Çarşamba, 03 Aralık 2008
 
 
Risâle-i Nur Külliyatı, Türkçemiz için iftihar kaynağıdır. Dünyanın ömrü oldukça, bu eserler dolayısıyla, pek çok insan dilimizi öğrenecektir. Şimdilerde vâkıf olduğumuz hâdiseler gösteriyor ki, istikbâlde, dünyevî hiçbir fayda gözetmeden, sırf îmân ve âhiret düşüncesiyle ana dili Türkçe olmayan mü’minler bu eserleri aslî hüviyetiyle okumak için lisânımızı öğreneceklerdir.
 
Üstâd Hazretlerinin ifâde ettiği gibi, bu milletin şerefi, İslâmiyete yaptığı hizmetleri sâyesinde artmıştır. Diğer unsurlardan temâyüz edeceği hususlardan biri de, Risâle-i Nur’ların bu lisânla te’lif edilmiş olmasıdır.
Yurt dışında hizmet edenlerin anlattığına göre, Türkçe’yi hiç bilmeyen bir çok yabancı Müslüman, Risâle-i Nur Külliyatını önce mânâsını hiç anlamadıkları halde Türkçe yazılı metinden okumaya başlıyorlar. Daha sonra, ağızlarından çıkan seslerin ifâde ettiği mânâyı kavrayabilmek için Türkçe’yi öğrenme gayretine giriyorlarmış…

Bendeniz de, bu vesîle ile Türkiye’ye gelen birkaç misâfirle karşılaştım. Onların Türkçe’yi, Risâle-i Nûrlardaki şekliyle konuşmaya çalışmaları o kadar heyecân verici ki!

Böyle hâdiselerle karşılaşınca, âdetâ, kendimden utanıyorum. Önümüze ikrâm-ı İlâhî olarak konulan şu Rahmânî sofradan yeterince istifâde edemediğimizi düşünüyorum.
Evet, Risâle-i Nûrlar dînî ve îmânî sâhada en güçlü muhâfız olduğu gibi, dilimizi ve yazımızı da en âzâmî şekilde korumuştur, korumaktadır. Nesiller arasındaki anlaşma köprüsü olmakla kalmamış, parçalanmış bir milletin aynı caddede birleşmesine vesîle olmuştur. Asya’daki muhtelif Türk Cumhuriyetlerine mensûb insanlar, Risâle-i Nûrları çok iyi ve çok râhat anlamaktadırlar.
İfâde ettiği mânâya gösterdiği titizlik kadar, Hz. Üstâd’ın, risâlelerin yazılarındaki harfleri tashihdeki davranışı, örnek almamız gereken bir durumdur. Bu eserleri en ince mânâlarına kadar kavramaya çalışmak; başkalarına tebliğ için çeşitli yollar aramak ayrı bir konudur.
Yine, müellif-i muhteremin izni ve gösterdiği yollar içinde kalmak sûretiyle denenecek nice tarz vardır! Gittikçe çoğalan Risâle-i Nûr Enstitüsü şûbelerinde gönüldaşlar bu cehdi göstermektedirler.
Kabul etmek, anlamak, benimsemek, hazmetmek, bütün duygularına yerleştirmek ve yaşamak… Bu adımlarla kemâle varılacaktır. Ancak, bu merhalelerden sonra gerçek anlamda feyz alınacak ve faydalanılacaktır.
Bu vâdîde, gazetemiz de bir mekteb olmuştur. Geçen gün bir yazarımızın da ifâde ettiği gibi, şu 38 senede nice kişiler bu mekteb-i irfânda tahsîl görmüştür! Daha şöhretli, geniş yelpâzeye hitâb eden mevkûtelere burasını tercîh edenlerin bir gàyesi olmak gerektir… Bunun maddî olmadığı çok kat’îdir.
Olsa olsa, eserlerin aslına sadâkat ve vefâ göstererek Hz. Üstâd’ın ifâdesiyle: “Kat’î ve çok tecrübelerle anlaşılmış ki, îmânı kurtarmak ve kuvvetlendirmek ve tahkîkî yapmanın en kısa ve en kolay yolu Risâletü’n-Nûr’dadır” hakîkatine ulaşmaktır.
 
Ekrem KILIÇ  
This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it. 
11.02.2008 , YeniAsya