acep, hisse içün?
Böyle gafletde devâm etsek eğer
Gelecekdir sıra, er-geç bir gün...
4.6.1978                                                            
 
Ücretleri dondurmalı; ma’lûm: para mâfiş!
DİSK   istese ver; verme eğer istese TÜRK-İŞ...
Maksad apaçık: işçiyi kaydırmalı DİSK’e.
Gafletden uyan, ey dede Tunç, yoksa biter iş!!!
25.5.1978                                                                  
 
İhtiyaç var çabucak tâze kana,
Şu serilmiş hareketsiz yatana.
Ölmeden önce yetişdir İMF;
Para ver, tâvizi al işte sana...
26.8.1978
 
(Adâlet Bakanı hapishânelerdeki isyanları hoşgörüyor.)
 
Mahkûmları kaynatmalı, ey Can!
Son perdeyi oynatmalı, ey Can!
İsyânı bütün yurda yayıp da
Halk devrimi başlatmalı, ey Can!
27.8.1978
 
(“Batman Şehrine Kasîde”yi çok hatâlı ve “Şâirleri varmış” diye başlayan mısrâı “Kâfirleri varmış” şeklinde dizen mürettibe)

 

Nazmım size bir gün yine olmuşdu misâfir,
Hoşcaydı; şu, tertibde hatâ olmasa vâfir...
Mâzîdeki müstensihe rahmetler okutdun:
“Balyoz” Planı Bozuldu
 
Zâlim elinin tuttuğu âlet ne metîndi:
Baltayla satır, yağlı kemend, kâh giyotindi.
Milletçe derin bir nefes aldık bu sefer de;
Hıfz eyledi Allah ve o balyoz boşa indi…
Ş.Urfa, 10.04.2010 
   
Anayasa
 
Ne Meclis’in sözü nâfiz, ne halka bir soruyorlar;
Fakat, keyifleri isterse hoşça uyduruyorlar.
 “Yasakların Anası”ymış… “Dokunmayın buna aslâ!
Değiştirilmesi mümkün değil!” deyip duruyorlar…
Ş.Urfa, 11.04.2010
Hükmedenler
 
Milleti mahkûm eden zihniyetin hükmü ne?
Bak da, karar ver bu zâlim adamın hükmüne…
Hakkı gözetmezse hâkim, kime dert yanmalı?
Hakka riâyetle vicdân bir ağır yük mü, ne?!.
Ş.Urfa, 11.04.2010
 
Halkın Oyalanması
 
Bekliyoruz hürriyetin Avrupa’dan gelmesini;
Yollara çıktık nicedir, dinliyoruz hep sesini…
İlmiyemiz, mülkiyemiz, adliyemiz, askerimiz
Birlik olup patlatıyor milletinin ensesini…
Ş.Urfa, 11.04.2010
Baykal İsti’fâ Etti
 
Kendi düşen ağlamaz! Suçlama etrâfını!
Halka neler yapmadın, terk ile insâfını?
Darbeciden, diktatörden yana oldun; yazık!
Böylece kendin beğendin seçerek saffını…
Ş.Urfa, 10.05.2010
 
TUYUĞLAR
 
ECDÂD
 
Kan döküp, mal bezledip, can verdiniz;
Bir karış toprak için titrerdiniz.
Şimdi bizler titriyorsak sanmayın
Hakk için.. yok! Nefsimizdir derdimiz...
Ekim 1972
 
ŞUARÂ
 
Nazmedip süflî gazeller, şarkılar
Aşk-şarab dîvânı düzdün. Âşikâr,
Nefsinin uymuş gidersin emrine...
Yoksa gàyen, san’atin olmuş, ne var?!.
                                              Ekim 1972
 
Çok şükürler Rabb’imin in’amına:
Bir daha erdik sürûr eyyâmına.
Oldu âlem şâdman bayram diye;
Eylerim tebrîk umûmun nâmına...
20 Ramazan 1392
 
İydiniz olsun mübârek, neş’eli.
Hakk Teâlâ’dan duâm: birleşmeli
Kalbimiz, gàyâtımız, ef’âlimiz..
Kî, cemâat üzredir rahmet eli!
20 Ramazan 1392
 
Kirlenip paslansa elmas, dâimâ,
Doğrudur, tercîh eder insan cama.
Bir hakîkat olsa bir azcık acı,
Nîçin insan hiç kabûl etmez ama?!.
28.5.1976
 
Dînidir canlandıran bir milleti.
Dinsiz insan mahveder cem’iyyeti.
Yok lüzum isbâta, istenmez misâl;
Göz önündeyken anarşi cinneti...
28.5.1976
 
Muztarib, bedbahtdır işsiz kişi;
Hep şikâyetdir sıkılmakdan işi.
İy’ce bir tedkîk edip fikret, neden
Yokluğun olmuş atâlet kardeşi?..
28.5.1976
 
Hakk’a isyân eyleyen pişmân olur.
Böyle bir mahluk nasıl insan olur?
Etse tahsil, alsa birkaç diploma
Bence ancak bir büyük nâdân olur!
29.5.1976
 
İştiyâk duyduk asırlardan beri,
Kaç sefer yapdık, dönüp tekrar geri.
Şanlı ecdâd, fethedip İstanbul’u,
Etdi te’yîd müjde-i Peygamber’i...
29.5.1976
 
Saltanat kurmak değildir gàyemiz.
Hakk’a kulluk, en büyük, son pâyemiz.
Tarladır ukbâ için dünyâ deyip,
Bir çalışmakdır bizim sermâyemiz...
29.5.1976
 
Parçalandık önce kalben, sîreten;
Kaldı ölmüş, rûhu gitmiş bir beden.
Karga, kurt, sırtlan, çıyan.. saldırdılar;
Kaç asırdır bitmiyor hâlâ şölen...
29.5.1976
 
Çâre varken acze neymiş saplanış!
Halk eder Hakk çâre, sen yalnız çalış!
Yokladın esbâbı, bakdın çâre yok;
Böyle çırpınmansa pek boş davranış...
31.5.1976
 
Bir büyükden etse bir tek söz sudûr,
Onda herkes pek büyük hikmet bulur.
En yüceyken bir hakîkat, hâle bak,
Bir değersiz elde kıymetsiz olur...
31.5.1976
 
Farkı neymiş, anla, ey Hakk’ın kulu!
Bir yığın kizb olsa bir harman dolu,
Hepsinin üstündedir bir doğru söz!
Bir hakîkat, çok hayâlâtdan ulu...
1.6.1976
 
Bir ümid canlandırır insanları;
Coşturur donmuş, uyuşmuş kanları.
Bir ümidsizlik, bakarsın, öldürür.
Ah! O düşman yakdı pek çok canları...
1.6.1976
 
Aklı gözlerden ibâret kimseler
Her ne var, hep maddeden isterseler,
Ma’nevî işlerde kördür gözleri;
Bunların efkârı olmaz mu’teber...
1.6.1976
 
Tam uhuvvet istiyorken memleket
Hâin eller fitne serpip, âkıbet
Oldu düşman, işte, kardeş kardeşe...
Gitdi elden sulh, sükûnet, emniyet!                              
2.6.1976
 
Maddeten, ma’nen tedennî başlayıp
Bilmedik neymiş günah, neymiş ayıp.
Elde mevcud her ne var, verdik yele;
Kaç asırdır hep hezîmet, hep kayıp...
3.6.1976
 
Terk edip ma’nâyı, aldık maddeyi;
Rûhu boşverdik, düşündük mi’deyi.
Din, lisan, âdet, giyim, hat, mûsıkî..
Elli yıldır biz şaşırdık çok şeyi...
3.6.1976
 
Bir zaman ma’nâya hep bel bağladı;
Ma’nevî hazlarla coşkun, çağladı.
Sonra birden kopdu ma’nânın teli;
Madde hükmetdikçe insan ağladı...
4.6.1978
 
HİCİV TUYUĞLAR
 
Başka hâller mâl eder şöhret sana.
Menkaben çok, düşmüyor gayret sana.
Pek büyük, kudretli, zengin, namlısın!
Nerde buldun bunca şan, hayret sana?!.
1.6.1976
 
Müslümanlardan kaçarken biz dağa,
İndi son günlerde bol bol toprağa,
Sosyalist devletliler yağmur gibi.
Çok şükür, uyduk dönüp tekrar çağa...
22.6.1976
 
Şol bülend-âvâzı her dem dinlesin.
Sor: “Vatandaş, şimdi hâlâ kimlesin?”
Et nezâret, ey Müezzinzâde, sen;
Vergiler artsın, mükellef inlesin!
8.5.1978
 
Aç, sefil, çıplak görünsün isteyen;
Bir kefen bulsun, bürünsün isteyen.
İşte ümmîd etdiğin akgün budur;
Ölmesin, Rabb’im, sürünsün isteyen!..
8.5.1978
 
Sorma dostum, oldu zindan günlerim:
Zamlı söyler, zamlı ağlar, inlerim.
Çok genişdir gerçi dünyâ; dar gelir...
Pek yakındır kurtuluş, Allâh kerîm!
24.5.1978
 
Yatmayın, kalkın makam sâhipleri!
Bir oyun var. İşte meşhûr tipleri:
Az yakından seyredin görmek için
Hangi eller oynatırmış ipleri!
4.6.1978
RÜBÂÎLER
 
