Pazartesi, 10 Kasım 2008

 

    Geçenlerde, Risâle-i Nûr Külliyâtından bir eseri, 1958 târihli baskısından okurken, Osmanlıca’dan yeni harflere çevirmede bir hayli okuma veyâ dizgi hatâsı bulunduğunu gördüm. O günün şartlarında, bunları nazar-ı müsâmaha ile karşılamak gerektiğini sanıyorum. Sonraki neşriyâtta o eksikliklerin pek çoğunun giderildiği de bir hakîkattir. Ancak, şimdikilerde de yer yer imlâ yanlışlarına rastlanmaktadır.

    Çoktandır düşünüp durduğum bir konu var: Risâle-i Nûr Külliyâtını, ilmî bir çalışma ile, Frenklerin “édition critique” dedikleri şekilde basmak mümkün olmaz mı? Bu işi yapabilecek kàbiliyette, ilmî kifâyeti bulunan pek çok gönüllü çıkacaktır. Risâle-i Nûr Enstitüsü bünyesinde bu kabil himmet erbâbının bulunduğunu sanıyorum.

    Bunun için, önce Hz. Üstâd’ın tashîhinden geçmiş Osmanlıca metinler ile şimdiye kadar çeşitli şahıs ve nâşirler tarafından Latin harfleriyle bastırılan nüshalar bir araya getirilip esaslı bir karşılaştırma yapmak gerekecektir. Bu nüshalardan, imlâsı aslına en mutâbık olanı temel alınmalı ve “karşılaştırmalı, tenkîtli neşir” kàidelerine uygun şekilde neşredilmelidir. Böylece, istikbâle sağlam bir kaynak aktarmış olmanın iç huzûru ile vazîfe îfâ edilmiş olacaktır. 
     
    Bu çalışma için, alâkadâr diğer gruplardan destek istenmesi, birlikte gayret sarf edilmesi; ortak mesâînin mahsûlünü herkesin kabûlü husûsunda netîceye te’sîr edecektir.

    Üstelik bu durum, böyle ağır ve kıymetli hazînenin taşınması ve korunmasında kuvvetli ellerin ittifâkına da vesîle olacaktır. Böyle bir mesâî tanzîminde ilk adımı atacak olanların mânevî kazancının büyüklüğünü düşünmek bile heyecân verici… 

    İzmir’den müdakkik kardeşim Bilâl Tunç’un bu konuda, karınca kararınca, yapmaya çalıştıkları bize numûne-i imtisâl olmalı diye düşünüyorum. Tabii ki, bu mühim gayret bir kişi işi değildir. Hattâ, sınırlı bir ekip işi de değildir. Külliyâtın her bir eseri, şahs-ı mânevîyi temsîlen, meydana getirilecek ayrı çalışma grupları tarafından titizlikle taranmalıdır. 

    Belki de, bahsettiğimiz bu konuda çalışmalar yapılıyordur. Bu husûsda bilgi sâhibi olmadığımı îtirâf etmeliyim… Böyle bir hâl vârid ise, daha a’lâ! Hemen o zevâtla irtibâta geçilmesi, vakit kazanmaya vesîle olur. 

    Epey zamandır yapılmakta olan, sayfa kenârı lügatli, dipnotlu, indeksli baskılar zâten bu vâdîde hayli yol alınmasını sağlamıştır. 

    Bu faâliyetin tamamlanmasından sonra, belki bâzı nâşirler, basacakları kitabın bir sayfasına, temel aldıkları Osmanlıca metni, karşı sayfaya da Latin harfleriyle dizilen okunuşunu koymak sûretiyle, daha da kıymetli ve kullanışlı bir şekil vereceklerdir. O sâyede, Osmanlıcayı henüz okuyamayan meraklılarına bir fırsat doğacaktır. 

    Şahs-ı mânevîye tevdi’ edilmiş bulunan hatt-ı Kur’ân’ı muhâfaza vazîfesi de böylece yerine getirilecektir. Böyle bir gayretin Hz. Üstâd’ın rûhunu şâd edeceği şüphesizdir. 

    Gelecek nesillere bırakılacak bu hediyenin çok makbûle geçeceğini tahmîn etmek, kerâmet değildir…


Ekrem KILIÇ 29.02.2008 YeniAsya
This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it. Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız