Print
Details: Category: İHZÂRİYE | Hits: 1714

Salı, 18 Haziran 2013 

 
 
REHBER-İ VATAN
 
 
alt 
9 Receb 1326 , 24 Temmuz 1324
[6 Ağustos 1908]
 
Sahîfe: 4
 
Kürdistan ulemâ-yı benâmından fâzıl-ı şehîr “Bedîüzzamân Fazîletlû Molla Saîd Efendi Hazretleri” tarafından ihdâ kılınmış ve gazetemize muâvenet-i kalemiyyede bulunacakları da va‘d buyurulmuşdur.
 
(وشاورهم فى الامر)
 
Acâib-i Seb‘a-i meşhûre gibi bu inkılâb-ı azîm, hürriyyeti tevlîd ve meşveret-i Şer‘iyye’nin terbiyyesine verdiğinden Osmanlılığı cihangîr etmek isti‘dâdını göstermiş. Şöyle ki:
 
Bu hürriyyet, tam zamânında doğdu. Gāyet tabîî olarak ahvâl ve ilcâât-ı zamâne terbiyyesine hizmet edecek. Sun‘î ve ihtiyârî değil, tâ külfete muhtâc olsun. Bu kadar tazyîkātın te’sîriyle o kadar hamiyyet galeyâna gelmişdi ki, gûyâ hürriyyet tekemmül etmiş ve kademnihâde-i sâha-i imkân olduğu anda hükümfermâlığını icrâ etmiş ve birâderi olan hilâfetpenâh efendimizi cihangîrlik ile tebşîr etmiş. Bu hakīkat ba‘zı hakāik-ı sâbite üzre teessüs edecek bir sedd-i âhenîn hiçbir müsâdemâta karşı tezellüle uğramayacak:
 
Birincisi: Mecmû‘da bir kuvvet bulunur, hiçbir ferd o kuvvete mâlik olamaz. Bir kalın şerit ile ince bir telin kuvveti gibi.
 
İkincisi: Zamân-ı sâlifde vahşetin mülâzımı ve tenâkus ve tedennînin mahkûmu olan kuvvet ve cebir âlemde hükümfermâ idi. Hangi devletin deverân-ı demi hükmüne geçmiş ise, kendi gibi o devleti bir ömr-i tabîî ile kaydetmiş ve ecel-i inkırâzın pençesine vermiş.. Ve bu zamanda âlemin hükümrânı ilm ve ma‘rifetdir.
Müvellidi medeniyyet ve şânı tezâyüd-i ömr-i ebedî olduğundan herhangi devletin hayâtı ve müdebbiri, ölmüş olan a‘sâbına kuvvet vererek o kayd-ı inkıtâ‘dan tahlîs ve küre-i arz kadar yaşamasına isti‘dâd verir.
 
Üçüncüsü: Zamân-ı mâzîde her ferd, isti‘dâd-ı gayr-i mütenâhîye mâlik iken o kadar dar ve mahdûd dâire içinde hareket ediyordu ki, bütün himmetleri ve ahlâq ve efkârları o dâire nisbetinde tedennî ve mahsur kalmış idi. Bu inkılâb-ı azîmden sonra hürriyyet, fikr-i beşerin ağır zincirlerini kırdı ve isti‘dâd-ı terakkīye karşı olan sedleri hedm etdi. Dünyâ kadar o dâireyi tevsî‘ etdi. İsti‘dâddaki gayr-i mütenâhîlik hükmünce cevher-i insâniyyet ve hakīkat-i İslâmiyyet feverâna başladı. Bundan sonra en ufak bir adam en âlî merâtib-i beşer olan idâre-i umûmiyyeyi nazara alacak ve oraya kadar elini uzadacak ve ahvâl ve etvârıyle Süreyyâ kadar ulvî olan idâre-i umûmiyyede zîmedhal olduğunu izhar edecek, serâdan Süreyyâ’ya kadar âmâl ve müyûlâtını îsâl edecek ve himmeti o dece ulvî olacak, ahlâkı da o nisbetde teâlî ve efkârı da memâlik-i Osmâniyye’ye kadar tevsî‘ edecek, Eflâtun’ları, İbn-i Sînâ’ları, Bismark’ları, Dekart’ları geri bırakacak birçok şübbân-ı vatan zuhûra geleceği kaviyyen me’mûldür. Lâsiyyemâ bu memleket umûm enbiyânın mahall-i zuhûru ve düvel-i mütemeddine-i sâlifenin mehd-i teşekkülü ve şems-i İslâmiyyet’in maşrık-ı tulûu olduğundan ahâlinin sâha-i fıtratlarında ekdikleri isti‘dâdâtı bu hürriyyet yağmuruyla neşv ü nemâ bulursa şecer-i tûbâ gibi dalı, budakları herbir tarafa açılacakdır.
 