Annem gibi koynunda barındırdı beni,
Yıllarca bu toprakda verip ni’metini
Rabbi’m, bana öğretdi vatan aşkı nedir:
Uğrunda fedâ etmek mal, can ve teni...
Ekim 1972
 
Tebrîk ederek erdiğiniz bayramı biz,
Hakk’dan, nice bayramları görmek dileriz.
Birlikde aşıp yılları, mes’ûd olarak,
Ukbâda berâberliği ümmîd ederiz...
Ekim 1972
 
Tes’îd ile tebrîk ederim iydinizi.
Allâhu Teâlâ daha yıllarca Sizi
Îmân ile dünyâda muammer kılsın;
Haşretsin ehibba’ ile âhirde bizi...
20 Ramazan 1392
 
Çoklar bana sormakda: “Neden her şi’rin
Mevzûu ya ahlâk, ya îmân ya da dîn?..”
Beş yüz senedir sürdü bu lâkaydi, derim;
Yetmez mi ki artık? Geliyor yevmiddîn!
22.12.1972
 
BEKİR BERK İÇİN
Hakkın zaferiyle son bulur her savaşın.
İzzet, azametle dikse harblerde başın;
Mahviyyet içinde secde eyler, görürüm.
Olmuş bu hususda, bence, rehber adaşın...
8.2.1973
 
Dr. CÂHİD ÖNEY’E
Görmüş değilim gerçi bu gözlerle Sizi;
Bilmem yaşınız, boy-bosunuz, renginizi.
Rûhen severim.. hissederek kalbimle
“Bir katre su” tatdım; tanıdım bir denizi...
8.2.1973
 
Haksızlık karşısında hiç susmazsan
“Dilsiz şeytân.” demez, Nebiyy-i Zîşân (asm).
Toplar gibi gürle, ses verip ayyûka;
Haykır zâlimle zulme sen, ey insan!
                                                 9.2.1973
 
Dinlenmem hiç, zîrâ yokdur sakalım.
Târihden bir yaprak aç, bak, bakalım:
Bir millet tefrikayla bulmuş mu bekà?
Coşkun ırmak olup berâber akalım!
10.2.1973
 
Hz.MUHAMMED’E (asm)
 
İnsanlığı öğretmeğe geldin bize, Sen!
İnkârı ve isyânı getirdin dize, Sen!
Kulsun ve resûlsün; buna Kur’ân şâhîd.
Gösterme, yeter, başkaca bir mu’cize, Sen...
15.7.1975
 
İnsan soyu kullukla şereflendi; evet,
Dünyâya huzûr, saygı, muhabbet, bereket,
Zannım bu ki: Hakk’ın kulu olmakla dolar.
Îmân ve amel, kulluğa lâyık hareket...
15.7.1975
 
Mâdem, yüce Allâh, çalışan abdi sever;
İnsan çalışıp, gayret edip, dökmeli ter.
Hiç ölmeyecekmiş gibi zâten çalışır;
Öyleyse biraz âhirete vermeli yer...
15.7.1975
 
Kalbler katı, gözyaşlarının te’siri yok.
His, sevgi ve şefkat.. ne gezer, hiçbiri yok!
Hayvan mı desem, taş mı desem? Bilmiyorum!
Ölmüş bu asır insanı ma’nen; diri yok...
15.7.1975
 
Yağmur yağıyor, başladı asfalt kokusu.
Yok burda o toprak, o ağaçlar, yok o su!
Sâkinleri, her şey gibi sun’î, şehrin;
Yalnız yaşayan bir yığın, evler dolusu...
15.7.1975
 
Herbir yaratık akla deliller veriyor,
Esmâ-i İlâhîyyeyi hep gösteriyor.
Başdan başa âlem buna bürhân, şâhîd.
Îmân ederek vahdete insan eriyor...
16.7.1975
 
Muhlissen ölüm korkutamaz zerre kadar.
Ölmekle kesilmez hasenâtın, artar.
Yalnızca günahlar cihetinden ölüsün;
Ardında duâ yollayacak dostlar var...
16.7.1975
 
Kalbim ne büyük, tatlı emeller yeridir!
Tutsam diye koşdum senelerden beridir.
Akşam uzayan gölge, benim gàyelerim;
Ömrüm, şu tükenmiş güneşin benzeridir...
16.7.1975
 
Bir yaz gecesinde sâhil, orman ve deniz,
Cennetdeki bahçeler misâl tatlı, temiz...
Olgun, sarı bir portakalın tavriyle
Ay doğdu ağaçlar arasından, sessiz...
16.7.1975
 
Hâlâ gözümün önünde canlanmakda:
Bağlarda gezip, yıkandığım ırmakda.
Ma’sum ve sevimli, tatlı yıllardı geçen;
Kayboldu çocukluğum düşen ilk akda...
17.7.1975
 
Artık şu motör gürültüsünden bıkdık;
Yol, cadde, geçit ve köprüsünden bıkdık!
Âsûde geçerdi ömrümüz kırlarda;
Şehrin bizi aldatan süsünden bıkdık!
17.7.1975
 
Bir şarkı uzakda çınlıyor: sâde keder.
Hıçkırmada şâir, dünü etmiş de heder.
Her nağmede pişmanlığı sinmiş, duyulur;
Gençlik ve ömür gitdi deyip ahlar eder...
20.7.1975
 
Nâlendeki hicrânı yürekden duydum,
Yanmakda olan kalbine ben komşuydum.
Evlâdını kaybetdiğin an, ey anne,
Şefkat pınarında katrelenmiş suydum..
20.7.1975
 
Kof Avrupa hayranlığı son bulmalıdır;
Ondan, yüce Türk gençliği kurtulmalıdır.
Ma’nâya yönelmek, köke dönmek gerekir.
Hikmet ve ilimse, mü’minin öz malıdır.
27.8.1975
 
Yok nokta kadar, belki de, dünyâda yerin.
Cirmin kadar ancak olacakdır değerin.
“Sonsuzda bir iz kalmalı benden.” dersen,
Bâkî’ye yönel; sonsuz olur her eserin...
26.8.1975
 
Mümkün olabilseydi dönüş dünki güne,
Gönlüm küçücük olmağı isterdi yine.
Burnumda tüter, hazla geçen hoş seneler!
Hayfâ! O günahsız çağımın geçdiğine...
25.3.1976
 
RİSÂLE-İ NÛR
 
Bir millete îmân ve şuur verdi bu nûr;
Gençlik denecek kitleyi gösterdi bu nûr.
Yalnız bu güzel yurda değil, belki bütün
Dünyâya huzûr vermeyi isterdi bu nûr...
25.3.1976
 
Hasretle şu gurbetde kalıp sanki yetim,
Son on senedir görmediğim memleketim
Günlerce hayâlim, gece rü’yâm oldu...
Ölmezsem eğer ben, yaza gitmek niyetim...
30.3.1976
 
Rahmetli babam, ben ne kadar gàfildim:
Üzdüm seni pek çok kereler; câhildim.
Allâh bana bir çocuk emânet etdi;
Neymiş babalık denen şey, ancak bildim!
30.3.1976
 
Gençdik o zamanlar, kanımız kaynardı.
Hisler idi hâkim bize, hülyâlardı.
Rü’yâmızı bozmazdı kederler, gamlar;
Başlarda ne dertler, ne de aklar vardı...
17.3.1977
 
Zannetme ki, ben kendimi şâir saydım;
Şâirlere, bilsen, ne kadar lâkaydım!
Birkaç kötü mısra’ı da hiç yazmazdım;
Rûhumda sükûn şi’rini bir bulsaydım!
29.3.1977
 
ÜSTÂD BEDÎÜZZAMÂN
 
Dostuydu bütün Barla’da bağ, tarla, pınar..
Katran ve Çamın da gerçi çok hissesi var;
Bir başka şeref kazandı lâkin, kaç yıl,
Akşamları Üstâd’a refâkatle çınar...
15.9.1977
II
Üç ayda bütün ilmini tahsîl etdi.
Artık O’na, seksen sene, Kur’ân yetdi.
Vehbiydi yazılmış yüz otuz parça eser;
Elbet de bu hâl çok ulu bir ni’metdi…
11.4.1977 
III
Hâdim idi İslâm’a her an beyni, kolu.
Her lahza tefekkür ve ibâdetle dolu.
Az yer, az uyur, az konuşur, çok düşünür..
Eshâb-ı Kirâmınkine benzerdi yolu...
11.4.1978
IV
Sarfetdi bu hizmetde bütün ömrünü O.
Boş durmadı, za’y etmedi hiçbir günü O.
Aslâ ne kabûl etdi, ne arzû etdi;
Mevki’ ve makam, mal, para, şöhret, ünü O!
11.4.1978
V
Dünyâlığı tek elle taşınmakda idi.
Kalbiyle her an Rabb’ini anmakda idi.
Mürşidleri: Kur’ân ile Sünnet ve Kıyas..
Hep cadde-i kübrâda O, hep Hakk’da idi...
11.4.1978
VI
Zindanlar olurdu, sanki, cennet köşesi;
Cânîleri etmedeydi islâh, nefesi.
Bin cevr ile susdurulmak istendi; fakat,
Dünyâda bugün, bütün duyulmakda sesi...
12.4.1978
VII
Her hâli fazîletdi, numûneydi O’nun!
Her bir sözü âteş gibi bir şeydi O’nun!
İhlâs mı, ferâgat mi, şecâat mi.. aceb,
En üstünü hasletlerinin, neydi O’nun?!.
12.4.1978
 
