Pazartesi, 10 Kasım 2008 

 

“DÎVÂN-I HARB-İ ÖRFΔ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER 

alt

İzmir’den Bilal Tunç Ağabeyimin çok titiz bir şekilde üzerinde çalışma yaptığı Üstad Bediüzzaman’ın “Divan-ı Harb-i Örfî” isimli risâlesinin çalışma metnini inceleme imkânı buldum. Bu gayreti, bizlere şevk verdiği gibi, bir çok yönüyle de tetkik etme azmini kamçıladı. Bu çalışmaya ilâve edecek bir şey bulamadığımdan sadece Bediüzzaman’ın bu eşsiz eseri üzerinde bazı tesbitlerde bulunmanın faydalı olacağı kanaatine vardım.

Bediüzzaman, 31 Mart hadisesi sebebiyle 1909 tarihinde kurulan askerî mahkemede, şimdiki İstanbul Üniversitesi’nin ana binasında, şeriat istediği gerekçesiyle idam talebiyle yargılanmış, burada dünya hukuk tarihine geçmesi gereken çok harika bir savunma yapmıştır. Bu sıkıyönetim mahkemesinde yapmış olduğu müdafaa, daha sonra “İki Mekteb-i Musibetin Şehadetnamesi yahut Divan-ı Harb-i Örfî” adıyla yayınlanmıştır.

Eserin ilk baskısı H. 1327 (M. 1909) yılında İstanbul’da İkbal-i Millet Matbaası’nda, ikinci baskısı ise H. 1328 (M. 1910) yılında Artin Asadoryan ve Mahdumları matbaasında yapılmıştır. Eserin yayıncısı ve önsöz yazarı, İçtihad Kütüphanesi sahibi olan Ahmed Ramiz’dir.

“Ahmed Ramiz, 1878 yılında Diyarbakır-Lice’de doğmuş; 1940’lı yıllarda Suriye’de ölmüştür. 1904 yılında, Mısır’daki El-Ezher Üniversitesi’nde okurken, bu ülkede aktif olan Jön Türkler’e katılmış ve Sultan Abdülhamid yönetimi aleyhtarı gösteriler içinde yer almıştır. Meşrûtiyetin ilân edilmesiyle İstanbul’a dönmüştür. 1940’lı yıllarda Suriye’de vefat etmiştir. Mezarı Şam’dadır.” (www.bgst.org)

Bediüzzaman, eserinin yayınlanmasından kırk altı sene sonra, bizzat kendi el yazısı ile yaptığı tashihlerde, Ahmet Ramiz’in önsözde geçen bazı tâbirlerini düzeltme cihetine gitmiştir. Şiirinden bir mısra nakledilen ve ismi geçen bir zâtın adını, tashihinde sadece baş harfiyle belirtmiştir. Ayrıca “defaatla nefyolunduğu” belirtilen memleketler arasında sayılan Erzurum vilâyetini herhalde yanlış bilgiye dayandırıldığı için yazının muhtevasından çıkarmıştır. Üstad ayrıca kendi eserinde de olan bazı tâbirleri tashih etmiş, bazı paragrafları da tamamen kaldırmıştır.

Bediüzzaman’ın veya başka bir müellifin; zamanın şartlarına göre kendi eserinde tashih yönünde tasarrufta bulunması, ekleme veya çıkartmalar yapması kadar makul bir hak olamaz. Ancak, şartlar göz önünde bulundurulmadan, Bediüzzaman’ın eski eserlerinden diye, yapılan tashihleri görmezden gelerek yayınlanan eserler bir sorumluluk ve vebal getirmektedir. Orijinal diye basılan eserin, en azından dipnotlarına, yapılan tashihlerinin de ilâve edilmesi gerekir. Bu görüşlerimizi dile getirirken, hiçbir müesseseyi tenkit etme gibi bir niyetimiz yoktur. Ancak bir durum tesbiti de yapmak zorundayız.

Yapılan bir diğer yanlış da; Bediüzzaman’ın kontrolünden geçen ve tashih etmediği tâbirlerin, kitabı neşre hazırlayanlar tarafından tashih edilmesidir. Bu tasarruf da bir hatadır. Her halükârda Üstadın taksimatına kanaat etmeliyiz.

Başa dönecek olursak Bilal Tunç Ağabeyimin eski ve yeni nüshaları karşılaştırarak yapmış olduğu çalışma, inşallah ileride başka çalışmalara da model teşkil edecektir. Ayrıca, yine bu çalışma gösteriyor ki; gerek Risâle-i Nur Külliyatı, gerekse Bediüzzaman’ın hayatı ile alâkalı araştırma ve incelemelerde daha çok uzun bir yolun başında bile değiliz.

Mehmet Selim MARDİN

Y. Asya, 15.02.2008