Dördüncüsü: Eski zamanda revâbıt-ı ictimâiyye ve levâzım-ı teayyüş ve fevâid-i medeniyyet okadar teşa‘-ub etmediğinden ba‘zı adamların fikirleri idâresine kâfî imiş. Ammâ bu zamanda revâbıt-ı ictimâiyye iştibâk ve tekessür ve levâzım-ı teayyüş o kadar teaddüd ve tenevvü‘ ve semerât-ı medeniyyet o kadar tefennün ve teşa‘-ub etmiş ki, bunu yalnız kalb-i millet hükmünde olan Meclisi Meb’ûsân ve fikr-i ümmet makāmında olan meşveret-i Şer‘iyye ve kuvvet-i medeniyye menzilesinde bulunan hürriyyet-i efkâr idâre ve terbiyye edebilir. Şimdiye kadar efendimiz iktidâr-ı fevka’l-âdesiyle hâriku’l-âde olarak kerâmetini göstermekle cihangirliğe olan isti‘dâdını izhar etmek içün bu kadar dehşetli ve cesîm devleti fikr-i Eflâtûn’âne ve kuvvet-i İskender’ânesiyle omuzunda taşımış.
 
İhtâr ediyorum ki, bir cesed def‘aten cemî‘ zerrâtı tehallül ve yeni zerrâtdan teşekkül eylemesi muhâl olduğundan cism-i devletde birdenbire me’mûriyyeti ref‘ ve yenilerini ikāme muhâl olmasa da müteazzirdir. Esâsen kābil-i ıslah olmayan kesâni tabîat-i hükûmet ifrâz edecek ve tebdîl-i mesleğe kābiliyyet ve isti‘dâdı olan me’murların da tecrübeleri hasebiyle maslahaten me’mûriyetlerinde ibkāları zarûrîdir. Zîrâ dahâ güneş magribden tulû‘ etmediği’çün tevbenin kapısı açıkdır. Bunların umûmu aleyhinde idâre-i kelâm etmek Allah esirgesin ittihâd-ı milleti fenâ bir hastalığa hedef eylemek olacağından kat‘iyyen câiz olamaz.
 
Beşincisi: Şerîat-i Garrâ, kelâm-ı ezelîden geldiği içün ebede gidecekdir. Sadr-ı evvelin hürriyyeti ve müsâvâtı bürhân-ı bâhirdir ki, Şerîat-i Garrâ hürriyyeti, cemî‘ revâbıtı ve levâzımâtı câmi‘dir. Buna binâen kat‘iyyen hükmediyorum ki, şimdiye kadar vukū‘ bulan tedeniyyâtımız ve noksâniyyâtımız ve sû-i ahvâlimiz Şerîat-i Garrâ’nın ahkâmına adem-i mürâatimiz netâyicidir. Ve ba‘zı müdâhinlerin keyf-i mâyeşâ etdiği sû-i tefsîridir. Zaman öyle müdhiş bir sille [v]urdu. İnsâniyyetimizi mevt derecesine ve İslâmiyyet’imizi fenâ bir hastalığa uğranmışdı. İbret alalım ikinci bir silleye istihkāk göstermeyelim.
 
Meşhur Kürd Hocası Molla Saîd Bedîüzzaman
 


B. Tunç    Ö. İ. Pektaş    N. Ceylan    Y. S. Tunç
 

Rehber-i Vatan Gazetesi Hakkında: "Üstad [Tâhirü'l-Mevlevî] sekiz-on kişiden oluşan arkadaş grubu ile Rehber-i Vatan gazetesinin ilk nüshasını çıkarır. Fakat bir talihsizlik olur… Bağdatlıyan Matbaası'ndaki Ermeni mürettiplerin müsveddeleri okuyamaması ve tashihleri anlayamaması yüzünden ilk nüsha okunamayacak durumda basılır. "Bu sayı böyle oldu, ikinciye dikkat edelim" derler fakat ikinci sayının sekiz sayfası ilk baskıdan daha kötü durumdadır. "Mamafih böyle olmasının çok hayırlı olduğunu bugün anlıyorum" diyen Tâhiru'l Mevlevî Rehber-i Vatan gazetesini de kapatmak zorunda kalır."
http://www.cevaplar.org/index.php?content_view=4095&ctgr_id=98 

Not: Metin aslındaki mürettib hatâlarının veyâ şahsımdan kaynaklanan sehivlerin tashîhinde değerli yardımları için, Eymen HAKÇALISI kardeşime gönül dolusu teşekkürler... B. Tunç