Hadsiz, verilen ni’metin ecnâsı; düşün!
Bir anda alıp-verdiğin enfâsı düşün!
Bir damla suyun kıymeti dünyâya bedel;
Çöllerde susuz kalmış olan nâsı düşün!
13.10.1977
 
Bir goncede bir âlemi seyret apaçık;
Ol sen de şu bülbül gibi hayrân, âşık!
San’atkârı ta’rîf eder elbet her eser.
Bak san’ata, gör Hâlik’ı; mi’râcına çık!
10.4.1978
 
İş çok, vakit az; mevtini dûr etme sakın!
Aslâ yorulup yılma, fütûr etme sakın!
Allâh’a güven en kötü anlarda bile;
Zor gelse de hizmetde kusûr etme sakın!
11.4.1978
 
Yâ Rabb! Bu kudsî ramazan hürmetine,
Son, sevgili Peygamberinin ümmetine
Birleşmek için çâreyi buldur, lutfet;
Döndür yine evvelki güzel hâletine...
3.8.1978
 
Dünyâmızı sâbit gibi gördük, kandık.
Eyvâh bize, eyvâh! Ne kadar aldandık!
Bir anda söner ömrümüzün şu’lesi, ya
Hiç sönmeyecek tâ be-kıyâmet sandık...
3.8.1978
 
İnsan ne sabırsızlanır iftar vakti!
Kalbler ne kadar hızlanır iftar vakti!
Çepçevre olup sofrayı seyreylerken;
Sâat yürümez, nazlanır iftar vakti...
7.8.1978
 
Berrak ve serin dalgalar ard arda koşar,
Kaynar bu köpüklerle o altın kumlar.
Çığlıklar atar martılar enginlerde,
Sâhilde bu yaz başka güzellikler var...
7.8.1978
 
Ölgün kışı ardınca getirmiş ne çıkar,
Sevdâlı hayâller dolu gençlikse bahar,
Mevsimlerin altın çağıdır bence hazân:
Meftûn ediyor rûhumu olgunluklar!
20.11.1980
 
Geçmiş nice yıl var ki, sanırsın daha dün.
Bir hâtıradır: kâh acı, kâh tatlı bugün.
Gençlikde ne aptalca hatâlar yapdık;
Heyhât, ne dönmek, ne düzeltmek mümkün!
                                              21.11.1980
 
Şiddetle yağar kar ve eser fırtınalar,
Hilkat bu soğukdan üşüyüp sanki donar.
Toprak bürünür tüylü, sıcak örtüsüne;
Rü’yâsı bahar, yaz dolu bir nevme dalar...
21.11.1980
 
Sönmüş gibi bağrında hayatdâr ateşi;
Solgun, kısa ömriyle soğuk kış güneşi
Vermekden uzak renkli, sıcak duyguları.
Yaz mevsiminin yokdur o mevzûda eşi!
21.11.1980
 
Bir âlemi vardır kişinin, kendine has:
Kâh neş’e doğar gün gibi, kâh kapkara yas;
Çepçevre sarar insanı, her şey değişir.
Farketmez eğer başka dahî olsa esas...
24.11.1980
 
Yıllarca çalışmış da yorulmuşcasına
Yükler yığılır omzuna yâhut başına.
Her şeyden uzak bir sığınak hasretidir,
Bir anda giren duyguların ortasına...
24.11.1980
Sağlık en önemli, en büyük servetdir.
Yâ Rabb! Ne güzel, ne tatlı bir ni’metdir:
Her gün uyanıp sabâhı görmek, canlı!
Bir benzeri hiç bulunmayan lezzetdir...
25.11.1980
 
Düzgünse işin ve sıhhatin, neş’elisin.
Bir gàyesi var hayâtının; bilmelisin!
Dünyâ gibi, âhiret de gayret ister;
“Dertsiz yaşamak yeter.” diyorsan, delisin!
25.11.1980
 
Şefkat ve muhabbetle vefâ umduğumuz
Bir insana ihtiyaç duyar pek çoğumuz.
Dertler gibi zevk de paylaşılmak ister;
Ortaklaşa hislerle sürer dostluğumuz...
28.11.1980
 
Her lahza şükür etse bütün zerrelerim,
Bir tek nefesin hakkını ancak öderim.
Ey, her şeyi yokdan yaratan Hâlikımız,
Hakkiyle nasıl ben Sana kulluk ederim?!.
27.1.1981
 
Halketdiği günden, yüce Allâh, beşere
Hem hayra teveccüh edecek, hem şerre,
Lutfeyledi, binlerce çeşit kàbiliyet;
Dünyâya salıp imtihan etmek üzere...
30.4.1983
 
Rûhunda sükûnet ara, dünyâda değil!
Bir katrede bul incini, deryâda değil!
Binlerce musîbet başa birden gelse,
Sen başla şükür etmeğe, feryâda değil!..
27.4.1983
 
Geçmişde ne mümtâz erenler yaşamış!
Târîhe şeref, şân verenler yaşamış!
Her hasleti bin gıbtaya lâyık şühedâ,
Yar koynu gibi, kabre girenler yaşamış...
27.4.1983
 
Dünyâyı çeşitli aynalardan gördük:
Bâzen onu bir gül, bâzen kan gördük.
“Cennet” de dedik; kızıp “cehennem” de dedik;
Bâkî gehi, gâh bir gecelik han gördük...
27.4.1983
 
Yoklukları ibret diyerek gösteriyor,
Allâh, bakıyorsun, bire yetmiş veriyor.
Bir devre ilaçlık bile göndermezken,
Bir devre mükemmel nice kul gönderiyor...
27.4.1983
 
Kâh kaht-ı ricâl vakti olur, irkilinir;
Kâh dört başı ma’mûr nice insan bilinir.
Kâh devrini tenvîre yeter bir tek ferd;
Gün doğdu mu, en güçlü ışıklar silinir...
27.4.1983
 
Bir mahşeri andırmada arz, kaynaşıyor:
Dört milyarı aşkın kişi birden yaşıyor.
Cem’iyyete rağmen yine insan yalnız;
Omzundaki dünyâsını yalnız taşıyor...
27.4.1983
 
Âşıklara öğreten elif-bâ’yı odur,
Muhrik nefesiyle üfleyen nâyı odur.
Şâir ya yadırganır bütün âlemce,
Yâhut da yadırgayan bu dünyâyı odur...
28.4.1983
 
Fevrî idi gençlikdeki coşduklarımız.
Hissî idi ef’âl ve konuşduklarımız.
Bildik, ne kadar saçma imiş ardından,
Yıllar boyu çılgın gibi koşduklarımız...
28.4.1983
 
Ebced ile târîhe uzandım, yetdim;
Hâkim olarak nazma neler söyletdim!
Tâli’ bana öğretdi hiciv yazmasını;
Kör tâlii, tutdum bu sefer, hicvetdim...
28.4.1983
 
Bayrakla vatan kaç sene hemhâl olmuş!
Hadsiz şühedâdan kan alıp âl olmuş!
Binlerce seferlerde muzaffer coşmuş;
Bâzen de hezîmetle düşüp lâl olmuş...
29.4.1983
 
Soysuzlara sır verme hiyânet eyler.
Kim düşmana nâmûsu emânet eyler?
Kargaysa eğer beslediğin, göz çıkarır;
Zannetme esirger o, siyânet eyler...
29.4.1983
 
Sırtlanla çakal tipli olan hep leş yer,
Bir tilki tipin günleri hîleyle geçer.
Aptal ise kaz, mağruru bir hindi gibi;
İnsanları hayvanlara benzetsek eğer...
1.5.1983
 
Sıkdık uzanan her eli dostdur, diyerek.
Girdik çağıran hâneye “destûr” diyerek.
Allâh’a şükür, yıkmadık aslâ bir kalb,
Hakk’ın evidir, etmeli ma’mûr,diyerek...
27.4.1983
 
Hiç kargaya kartal, ite aslan demedim;
Ömrümce liyâkatsizi medheylemedim.
Aslâ ne büyük lokma yedim kendimden,
Hadsiz şükür Allâh’a, büyük söylemedim...
28.4.1983
 
Bâkî’ye teveccüh ile fânî oldum.
Devlet kuşu konmuşdu ya, mâni’ oldum.
Bir bahçeye, bir bülbüle, bir tek güle râzı,
Çok istemedim, hep aza kàni’ oldum...
28.4.1983
 
Dâim yaşadım hep başı dik, izzetle.
Nazmım da, hayâlim de benim iffetle.
Kirletmedim aslâ şu gönül kasrımı ben,
Her türlü haramdan korudum gayretle...
28.4.1983
 
İnsan isen aslâ meye meyletme, çekil;
Dâim onu sen ümm-i habâis diye bil!
Bir aklı sönük, hissi uyuşmuş sarhoş
Şâir olamaz; ancak olur: herze vekîl...
28.4.1983
 
“Dostlar unutur.” dendi de isyân etdim;
Meclisde o dost bilmezi pişmân etdim!
Bir tâne, yazık, şimdi kapımdan geçmez!
Doğruymuş o söz, ben dahi îmân etdim...
28.4.1983
 
