Cuma, 22 Mayıs 2009 
 
 
Yok Yere Bülbül İnler

Bilâl TUNÇ 
This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.">

 

Risâle-i Nûr Külliyâtı’ndan ne zaman son basılan bir eser elime geçse hemen, önceki baskılardaki sehivlerin düzeltilip düzeltilmediğine bakarım.. Bâzan birşeylerin düzeldiğini görür ümidlenirim.. Israrla devam ettirilen bir yanlışla karşılaşınca anlarım ki, dahâ köprülerin altından çok sular akmalıdır.. Karamanlı Kâmî’nin feryâdını tekrarlamaktan başka bir şey gelmez elimden: 
 
Güle gûş ettiremez nâfile bülbül inler
Varak-ı mihr ü vefâyı kim okur kim dinler..”
  
 
Acabâ bir gün varak-ı mihr ü vefâyı okuyanlar çıkar mı ola?..
Ümidler bir başka bahâra kalır… Ama hangi bahâr?.. Bu ömür törpüsüne çok ömürler lâzım:
 
“Her bahar yeni bir çağ başlar,
Sevgiler açar çiçek çiçek..
Ve, hazân.. -Kaskatı bir gerçek-
Dökülür dallardan umutlar..”

Biraz şiirli bir giriş oldu gibi ama okuyanlar -olursa tabîî- hoş görsünler.. Acziyetten, çâresizlikten, şaşkınlıktan ...
Birkaç söz ustasından dahâ medet aldıktan sonra merâmımı anlatmağa çalışacağım inşâallah..
 
Mülhem-i feyzidir el-hak Ulu Ârif Çelebi
Çünki zencîr-i zehebdir neseb-i zü’l-hasebi
Ben Fuzûlî’ce derim bozmasa resm-i edebi
‘Ce‘ala’llâhu fidâ’en leke ümmî ve ebî’
Dest-gîrim o efendim o penâhım o benim ”
                       (K. Edip KÜRKÇÜOĞLU) 
 
"İşte her cebhede, her yerde demâdem görünen,
Lâkin esrâra bürünmüş gibi mübhem görünen,
Seni bîtâb-ı telâkkî bırakan âyâtın,
Kalarak mülhem-i âvâresi hissiyyâtın."
                              (M. Âkif ERSOY)
  
“- Fânüs!. Sen kim, mülhem-i nûr-efşânsın ve Kelâmımla bir tek kelâm olduğun duyan insansın ..” 
                                                          (E. Behiç KORYÜREK)


“.. o ma‘den-i ilm-i hakîkatten mülhem..”(Şuâ'lar)

 

Bu uzunca girizgâhtan sonra gelelim “Hakîkat Çekirdekleri-59”a:
 
Aslı 1327 baskısı Muhâkemât'ın başlarında Üçüncü Mukaddeme'den alınan vecîzede, söz konusu terkipte hareke bulunmuyor. " ملهم حقيقت  "
(Not: Hazîran 2010 ortalarında e-mail ile 1327 baskısı Muhâkemât'ı göndererek mes'elenin tavazzuhuna yardımcı olan M. Serkan Bey Kardeşime şükranlar sunuyorum.)
 
Muhtemelen "Hakîkat Çekirdekleri"nin ilk baskısında da hareke bulunmuyordu (ملهم حقيقت ). Çünki o günün okur-yazarlarının zengin bilgi, tecrübe ve kelime hazneleri buna pek ihtiyaç bırakmıyordu. 1950’li yıllara gelindiğinde Kurân hattını bilenler hem kemmiyet hem keyfiyet olarak hayli aşağılara düşmüştü. Günümüzde ise dibe vurduğu gerçeği ile başbaşayız.  
 
Vecîzede geçen ملهم حقيقت   kelimesi, A. Nazîf Ağabeyin teksir ettiği El-Hutbetü’ş-Şâmiyye’de ve yine iki cildlik teksir Mektûbât’ın 2. cildinde, farklı okumaya meydan verilmemek için olsa gerek hasseten harfleri harekelendirilmiş, مُلْهَمِ حقيقت  . Buna rağmen matbû’ eserlerde neden ve nasılsa maalesef bu harekelendirme dikkate alınmamış, mülhem, “mülhim” olmuş ve öyle de gidiyor.. Neden ve niçin?.. Basit bir dikkatsizliğin baskıya geçmiş ve devamlılık kazanmış hâli olmalı.. (Hazîrân 2010'da M. Serkan Bey vâsıtasıyle ulaşabildiğim elyazma iki nüshada harekelendirme; Husrev Âbi'nin yazdığında,  “mülhem-i hakîkat مُلْهَمِ حقيقت diğerinde, “mülhim-i hakîkat مُلْهِمِ  حقيقتşeklinde.)
 
Peygamber Efendimiz’in yaşadığı, bizlerce idrâki mümkün olmayan (Mi’râc, vahy vs.) hakîkatler var. Hadîsler, o ilâhî hakîkatlerden mülhem değil midir?   
 
“Hadîs; ma’den-i hayât ve mülhem-i hakîkattir.”  
 
Terkibin, “mülhim-i hakîkat” şeklinde okunuşu da vecîzeye ayrı bir ma’nâ ve renk kazandırıyor. Çok uzun yıllardır da kabûl görmüş. İ’tirâz eden olmamış.  
 
“Hadîs; ma’den-i hayât ve mülhim-i hakîkattir.”
 
“mülhem-i hakîkat”in esas kabûl edilip durumun dipnotla îzâhı, mes’elenin suhûletle halli için yeterli olacaktır kanâatimce. Mezkûr kaynaklar ortada iken, “mülhem-i hakîkat”i yok saymak mümkün olamayacağı gibi vecîzenin ma’nâ zenginliğini daraltmak hakkına da hiç kimse sâhip olmasa gerek.
  
Uzmanlarca sehivleri tashih edilmiş, nüsha farklılıkları dipnotlarla giderilmiş, imlâ ve nüsha birliği sağlanmış, hatt-ı Kur’ân ile bir "Temel Külliyât Metni"(*) ve mevcud belgeler doğru değerlendirilmek sûretiyle(**) hazırlanmış "Târihçe-i Bedîüzzaman" bir tahassür, bir mecbûriyet olarak önümüzde duruyor. Tabîî, Risâle okuyucularının ihtiyaçlarına cevap verebilecek efrâdını câmi', ağyârını mâni' lügat gibi bir "Lügat". Ve yeniyazı baskı işlerinde birlik ve kolaylık için Risâle imlâsı esas alınarak hazırlanmış bir "İmlâ Kılavuzu"...(***) Hizmetleri der’uhde eden Ağabey ve Kardeşlerimiz el ele, gönül gönüle, kafa kafaya verip bu mes’eleleri cilen ele almalılar. Neşriyât işleri, arz-talep dengesine bağlı bas-sat fa'âliyetlerinden ibâret olmamalı.. Hâl-i hâzırdaki perîşâniyetin hiçbir mâzereti yok.

Bekliyoruz.. Yarım yüzyıl dahâ bekletmeyin ne olur!..

 

(*): Hatt-ı Kur'ân ile hazırlanmış Temel Metin esas alındığında yeniyazı baskılarda da imlâ ve nüsha birliği sağlanabilecektir. Yarım yüzyılı aşkın bir tecrübe, TDK imlâlarıyle netice alınamıyacağının anlaşılması için yeterli olmalıdır..
(**): http://www.risaletashih.com/index.php/tashih-cesitlemeleri/134-bediuzzaman-in-hayatindan-tesbitler
 
(***): http://www.risaletashih.com/index.php/ihzariye/15-imla-kilavuz-cug-u