Salı, 07 Ocak 2014 20:40

Meşhur Kürd Hoca

İfadesine Bir Not

[Meşhur Kürd Hoca, Said El-Kürdî, Bediüzzaman gibi ifadelerin literal (ıstılahî) ismi lakab veya lakab manasını yani meşhurluğu ifade eden nisbet sığasıdır. Lakab, o insanın bulunduğu şehir veya toplum içinde ne ile meşhur olduğunu gösterir. Özel isim veya lakaptan hangisi çok meşhur ise, imzada o önce yazılır.[1] Molla Said veya onun muhalifi ve muarızı olan Said Molla gibi.. Yani lakab kullanmak tanınmaya ve meşhur olmaya bağlı bir şeydir. Dolayısıyla her önüne gelenin istediği lakabı kullanması, doğru bir şey değildir.

Bediüzzaman Said Nursi, altına bu imzayı attığı bu Hürriyete Hitap Nutku İstanbul’da yayınladığı zaman Said Nursi veya Bediüzzaman olarak meşhur değildi. Kürd Hoca olarak meşhur idi. Onun için burada bu lakabı imza olarak kullanmıştır. Daha sonra İstanbul’da Bediüzzaman Said El-Kürdi olarak meşhur olunca artık imza olarak bunu kullanır oldu.

Cumhuriyet dönemine gelince, o günün kadroları El-Kürdi imzasını bölücülüğe yordular ve millete öyle propaganda yaptılar. O da bu yanlış ve haksız propagandayı akim bırakmak için El-Kürdî imzasını En-Nursî olarak değiştirdi. Ve daha önce kullandığı El-Kürdî isminin de yanlış olmadığını söyledi. 1932’de yazdığı 13. Mektupta ifade ettiği gibi…

Bu ikinci noktayı bilmeyen tarihçiler, birçok yanlış anlama ve anlatmalara girdikleri gibi; birinci nükteyi de bilmeyen doğulu hocalar, hiç meşhur olmadıkları halde; Eş-Şafii, El-Eş’arî, El-Batmanî, Es-Seyyid, Eş-Şeyh, El-Molla, El-Müderris, El-Hacc, El-Tillowî, El-Bicarmanî gibi beş on lakabı birden kullanıyorlar. Gülünç bir duruma düşüyorlar.

Cumhuriyetin verdiği soyadlarının yüzde 90’ı ise; Kızılot, Karataş, Yücevarlık, Öztürkçü, Öksüz, Yalvaç, Zerdali gibi insan için anlamsız kelimelerden oluştukları gibi; insanı geçmişinden koparan, hiçbir sosyal meşhurluk realitesini taşımayan ve çoğu zaman utandırıcı olan ve insanı cemadat ile özdeşleştiren yapay bir kuyruk olarak saldırı silahı gibi duruyorlar.]

7. 1. 2014

Bahaeddin Sağlam

Mailler..

Bahâeddin Bey Kardeşim,

Çalışmanızı bu sabah biraz inceledim..

İlmî açıklamalarınıza katılıyorum.. Ancak devamındaki tesbitler -kanaatimce belge eksikliğinden–  biraz daha izaha muhtaç gibi geldi bana..

Bedîüzzaman Saîd Nursî; tespitiniz gibi, ilk kitabı olan "Nutuk"daki o yazıda, “Meşhur Kürd Hoca” imzasını kullanmış.. Ama kitabın başındaki “İfâde-i Merâm”da, “Bedîüzzamân-ı Kürdî”.. Daha evvel Misbah’da yayınlanana ayni yazının altındaki imza, “Molla Saîd-i Meşhûr-i Kürdî-i Bedîüzzaman”.. Bilinen ilk gazete yazısında, “Meşhur Kürd Hocası Molla Saîd Bedîüzzaman”, ikincisinde, “Molla Saîd-i Meşhûr”.. Sonraki gazete yazılarında da, çıkardığı kitaplarda da çok farklı imzalar kullanmış..

Selâm ve muhabbetler..

B. Tunç Kardeşiniz

***

Benim kanaatime göre o Nutkun başındaki Bediüzzaman imzası, Nutuklar kitap olarak yayınlandıktan sonra konulmuş.. Gazetedeki ise,  Üstadın koyması değil; Gazetenin kendi tasarrufudur.

Ama yine de tahkiklerinize ihtiyaç var..  Son kanaatinizi bekliyorum. Selam ve hürmet ile..

Bahaeddin Sağlam

 



[1]Mu’cemu Mustalahati’n-Nahwi, Lakab maddesi..