Bir doymayı bilmez his var insanda.
Râhat yüzü göstermez hiçbir yanda.
Dâim duyacaksın isterken o bekà,
Dünyâda eğer binler yıl kalsan da...
3.5.1983
 
Bak, Avrupa meftûnu yobaz maskaralar
Selçuklu’yu, Osmanlı’yı hâlâ karalar.
Bunlar nicedir aslen, acep çingene mi?
Etsin diye halk aslını inkâr, çabalar...
4.5.1983
 
Hakk’dır bize ilhâm veren, nefs değil!
Biz rûha ümid saçmadayız, ye’s değil!
Cennetleri ihsân yüce Mevlâ’nın işi;
Bir gül sunabildik, koca Firdevs değil...
4.5.1983
 
Maddîleşiyor, taşlaşıyor duygularım;
Sönmüş heyecânım, kurumuş göz pınarım.
Rabb’im, bana bir katre-i rahmet lutfet!
Kaybolsa eğer rikkat-i kalbim, yanarım...
30.7.1984
 
Hz.VEYSE’L- KARÂNÎ
 
Rûhunda ne engin heyecânlar taşıyor,
Hakk aşkı yakarken O’nu, olgunlaşıyor.
Çöllerde çobanlık yaparak Karn’lı Üveys,
Allâh’a ibâdet ile yalnız yaşıyor... [*]                                      
19.3.1990 
II
Bir ayrı makam sâhibidir, hazret-i Veys.
Yıldız gibi, mehtâb gibidir hazret-i Veys.
Şaşkınlara, düşkünlere rehberlik eder;
Pek çok kişinin mürşididir hazret-i Veys... [*]
19.3.1990
III
Vurgundu ve hasretdi ezelden beri Veys;
İsterdi, fakat görmedi Peygamber’i Veys...
Verseydi izin annesi; olmaz mı idi,
Bin cân ile, eshâb-ı Resûl’den biri Veys?!. [*]
19.3.1990
IV
Aşkiyle tutuşmuşdu derinden derin, O;
Mahkûmu olup kaldı uzak ellerin, O...
“Rahmet yeli esmekde Yemen’den...” diyerek,
Bahsetdiği zâtdır, yüce Peygamber’in, O... [*]
19.3.1990 
V
Kalbiyle bütün, Hakk’a inanmışdı Üveys;
Duymuş da, Nebî aşkına yanmışdı Üveys!
Yokdur, diyerek, izni sakat annesinin,
Ömrünce bu hicrâra dayanmışdı Üveys... [*]
19.3.1990 
[*] Dr. Alâeddin Yavaşça tarafından sâz-kâr makàmında bestelenmiştir.
 
Annen daha sağsa, bil, aman kıymetini;
Fırsat diyerek bu hâli, gör hizmetini.
Îkàz ediyor, önemle, Peygamberimiz:
Neymiş ana hakkı, öğretip, ümmetini...
19.3.1990
 
SİİRT’TE YILLAR
 
Ömrümde, şükür, bunca saâdet olacakmış;
Gerçekde hayât, böyle berâber yaşamakmış!
Dostlar ile yıllar ne çabuk geçdi Siirt’de:
Tam on iki yıl..sanki zaman sel gibi akmış...
Ocak, 1992
                                                                        
Ekser, ağacın kàtili, baltaysa; yine;
Sap, aynı ağaç cinsine âit, biline!..
Şeytan sana neyler; onu nefs dinlemese…
Dizginleri hiç verme o nefsin eline!
Ş. Urfa, 17.04.2010  
 
Samsun’da İki Polis Şehid Edildi
 
Belliydi o kıvılcımla bu yangın çıkacak;
Bir yumruğa, kimler, kime kurşun sıkacak!
Tezgâh yine tekrarlanıyor; halkım, uyan!
Sönsün bu alev, sönmeden evvel çok ocak…
Ş.Urfa, 18.04.2010 
 
Volkan Patladı
 
Deprem, heyelan, fırtına, sel, dalga suda;
İzlanda’da bir volkanı patlattı Hüdâ…
Kaç ülkeyi tehdîd ediyor kül bulutu;
İnsanları îkàz-ı İlâhiydi bu da!
Ş.Urfa, 18.04.2010
 
Keneler Ortaya Çıktı
 
Her yıl bu vakit çıkmada korkunç keneler;
Yok kırda, çayırlarda huzûr son seneler.
Biçtiklerimiz, ektiğimiz şerre cezâ!
Afvetmese Allah, görürüz başka neler?
Ş.Urfa, 13.05.2010
 
Ma’rifetullâh
 
Kim nefsini bilse Hakk’a bir yol açılır;
İrfân ile süslenir ve hikmet saçılır.
İlmin başı öncelikle Allâh’ı biliş;
Îmanla hayır yapıp günahdan kaçılır.
Ş.Urfa, 18.04.2010
                                                                                 
Kargaymış o, rehber diye uyduklarımız;
Akreb oluvermiş cebe koyduklarımız.
Ahlâkta tedennî dibe varmış, ne yazık!
İnsanlığa şâyeste mi duyduklarımız?
Ş.Urfa, 01.05.2010    
                                                                                                          
İsrâîl OECD’ye girdi
 
Engelleyecek zannederek beklediler;
“Tercîh eder İsrâîl’e, Türkler.” dediler.
Ummazdı Filistin, bunu bizden, ne yazık!
Milletde değildir ki hüküm; bilmediler…
Ş.Urfa, 13.05.2010
                                                                                   
Zonguldak’da 30 Can Gitti
 
Hep böyle felâket mi, İlâhî, bize şu,
Tedbîr ile önlenmesi mümkin grizu?
Her vak’ada bol söz verilir, sonra biter!
Yok ders çıkaran, işçide, patronda; ne bu?!!
Ş.Urfa, Mayıs 2010
 
Devlet diye İsrâil’e kimler güvenir!
Ancak ona haydut ya da korsan denilir.
Hürmet edecek sanmayınız; gizli-açık,
Dünyâ ile hep dalga geçip eğlenilir.
Antakya, 22.07.2010
                                                                                  
İnsanda bu a’zâ ve bu âlât ne için?
Rûhen, bedenen bir sürü hâlât ne için?
Pek çok kişi idrâk edemez; ah, ne yazık!
Hilkatdeki san’at ve kemâlât ne için?
Antakya, 01.09.2010
                                                                                  
Sesler bize bestelerde mîras kalıyor.
Bir eski plak, Şerîf Muhiddîn çalıyor:
Gönlündeki yangının alevden dili ûd;
Tavrındaki farkla aklı başdan alıyor.
Antakya, 12.09.2010
 
Eylûl ve ikindi, benziyor birbirine.
Yaz bitdi ve gün erişdi son demlerine.
Güz mevsimi, akşamın garîb hüznüne denk.
Ömrün de hazânı geldi, gençlik yerine.
Antakya, 21.09.2010
  
HİCİV RÜBÂÎLER
 
Futbol mu, siyâset mi veyâ kahve falı?
Artist mi, filmler mi? Ohoo.. orta malı!
On parmağı yüz ilme mezar bir medenî...
Al kelleni, vur top gibi, ey boş kafalı!
29.8.1975 
                                                                     
 Koşmuş idi Almanya’dan İngiltere’ye,
Ardından Avusturya’ya borç istemeye.
Her gitdiği yerden alarak bolca hava;
Şef, başladı bol nâneli aşlar yemeye...
23.5.1978   
                                                                  
Samsun’da coşan milleti gördün ya o gün;
İnletdiler, aynen, koca İstanbul’u dün.
Yurt sevgisi bayraklaşarak kalblerde,
Tekbîr ile çıkmış idi tâ Arş’a bütün...
23.5.1978  
                                                                   
Akgün dese, bil ki, kapkaranlık gecedir.
Çat şurda, çat orda: sanki bir bilmecedir.
Dünyâyı dolaşdı, gezdi; lâkin eli boş,
Bir koskoca hiçle döndü hazret, nicedir...
23.5.1978 
                                                                     
Yıllar boyu zâten bunu beklerdi adam:
“Ambargoyu kaldırmadılar; sanki ne gam!
Bir böyle sebeb olsa da çıksak NATO’dan,
Sağolsun İvan var; ne çıkar olmasa Sam!”
25.5.1978                                                                      
 
Gez çarşı – pazar, halka “Nasılsın?” diye sor;
Seyret ki, nasıl yüzleri al al, mor mor!
Hâriçde gazel atmağa benzer mi bu iş?
Elbet de hükûmet olabilmek çok zor!
4.6.1978
                                                                         
İmhâ edilirken nice bin ders kitabı
Ramses gibi, keyflendi maârif kasabı.
Millî olanın düşmanı TÖB-DER’li bakan;
Vermem sanıyor olmalı bir gün hesabı...
27.8.1978                                                                     
 
Ahmet Türk’e Yumruk 
 
“Kürdüm.” dedi; siz cebr ile “Türksün!” dediniz.
“Bir başka, lisânım..” dedi; söyletmediniz.
“Kuyruklu!” deyip, burnuna yumruk vurarak;
Bin yıldaki kardeşliği mahv eylediniz…
Ş.Urfa, 15.04.2010
                                                                                  
