Salı, 18 Haziran 2013 

 
alt
 
alt
Şûrâ-yı Ümmet
6 Teşrin-i sâni 1324
19 Kasım 1908
N. 46-140
Sah’ife: 7
Hamîdiyye Alaylarına Dâir Beyân-ı Hakīkat
Türkçe iyi bilmez ve san‘at-ı inşâyı öğrenmemiş ve yeni uyanmış bir Kürd'ün ifâde-i merâmındaki kusûru afv edilsin. Hem de havâssa hitâb eder, işâret kâfîdir.
“Hamîdiyye” denilen asâkir-i milliyye-i müttehide-i Kürdî, intizam ister, lağvı kabûl etmez. Zîrâ intizam, zararı def‘ ve büyük bir menfaatini te’min edecekdir. Ve mevt ve mahvın kardeşi olan lağv - ki zararı zararla def‘dir – muhâlif-i kāide-i usûldür. Hem de o ma‘den-i hamiyyet ve mazhar-ı şecâat olan hayât-ı Kürdîyi te’sîs eden ittihâdın temeli ve büyük râbıtası Hamîdiyye Alaylarıdır. Alayların hâl-i hâzırı, askerlikden evvelki hâllerine veyâ Hamîdî olmayanlara ve binnisbe, bir derece medenî ehl-i kurâya nisbeten gösterdikleri ziyâde isti‘dâd-ı temeddünî cihetiyle cennet-i medeniyyet ve nerdibân-ı terakkīnin onlar içün birinci kapı basamağı ve mevcûdiyyet-i kavmiyyeyi gösterir olan askerlik unvân-ı mübecceli, Kürd gibi şedîdü’ş-şekîme ve meyyâl-i meâlî ve meşrûtiyyetle yeni uyanmış ve efkâr-ı umûmiyyenin dûrbîni ile müstakbelde keşfedeceği maâdin-i hayât-ı milliyyeyi ve ötedenberi Hükûmet-i Osmaniyye ile râbıta-i lâyünfeki olan sadâkati tahkim ve te’sis eden askerlik unvânı başka bir kavim kolaylıkla çıkarmayacaklardır. Nerede kaldı o aslan Kürdler?...
Ve o cennet-i medeniyyetin kapısı olan askerlik cihetiyle, bostân-ı maârife karşı açılmış ve mekteb-i aşâir denilen küçücek bir pencereyi, kapatılmasıyla ziyâ-yı hakīkatle tenevvür eden ve o menâzır-ı behîceyi seyreden ve o meyvelerden lezzet-i hakīkıyye-i dâimeyi duyan bîçâre etfâl-i Ekrâd’ın neşâtlarını söndürmekle ve zulmet-i me’yûsiyyete düşdükleri içün, büyük bir unsur-ı sâdıkın esâs-ı sadâkatlerini sarsmışdır. Bundan ibret alınız. Pencerenin kapadılmasıyla böyle olursa, kapının seddiyle neler olmaz?
Hem de vahşet ve ihtilâf ve aşâirlik ve hükûmetsizlik netâyic-i zarûriyyesi olan fenâlıkları, Kürdlere sebeb-i kemâl olan askerlik mürâfakatiyle illet-i tardiyye gibi illet yapmak, bir büyük âlimin işlediği bir kabahat ile ilmi tezyif ve muzır bilmek gibidir. Şimdiye kadar Hamîdî, o zaîf hükûmet-i sâbıkanın hudûd-i mühimmini muhâfaza ve düşman-ı vatanın tepesine bir asâ-yı tehdîd idi. Ve muhakkak olan çok mazarrat-ı adîdeye karşı bir sedd-i âhenîn teşkil etmişlerdi. Hâkimiyyet-i milleti te’mîn eden efkâr-ı umûmiyyenin düşman-ı bîamânı o gebermiş olan istibdâd, ibkā ve ilkā-yı ihtilâf ile efkâr-ı umûmiyyeyi tefrika ile imhâ; efkâr-ı umûmiyyeyi tenvirve taskīl eden maârifi ifnâ ve imdâd-ı cehâlet ile itfâ etdiğinden, şimdi dişleri dökülmüş olan eski hükûmet büyük bir kabâhat işlemiş ki, keffâreti, kaç seneye kadar yeni hükûmet-i âdile bizi imhâl ve müsâmaha etmekdir. Tâ ki kâfil-i hayât-ı millî ve muhâfaza-i hukūku olan efkâr-ı umûmiyyeyi tevlid eden ittihâdı ve efkâr-ı umûmiyyenin dûrbîni ve seyf-i kātıı ve menâr-ı rehberi olan maârifi te’sîs etmeğe muvaffak olalım. Sonra ıslâh-ı hâl etmez isek, dünyâ kadar bizi muâheze etsinler. Kabâhat hükûmet-i zâlimenindir; bizim de olsa, güneş garbdan tulû‘ etmediğinden tövbenin kapısı açıkdır.
Hem de medenî ve özürsüz ve ahlâq ve hayât-ı hükûmeti esâsıyla sarsan sâir ehl-i kabâhat afv olunsa, biz özr-i cehâlet içün bittabi‘ afva dahâ ziyâde müstahak ve muhtâcız. Kürdleri başka unsura kıyâs-ı hâdi‘le kıyas ile tatbîk-ı ahkâm ve terbiyye etmek hatâdır. Bir çocuk ne kadar zekî olsa, elifbâyı okumadan ulûm-i âliyye dersi verilmez.
Hülâsa: Ehven-i şerri ihtyâr, bir adâlet-i izâfiyyedir. İcâletü’r-râkib gibi yapılmasın. Tâ ki, adâlet-i hakīkıyyeye isti‘dâd peydâ edilsin, vesselâm.
6 Teşrînisânî sene 324
Bedîüzzamân-ı Kürdî


B. Tunç    Ö. İ. Pektaş    N. Ceylan    Y. S. Tunç