Kürd’e Türk’e Tavsiye
 
Kimlerce, derinlerde kurulmuş PKK?!.
Düşmüş dama, hak tâlibi safdîl humakâ…
Kardeşliğe, dindaşlığa sığmaz bu gidiş;
Türk - Kürd demeyip birleşerek çâre ara…
Ş.Urfa, 15.04.2010
                                                                                  
Hâdiseleri Değerlendirirken
 
İnsanda ilim, hem de cehâlet bulunur.
Her ırkda sadâkatle ihânet bulunur.
Bir cüz’e bakıp küllünü takbîh olamaz;
İnsaflıda elbette adâlet bulunur…
Ş.Urfa, 15.04.2010
                                                                                  
Halka Arz
 
Hak gasbı, zulüm, söndürür ikbâlimizi.
Tanzîm edelim adl ile ef’âlimizi.
Artık yamalık tutmaz o kànun, bu yasa;
Gel, halka gidip arz edelim hâlimizi…
Ş.Urfa, 15.04.2010
                                                                                   
Bilmece
 
Kimler yönetir ülkeyi, kim hizmet eder?
Meclis kimi temsîl ile vaz’iyyet eder?
Cumhûriyetin anlamı gerçekte nedir?
Mevkîini, kim, kendine bir âlet eder?
Ş.Urfa, 15.04.2010
                                                                                  
ETÖ
 
Bağrında yetişmiş nice insan, vatanın;
Korkunç ne planlar yapıyormuş!.. Utanın!
“Tuz koktu!” bakın. İşte misâl: Ergenekon;
İhbâr edenin ceddine rahmet, tutanın…
Ş.Urfa, 15.04.2010
                                                                                  
Yüksek Memur
 
Halk verdi o mevkîi, büyüklen, diye mi?
Hor gör; ezerek sırtına yüklen, diye mi?
Civciv de çıkar, amma, beğenmez kabuğu;
Hiç benzemiyor bir kuşa şeklen, diye mi?
Ş.Urfa, 15.04.2010
                                                                                  
Maşalar
 
Hiç darbeye kàdir olamazlar paşalar;
Her emre muti’ olmasa aptal maşalar.
Millette hukuk kaygısı, hürmeti olsa;
Kim hakkını gasben alarak, böyle çalar?!.
Ş.Urfa, 16.04.2010
                                                                                  
 
Parti Liderliği
 
Parsellenerek parti ganîmet alınır.
Hem, kayd-ı hayat şartı esastır; kalınır.
Elden kaçırılmış ise koltuk, o zaman,
“Yok zurnada peşrev.” diye, bir şey çalınır…
Ş.Urfa, 18.04.2010
                                                                                 
Halkın Hâkimleri 
Kim halka sorar, biz buradayken, yasayı?
Kaptırmayız asla, ona koltuk-masayı!
Halk vergi verir, hizmet eder, bir de ölür…
Biz lezzeti seçtik, ona verdik tasayı…
Ş.Urfa, 10.05.2010
                                                                                  
Halk
 
Hürriyeti aldık diye aldandı adam;
Sultanları kovduk ya bugün, gayri ne gam!
Tâc gitdi de, taht kimlere mîrâs kalacak?
Tellâk değişir, aynı kalırmış bu hamam…
Ş.Urfa, 10.05.2010
                                                                                  
Baykal Zeytinyağı Gibi
 
Kim hırsızı tuttuysa, o, zindâna konur;
Halt etme değil, haltı duyurmak suç olur.
Zeytinyağı hep üste çıkar: kàidedir…
Baykal’sa atan, dâim aşık, cuk oturur!
Ş.Urfa, 13.05.2010
DÖRTLÜKLER
 
Değildir ma’rifet insan doğup da
Olup mâdûn-i hayvan, kabre girmek.
Nedir gàyâtı Hallâk’ın, bulup da,
Budur tek ma’rifet, insanca ölmek...
Ekim 1972
                                                                       
Ne güzel ni’met elemsiz yaşamak!
Su, tuz, ekmek, hava elbet de yeter.
Ne çıkar olsa yarım aç, çıplak;
Geçdi zâten şu ömür.. bitdi – biter...
Ekim 1972 
 
Ömrün ebedî sanma, a nefsim, geçecekdir!
Hem, ekdiği şey neyse her insan biçecekdir.
Vehmetme sakın, Arz’da kalınmaz ebediyyen;
Öyleyse düşün, neydi senin burda vazîfen!
21.12.1972 
                                                                     
Kizb sevilmez, çünki küfrün kizbdir mâhiyyeti.
Sıdkı ihyâ, ehl-i Hakk’ın sa’y ü gayret, himmeti.
Çünki sıdk olmazsa îmânın da kalmaz kıymeti.
Oysa îmândan doğar mü’minlerin tek kuvveti.
21.12.1972
                                                                                  
 
Mâzîde kalanlar sana ma’dûm;
Âtî de değil ilmine ma’lûm.
Hâlin ise bir lemha-i seyyâl.
Öyleyse çalış, ol daha cevvâl!
21.12.1972                                                         
 
Okuyordu Hâfız Osman
O yanık sesiyle Kur’ân.
Veriyordu rûha haşyet
Düşünürken âyet âyet...
21.12.1972                                  
 
Nedir keder, nedir hüzün?
Güzel görüp güzel düşün!
Güler hayat, güler yüzün;
Geçer gecen ve gündüzün...
19.12.1972 
 
Her geçen gün bir adımdır: yaklaşırsın kabre doğru.
Hangi gün, hiç belli olmaz, son bulur er – geç hayâtın.
Olma gàfil! Bil ki, dünyâ tez geçer, ey Âdemoğlu!
Çok çalış, çok tevbe et sen, gelmeden evvel memâtın...
19.12.1972    
                                                                                     
Kin, gayz, adâvet yok sana;
Mü’minler ancak kardeşim.
Düşman benim nefsim bana;
Cehdim budur, zordur işim...
19.12.1972                                              
 
Nasîb etse Allâh, dolaşsak bu yaz,
Gezersek berâber görürsün oğul!
Şu yurdun güzelliklerinden biraz.
Çalış evvelâ, bitsin oğlum, okul...
19.12.1972 
                                                         
Dinle, bak: “Essabru miftâhi’l- ferec.”
Der, Ebu’l- Kàsım Muhammed (asm), müjdeler.
Sabreden bilmez nedir aslâ harec.
Hakk Teâlâ bahşeder er – geç zafer...
21.12.1972  
                                                                    
Evet var: “İnneme’l- a’mâlü bi’n-niyyâti”, hak yenmez!
Fakat câhil olan sâdıkların ef’âli ma’lumken,
Mesel olmuş: “Yaparken kaş, çıkartır göz.”, nasıl denmez:
Akılsız dost muzırdır belki bin a’dâ-yı âkilden!
21.12.1972
                                                                      
A’mâle güvenme yapdığında.
Ucbun sonu mutlakà dalaldir.
Dur havf ü recânın ortasında,
Ye’sinle bu ucbun ayni hâldir.
22.12.1972
                                                          
HADÎS-İ ŞERÎF MEÂLİ
 
“Bir kavm ki, eyler istişâre;
Her derde verir Hudâ da çâre.
Elbet kavuşur salâh-ı hâle;
Hem rüşde erer o, hem kemâle.”
12.2.1973                                                          
 
Bir ağaç altına yatmış, düşünürsün memnûn...
Kuş cıvıldar, kuzu zıplar.. beğenirsin yerini.
Müjdeler dalda çiçekler, sana, yaz günlerini.
Canlanır ölmüş olanlarla berâber umudun...
11.8.1975                                                                      
 
Benim için şu ağaç altı bir saray gibidir.
Beton yığınları altında rûhumuz ezilir.
Bütün ömür geçiyor hasretiyle hep çayırın,
Ağaçların, denizin, çağlayan suyun ve kırın...
11.8.1975  
                                                                    
Bekliyor ağzını açmış canavar.
Lokma yapmışdı ya, artık yutacak!
Bereket, halkda henüz îmân var;
O belâdan bizi sâlim tutacak...
24.6.1976  
                                            
Güz mevsiminin kederli hâli
İzler bırakır.. sararmış izler!
Rûhumda fakat bahar hayâli
Bir habbe yeşil ümîdi gizler...
24.3.1977                                                          
 
Yine bir gün doğuyor, kalkıyorum sağ – sâlim.
Yine bin türlü ümidler dolu çarpan kalbim,
Yine bir gün boyu dünyâyı saran âmâlim...
Yaşamak hoş! Sana binlerce şükür, yâ Rabbim!
13.6.1977
                                                                      
Ramazan geldi mi, başlar bolluk;
O ne ikram, o nasıl ihsanlar!
O ne hâlis, o ne candan kulluk!
Melek olmuş sanılır insanlar...
15.8.1977                                                          
 
Rabb’i, Peygamber’i râzı edebilmekse merâm;
Dâimâ rehberin olsun yüce Eshâb-ı Kirâm.
Ve bu sûretle eğer, nefsini etdin ise râm,
İşte dostum, o zaman her gün olur bir bayram...
7.10.1977   
                                                                     
Önce yağmur, sonra gün.. oh, ne hoşdur gezmesi!
İlkbahar mevsimlerin, bence, en şâhânesi...
Yemyeşildir dağ – bayır; iç açar bülbül sesi!
Her tarafdan fışkırır, bak, hayâtın şu’lesi...
24.4.1978
                                                                       
 
Sığındı dört yana herkes,
Kaçışdı şimdi sokakdan.
Şakır şakır duyulan ses
Çıkar yağan sağanakdan...
26.4.1978                                              
 
Verelim kuvveti hakkın eline,
Ezelim fitneyi; birlik olalım!
Kapılıp biz de bu gayret seline,
Ele bel bağlamadan kurtulalım!
4.6.1978                                                            
 
Binlerce musîbet başa gelse,
Şükreyleyerek sabrederiz biz.
Dünyâda bekà yok; biliriz de
Ukbâya ne müştâk gideriz biz!
29.6.1978                                                          
 
Medeniyyet bizi bencil yapdı;
Âdetâ nefsine herkes tapdı!
Eski insan daha çok mes’utdu;
Çünki îmân ve amel mevcutdu...
3.8.1978                                                            
 
Kâmilleri sevdim okuyup menkabelerde;
Parlar o güneşler ebediyyen yücelerde.
Her sâhâda mürşid idi, rehberdiler onlar;
İnsanlığa şan katdı, şeref verdiler onlar...
27.4.1983 
                                                                     
Her inceliğin, ses ve sözün zevkıni almış;
His sâhibi, erbâb-ı kemâl kaç kişi kalmış?
Kırk yıl ateşin yakdığı söz şi’re ererken;
Onlar ya bulunsaydı, doğaydım ya ben erken...
28.4.1983  
                                                                    
Yıllarca emek sarfedilen işlere baktım:
Kesb eylediğim her şeyi bir âh ile yaktım!
Âhir şu çorak toprağa, hissiz taşa döndüm.
Gelmiş idim üryân; yeniden, ben, başa döndüm.
Ş.Urfa,10.04.2010 
 
HİCİV DÖRTLÜKLER
 
Sanmıyorum ki, isteğin Avrupa’dan ilim ve fen...
San’ati, sa’yi hiç değil! Ap – açık işte felsefen:
Yalnız oyun, sefâhatin türlüsü, sonra bir moda..
Oynadı, oynadın hemen; benzedin aynı maymuna...
20.12.1972 
                                                                     
“Haydi, kurtulmalı artık bu vatan!”
Diye millet, nice bayrak açmış.
Muhteşem orduda herkes komutan,
Rütbesiz askeri, tekmil, kaçmış...
24.6.1976
                                                          
İstiyorlar daha yüksek ücret
İşçi, me’mur ile meb’us ve vekîl...
Artacak sebze, şeker, ekmek, et..
Yine işsiz olacak böyle sefîl...
24.6.1976                                                          
  
Sosyalistin, komünistin sen idin ümmîdi.
Ah! O hülyâlar, emeller ne kadar tatlı idi!
İşçi kardeş, yaşa sen! Çok iyi bir ders verdin:
“Âlet olmaz size hiç kimse!” deyip, gösterdin...
24.3.1977
                                                                                 
Kızıl müzik çalınmada:
Grev! Grev! Grav! Grav!
Vatansa parçalanmada!
Kim avcıdır ve kimdir av?!.
24.5.1978                                              
 
[Tevfik Fikret’in “Târîh-i Kadîm’e Zeyl”inin son mısrâ’ı:
“Sen ne dersin buna, ey Molla Sırât!..” üzerine.]
 
Koca Âkif ne demiş, bilmiyorum.
Acırım ben sana, kızmak yerine.
İstemez çünki ne te’vil, ne yorum;
Küfrün ikrârı derim, sözlerine...
10.10.1980                                                     
 
Hicve Dönüş
 
Atlas diye çul kaplanıyor olsa da yorgan;
Gergefte ipek ipliğe benzer mi hiç urgan?
Güldük, nice ağlanacak hâlleri gördük;
Mîzâhı çuvaldız ile tığlar ile ördük.
Ş.Urfa, 10.04.2010
                                                                                  
 
 LÜGATÇE

A
a’mâl : işler
abd : kul, köle
abes : boş, saçma (şey)
âcil : acele
acz : kudretsizlik; beceriksizlik
a’dâ : düşmanlar
adâvet : düşmanlık
adl : doğruluk; adâlet
ahbâb : dostlar; sevgililer; tanışlar
âhenk : uygunluk; düzen
âhir : son, sonunda
âhiret : ölümden sonraki hayât
âidât : üyelik için ayda verilen paralar
âkibet : nihâyet, son
akid : bağlanma; sözleşme
âkil : akıllı
âlem : dünyâ; herkes, insanlar
âmâde : hazır
âmâl : emeller, ümitler
amel : iş; ibâdet
anarşi : kargaşa, yasa tanımazlık
an-garîb : yakından (galat: tez zamanda)
arş : göğün en yüce katı
arz : yeryüzü; dünyâ
arzu : istek
asır : yüz yıl
âsî : karşı gelen; isyâncı; günâhkâr
asîl : sağlam kökten; edepli, terbiyeli; asıl
âsûde : rahat, gàilesiz, huzûrlu
âşikâr : belli, açık
atâlet : tenbellik; hareketsizlik
âvâz : ses, sadâ; bağırma
âyet : Kur’ân’ın bir cümlesi; işâret
ayyûk : göğün yüksek yeri
âzâde : hür, serbest
azamet : büyüklük, ululuk; çalım, kurum
B
bahş etmek : bağışlamak, vermek
Bâkî : dâimî olan Allah
Barla : İsparta ili, Eğridir ilçesine bağlı bir bucak
bedbaht : tâlihsiz
Bedîüzzamân : 1878-1960 yılları arasında yaşamış; yeni bir tefekkür ve
anlayışla Kur’ân’ı tefsîr ederek 130 parça eser vermiş büyük İslâm âlimi
bekà : devamlılık, devamlı olan âhiret âlemi
bereket : bolluk; Allah vergisi
beste : şarkının makam ve âhengi
beşer : insan
beşeriyyet : insanlık
beyhude : boş yere
bezletmek : bol bol vermek; saçmak
Boztepe : Trabzon’da bir tepe
bülend : yüksek
bülend-âvâz : yüksek sesle bağıran
bürhân : delil, isbât
C
cadde-i kübrâ : en büyük yol; Kur’ân’ın yolu
câhil : bilgisiz; genç; tecrübesiz
cânî : cinâyet işleyen; adam öldüren; günahkâr
cedd : dede, ata, soy
cehd : çalışma, çabalama
cemâat : insan toplulukları
cem’iyyet : topluluk
ceryan etmek : (olay) olmak
ceryan : akan; elektrik
cesâret : yiğitlik; yüreklilik
cevher : elmas; değerli taş; ebced hesabında noktalı harfler toplamı
cevr : haksızlık; ezâ, cefâ
cevvâl : koşan, dolaşan, hareket eden
cihân : dünyâ
cihet : yön, taraf
cinnet : delilik
cirm : cisim, hacim
Ç
çam : (şiirde) Barla’da, dağda, Üstâd Bedîüzzamân’ın üzerindeki çardakta tefekkür ettiği çam ağacı
Çamlık : Trabzon’da bir mesîre yeri
çâre : yol; yardım; ilâç; tedbîr
çınar : (şiirde) Barla’da, Üstâd Bedîüzzamân’ın evinin önündeki, üzerindeki çardakta ibâdet ve tefekkür ettiği ulu çınar ağacı
D
dalâl : doğru yoldan sapma
dehr : dünyâ; zaman, devir
dermân : ilâç, çâre; güç, kuvvet
deryâ : deniz
devâ : ilâç
dişbudak : bol yapraklı bir ağaç
dîvân : şiir mecmûası
dîvâne : deli
dûr : uzak
düstûr : kural
E
ebced : Arab harflerine verilen îtîbârî değerlerle yapılan bir çeşit hesap
ebed : sonu olmayan gelecek zaman
ebediyyet : sonsuzluk, dâimîlik
ecdad : atalar
ecnâs : cinsler, çeşitler
ef’âl : işler
efkâr : fikirler
ehemmiyyet : önem
ehibbâ : dostlar, sevdikler
ehl-i hakk : doğru kişiler; îmânlılar
elif-bâ : alfabe
emel : ümit, arzu
emniyyet : güvenlik; korkusuz olma hâli
emsâl : örnekler
enfâs : nefesler
erbâb-ı kemâl : olgun kimseler
erenler : ma’nevî rütbe sâhibi kimseler
erk : güç, yetki, iktidar, nüfuz
esâs : asıl, temel; gerçek
esbâb : sebepler
eshâb- kirâm : Hz.Muhammed’in (asm) sahâbeleri
esîr : savaşta düşman eline düşen; kul, köle
esmâ : isimler
etrâf : yanlar; kıyılar
evlad ü iyal : çocuklar ve eşler
eyvâh : yazık, heyhât
eyyâm : günler
F
fânî : geçici, sonu olmayan
fazîlet : iyilik, erdem
fedâ etmek : gözden çıkarmak; uğruna vermek
fedâkâr : kendisini veya şahsî menfâatini esirgemeyen
felâket : musîbet, belâ
felsefe : hikmet bilgisi, filozofi
fen : san’at; müsbet ilim
ferâgat : vazgeçme; el çekme
ferd : birey, tek kişi
feryâd : bağırma, çağırma; sızlanma, şikâyet
fevrî : düşünmeden yapılan; birdenbire
feyiz : bolluk, çokluk; verimlilik
fikr etmek : düşünmek
Firdevs : yedi cennetten birinin adı
fitne : ayartma, azdırma; ara bozma, fesat
Frankenstein : çeşitli mahlûkàtın uzuvlarından meydana getirilerek canlandırılan ve sonunda kendisini îcâd eden doktoru öldüren hayâlî bir robot-insan; canavar
fütûr : bezginlik, usanma, bıkma
G
gàfil : ileriyi düşünmeyen; tenbel; ihtiyatsız
gafletlû : Osmanlıca devlet sâhibi, devlet adamı demek olan devletlû şeklinde yakıştırılmış, gàfil devlet adamı
gâh (kâh) : ara sıra; kimi; bâzı vakit
gam : keder, tasa, dert
gâvur : inançsız; kâfir
gàyât : amaçlar, hedefler, maksatlar
gàye : amaç
gayret : çalışma; kıskanma; kutsal koruma duygusu
gayz : hiddet, öfke, kızgınlık
gazel : klasik doğu şiirinde bir çeşit
gehî : bâzı, ara sıra
gıbta : imrenme
giriftâr : tutulmuş; yakalanmış
gonce : tomurcuk, açılmamış çiçek
H
habbe : tâne, tohum
hâdim : hizmet eden
hadîs : Hz.Peygamber’in (asm) sözü
hâdise : olay, vak’a
hâfıza : ezberleme kuvveti; akıl; beyinde hatırlama merkezi
hâin : ihânet eden; nankör
hakîkat : gerçek
hâl : oluş, bulunuş, duru; şimdiki zaman
halef : birinden sonra gelip onun yerine geçen
hâlet : hâller, sûretler, keyfiyetler
Hâlik : yaratıcı, yoktan var eden Allah
halk etmek : yaratmak
Hallâk : yaratan, yoktan var eden Allah
hamd etmek : Allah’a şükür etmek
hân : hükümdâr, hâkan
harâmî : hırsız, haydut, yol kesici
harb : savaş
harec : zorlama, zorluk
hasenât : iyilikler, hayırlı işler
haslet : (iyi) huy; tabîat, mîzâc
hasret : göreceği gelme, özleme
hâşâ : aslâ, kat’iyyen; Allah göstermesin
haşir : öldükten sonra bütün varlıkların diriltilmesi
haşyet : korku, korkma
hat : yazı; Arab alfabesi ile yazılmış güzel yazı
hatâ : yanlış; günah; kabahat, kusur
havf ü recâ : korku ve ümit
hayâl : insanın kafasında canlandırdığı şey
hayâlât : hayaller, hülyâlar
hayâtdâr : hayatlı, canlı
hayfâ : yazık, heyhât, vah vah
hayyât : terzi
haz : hoşlanma
hazân : sonbahar
hâzik : işinin ehli, usta (doktor)
heder : karşılıksız kalma, boşa gitme
hem-hal : bir hâlde bulunan; birbirine karışmış
herzevekîl : saçma sapan konuşan
heyhât : yazık, ne yazık ki
hezîmet : bozgun, savaşta bozulma
hıfz etmek : korumak; ezberlemek
hırs : sonu gelmeyen arzû; öfke, kızgınlık
hicâb : utanma, sıkılma; örtü
hiciv : yerme; şiir yoluyla alay etme
hicrân : ayrılık; unutulmaz acı
hidâyet : doğru yola getirme
hikmet : eşyânın sebeplerini, faydasını araştıran ilim; felsefe ile ilgili söz ve düşünce
hîle : oyun, aldatma
hilkat : yaratılış, yaratılma
himmet : gayret, emek,çabalama
Hipokrat : Avrupalılarca tıp ilminin babası sayılan zât
his : duygu
hisse : pay, nasîp
hiyanet : hâinlik
Hudâ : Allah
husûmet : hasımlık, düşmanlık
huzûr : rahat
hülyâ : hayâl, kuruntu
hürr : serbest, esir olmayan
hüzün : keder, üzüntü
İ
ibâdet : Allah’ın emirlerini yerine getirme; kulluk
îcâb : lâzım gelme, gerek
idrâk : anlayış, akıl erdirme; yetişme, olgunlaşma
iffet : temizlik; nâmusluluk
iftâr : oruç açma; ramazanda akşam yemeği
ihanet : hainlik etme
ihlâs : samîmiyet; doğruluk; Allah için yapmak
ihsân : iyilik etme, bağışlama
ihtikâr : istifçilik; vurgunculuk; ucuz alıp pahalı satma
ihvân : kardeşler
ihyâ : hayatlandırma, diriltme
îkàz : uyarma
ikrâr : dil ile bildirme; kabul etme
iktidâr : güç yetme; hükûmeti kuran parti
iktisâd : tutumluluk; biriktirme
ilhâm : içe, gönle doğma
ilticâ : sığınma
îmân etmek : inanmak
imhâ : yok etme
in’âm : ni’met verme; iyilik etme
inkâr : reddetme, inanmama
isbât : delil göstererek doğrulama
isim-resim : gereksiz tören
islâh : düzeltme
ismet : günahsızlık
İsrâfîl : dört büyük melekten biri
istikbâl : gelecek zaman; karşılama
istişâre : danışma
isyân : karşı gelme
işgàl : meşgul etme, uğraştırma; istîlâ etme
iştiyâk : şevklenme, çok isteme
ithâm : suçlama
İvan : Rus milletinin remzi (Mehmetçik gibi)
iyâl : geçindirilecek kişi; eş, hanım
iyd : bayram
îzâh : açıklama
iz’ân : anlayış, kavrayış
izzet : değer; ululuk; kuvvet, kudret; hürmet
K
kàbil : kabûl eden; olan, olabilir
kabîl : nev’i; sınıf; gibi, türlü
kàbiliyet : anlama; kabûl edebilirlik, alabilirlik
kabir : mezar
kàdir : kudretli, güçlü
kaht : kıtlık, yokluk
kaht-ı rical : adam yokluğu, iş bilen kimselerin bulunmaması
kâmil : olgun, yetişmiş
kàni’ : kanaat eden, yetinen
Karakuş : aklına estiği gibi hüküm vermekle tanınmış bir hükümdâr
kasr : saray
kat’a : kesinlikle; aslâ
katran : Barla’da, dağda; Üstâd Bedîüzzamân’ın üzerindeki çardakta
tefekkür ve ibâdet ettiği katran ağacı
katre : damla
keder : üzüntü
kefen : ölülerin sarıldığı bez
kemâl : olgunluk
kemâlât : olgunluklar
kerîm : cömert, veren; ulu, büyük
kıt’a : aynı vezinde iki beyitten ibâret şiir
kıyak : (argo) güzel, iyi, uygun
kıyâs : (fıkıh) âyet ve hadîslere göre hüküm çıkartma
kizb : yalan
kof : boş
kudsî : kutsal; Allah’la ilgili; temiz
kusûr : eksiklik; ayıp, yersiz hareket; suç
küfr : inanmama; dinsizlik
L
lafz : söz
lahza : kısa zaman, an
lâkaydî : ilgisizlik
lâkayıd : ilgisiz
lâkin : ama, fakat, ancak
lâl : dilsiz
lâyık : yakışan, yaraşır
lemha : bir göz atış; parıltı, parlama
lemha-i seyyal : akıp giden bir parıltı
leyl : gece
leyl-i regaib : kutsal gecelerden biri
lezzet : tat, çeşni
libâs : elbise
liyâkat : lâyık olma; değerlilik
lutf : hoşluk, güzellik; iyilik, iyi muâmele
M
maârif : bilgi, kültür
ma’dûm : yok olan
mâdûn : alt, aşağı derecede
mağlûb : yenilmiş
mâhir : usta, san’atkâr; becerikli
mâhiyet : iç yüz; bir şeyin içi
mahlûk : yaratık
mahşer : kıyâmetten sonra bütün varlıkların diriltileceği zaman, yer; kalabalık
mahviyyet : alçak gönüllülük
makam : me’muriyet; memurluk yeri
makber : mezarlık
maksad : istek, amaç
maksûd : arzûlar, istekler
ma’lûm : bilinen; belli
ma’mûr : bakımlı; tâmir edilmiş
ma’nâ : anlaşılan; iş yüz; maddenin zıddı
mânia : engel, özür
ma’rifet : bilme, biliş; herkesin yapamadığı iş
ma’sûm : günahsız
ma’yûb : ayıplı, kusurlu
mâzî : geçmiş zaman
ma’zûr : özürlü
me’mûr : emir almış; bir işle görevlendirilmiş
meb’ûs : seçilmiş; milletvekili
meclis : toplantı
medenî : görgülü, terbiyeli, nâzik, kibar
medh : övgü
meftûn : gönül vermiş, tutkun; hayran
memât : ölüm
menkabe : tanınmış veya târihe geçmiş kimselere âit anlatılan ve yazılan hayat hikâyesi (halk dilinde: menkibe)
merâm : istek, niyet, maksat
merâsim : tören
mesel : örnek, ata sözü
mes’ûd : mutlu
mes’ûl : sorumlu
meşgûl : işle oyalanmış, uğraşan; dolu
meşru’ : kànuna uygun
mevcut : var, varlık
mevki’ : yer
mevt : ölüm
mevzu’ : bahsedilen, konu
mey : içki, şarap
meyl etmek : sevmek; gönlün o tarafa akışı; eğilmek
mezâr : ölünün gömüldüğü yer
mezbaha : hayvan kesilen yer
mız mız etmek : nazlanmak; sızlanmak; şikâyetçi olmak
minnet : bir iyiliğe karşı kendini borçlu görme
mi’râc : Hz.Peygamber’in (asm) göğe çıkma mu’cizesi; Allah’ın huzûruna çıkma
misâl : örnek
muammâ : bilmece; anlaşılmaz iş
muammer : uzun ömürlü
mûcid : îcâd eden, yapan
mu’cize : yapmaktan âciz kalınan iş; peygamberlere Allah tarafından verilen olağanüstü hâl
muhabbet : sevgi
muhalefet : karşı olma; hükûmet’te olmama
muhlis : dostluğu, samîmiyeti, her işteki niyeti iyi ve Allah için olan
muhrik : yakan, yanık
musanna’ : usta elinden çıkmış, san’atlı
mûsıkî : müzik
musîbet : felâket, belâ, sıkıntı
mu’teber : hatırı sayılır; inanılır, güvenilir; geçerli
muti’ : itâat eden
mutlakà : her halde, ne olursa olsun
muzaffer : zafer kazanmış, yenmiş
muzır : zararlı
muztarib : sıkıntısı olan, rahatsız; dertli
mü’min : inanmış; Allah’a îmân etmiş
mübârek : bereketli, uğurlu, hayırlı, kutlu
mücerreb : denenmiş
müflis : malını kaybetmiş; batmış
müjde : sevinç haberi; güzel haber
mükellef : yükümlü
mükemmel : kusursuz, eksiksiz, olgun
mülemmâ : alaca, renk renk; her mısra’ı ayrı dilden söylenmiş şiir
mümtâz : seçkin
mürettib : matbaada yazıları dizen kişi
mürşid : doğru yola götüren; olgunlaştıran
müslim : müslüman; Allah’a inanmış
müstefîd : faydalanan
müstensih : bir metni yazı ile çoğaltan
müştâk : çok özleyen, çok isteyen; göreceği gelen
müteşâir : şâirlik taslayan
N
nabız : vuran (atardamar)
nâdân : bilmez; kaba, terbiyesi kıt
nağme : âhenk; güzel ses
nakit : para
nakş : resim, süsleme, işleme
nâle : ağlama; inleme, inilti; feryâd
nâmerd : erkek olmayan; alçak
nâs : halk, insanlar
nây : kamıştan yapılan bir çalgı, ney
nazm : dört mısra’lık klasik bir şiir çeşidi
nazmetmek : şiir yazmak
nebî : peygamber
nedâmet : pişmanlık
nefs : kendi; insanda kötülüğü isteyen duygular
neş’e : sevinç
nevm : uyku
nevmîd : ümitsiz
nezâret etmek : bakmak; reislik etmek; bakan olmak
ni’met : iyilik; mutluluk; yiyecek, içecekler
nümûne : örnek

P
pâ (pây) : ayak
pâye : rütbe
perîşân : dağınık, karışık; bozuk, düzensiz; kederli
R
rahmet : acıma, esirgeme, koruma
rakik : ince (duygu)
râm etmek : itâat ettirmek, boyun eğdirmek
ramazan : oruç tutulan kutsal ay
râzı : kabûl eden; hoşnut olan
recâ : ümit; istek, dilek
regàib : kutsal recep ayının ilk cuma gecesi
rehber : yol gösteren
remz etmek : işâret etmek; îmâ etmek
resim : âdet, usûl
resûl : peygamber
ricâl : erkekler; adam; belli mevki’ sâhibi kimse
rübâî : klasik şiirde dört mısra’lık bir şekil
rüşd : doğru yolu bulma; erginlik
S
sâbit : yerinde duran; değişmeyen
safvet : saflık, temizlik
sâil : dilenci
sâkin : hareketsiz; yavaş; kendi hâlinde
salâh : düzelme, iyileşme; iyilik; dindarlık
sâlih : yarar, iyi; dindar
sâlim : sağ, sağlam; eksiksiz, noksansız
saltanat : sultanlık, hükümdârlık
Sam : Amerikan milletinin remzi
Sâni’ : san’atlı olarak yaratan Allah
sa’y : çalışma
sefer : savaş; yolculuk
sefîl : yoksul
sevâb : hayırlı hareket; Allah’ın istediği iş
seyyâl : akıcı
sıdk : doğruluk
sır : gizli tutulan
sırr olmak : kayıp olmak
sîret : insanın içi, hâli, gidişi, ahlâkı
siyânet : koruma
siyâsî : siyâsetle ilgilenen; siyâsete âit
Soğuksu : Trabzon’da bir mesîre yeri
sulh : barış
sun’î : tabîî olmayan; yapma
Sûr : kıyâmetin kopmasında ve yeniden dirilmede meleğin çalacağı boru
südûr : meydana çıkma
süflî : aşağı, bayağı
sükûn : hareketsizlik
sükût : susma, söz söylememe
sünnet : Hz.Peygamber’in (asm) yaptığı ve yapılmasını istediği hareketlerin hepsi
sürûr : sevinç
Ş
şâbân : ramazandan önce gelen kutsal ay
şâdmân : sevinçli
şâh : hâkan, hükümdâr
şâhâne : hükümdârlara yaraşır sûrette; çok güzel
şâhid : tanık
şarkı : klasik şiirde bir şekil
şecâat : yiğitlik; yüreklilik
şefâat : suçun bağışlanması için aracılık; Hz. Peygamber’in (asm) ümmeti için Allah’tan isteyeceği af
şefi’ : şefâat eden
şefkat : merhamet, acıyış, esirgeyiş
şek : şüphe
şekvâ : şikâyet
şer : kötülük
şeref : büyüklük, yükseklik, ululuk
şeytân-ı racîm : kovulmuş şeytân; kötülük emreden yaratık
şi’r : şiir, nazm
şifâ : hastalıktan iyileşme
şol : şu, bu
şöhret : ün
şölen : ziyâfet
şu’le : ateş alevi; ışık
şuûr : anlama; anlayış
şühedâ : şehitler, Allah yolunda ölenler
şükür : görülen iyiliğe gösterilen minnettarlık
T
tâ be-kıyâmet : kıyâmete kadar
ta’rîf etmek : anlatmak; bildirmek
tabîb : doktor
tahattur : hatırlama
tahsîl etmek : öğrenmek, ders görmek
tâli’ : tâlih, kısmet, baht
tasavvur : zihinde şekillendirme; istek
tavır : hâl, davranış
tâviz : karşılık olarak verilen şey
tebessüm : gülümseme
tecessüm : cisim haline gelme
tedennî : aşağı inme, gerileme
tedkîk : araştırma; inceleme
tefekkür : etraflıca düşünme
tefrika : ayrılık, bozuşma
tekbîr : Allahu ekber! deme
tekmîl : bitirme; tamamlama; hepsi, bütünü
ten : deri; vücut, beden
tenvîr : aydınlatma
terâvih : ramazan ayına mahsus bir namaz
tercîh : birini üstün tutma, bir şeye öncelik verme
tertîb : sıralama
tesellî : avutma; avundurma
tes’îd : kutlama
te’sîr : işleme, dokunma, etkileme; kederlendirme
tevârüd : iki şâirin birbirinden habersiz aynı mısra’ı veya beyti söylemeleri
teveccüh : yönelme; yakınlık duyma; bir yere doğru hareket etme
te’vil : söze ayrı anlam verme; yorum
tevkîl etmek : vekil edinme; avukat tutma
te’yîd : kuvvetlendirme; sözü doğrulama
tiryâkî : alışkın
tuyuğ : dîvân edebiyâtında bir nazım çeşidi
U
ucb : kendini beğenme; ibâdetine güvenme
uhuvvet : kardeşlik
ukbâ : geçici olmayan âhiret âlemi
umum : bütün, herkes; genel
Ü
ümmet : bir peygambere inanıp bağlananlar
ümm-i habâis : kötülüklerin anası: içki
ümmîd : ümit
üstâd : muallim; bir ilim ve san’at alanında üstün yeri olan kimse;
talebelerinin Bedîüzzamân’a kısaca hitapları
V
vâfir : çok, bol
vahdet : birlik, Allah’ın birliği; Allah’a yakınlık
vak’a : olay, hâdise
vasat : orta, iki şeyin arası
vâsi’a : geniş, açık, bol
vazîfe : görev
vebâl : azâp; günah
veche : yön, yüz, taraf
vefâ : sözünde durma; dostluğunu devâm ettirme
vehbî : Allah vergisi; çalışmadan verilmiş
vehm etmek : kuruntu
vekîl : birinin yerini tutma; milletvekili
Y
yâd etmek : anmak
yârân : dostlar
ye’s : ümitsizlik
yevmiddîn : kıyâmet günü
Z
zâhir : görünen; elbet; gàlibâ; meğer
zâlim : zulm eden; haksızlık eden
zam : artırma, ekleme
zann : sanma, kanı
za’y : elden çıkma; kaybolma; zarar, ziyân
zâyi’ : kaybolma; elden çıkma; zarar, ziyân
zerre : çok ufak parça; atom; molekül
zindân : hapishâne; karanlık; sıkıntılı yer
zîşân : şanlı; şerefli; namlı
zulüm : haksızlık; eziyet