Cuma, 23 Ekim 2009 

 

Yazmak için okumak lâzım. Bu okumak işi, yazılı metinler üzerinden olabileceği gibi, kâinât kitâbını mütâlaa sûretinde de olur. Tefekkür de bir tarz okumak sayılır. Okuya okuya dağarcık dolar. Sızdıran bir testiden süzülür gibi, sindirilen bilgiler ve fikirler, katrelenmeye başlar. O halde, iyi ve temiz bir eser verebilmek için, hazneyi iyi ve temiz efkâr ile doldurmak gerekir. Yoksa, bilgi ediniyorum diye, kafa ve gönül kütüphânesine lüzûmsuz ve zararlı bir sürü kitab yüklemek  fâideden ziyâde zarar getirir. Bugün, insanların içine düştükleri pek çok fikrî ve amelî sapıklığın ucunda maal’esef, istifâde edilecek kaynağı seçememek bulunmaktadır.

   İnsanın yaratılışında, yanlış sevkedilmeye âlet olabilen ba’zı zayıf duygular konmuştur. Bunların başında nefis, hissiyât ve hevâ gelmektedir. Âdetâ, bütün kötü telkînlere açık birer kulak hükmündedirler. Fenâ ve zararlı manzaraları hemen zabtediveren birer fotoğraf makinesi gibi, en olmayacak durumları kaydeder ve en olmayacak yerlerde kullanırlar. Bilmediği, öğrenmediği bir kötülüğü kolay kolay îcâd edememesine rağmen, insanın akla – hayâle gelmeyen mel’anetleri nasıl işlediğini îzâh için Şeytân-ı aleyhi’l-l’aneyi ve yaratılış hikâyesini hâtırlamak gerekir.

   Nefis ve hevânın şeytânî telkînlere ziyâdesiyle açık olması, büyük bir tehlikedir. Ma’nevî bünyemizde rûh, akıl, kalb, vicdân gibi bir hayli müsbet kuvânın bulunması bu tehlikeyi önlemeye yetmemektedir. Risâle-i Nûrların ta’rîf ettiği gibi: “Nefsin ve hevânın te’sîriyle, kör ve âkıbeti görmeyen ve bir dirhem hâzır lezzeti bir batman ilerideki lezzete tercîh eden hissiyâtın mukteziyâtıyla..”, “His ve heves ise kördür, âkıbeti görmez; bir dirhem hâzır lezzeti, ileride bir batman lezzete tercîh eder. Bir dakîka intikām lezzeti ile katleder, seksen bin sâat hapis elemlerini çeker ve bir sâat sefâhet keyfiyle, bir nâmus mes’elesinde, binler gün hem hapsin, hem düşmanın endîşesinden sıkıntılarla ömrünün saâdeti mahvolur.”

   İnsanın bu vasfını belirtmek sadedinde, Kur’ân-ı Kerîm tefsîrlerinde, [Hz. Ya’kûb (as), oğullarına “O’nu kurdun yemesinden korkarım.” demeseydi, ağabeylerinin  Yûsûf’u (as) kurt yedi diye yalan uydurmak akıllarına gelmeyecekti.] şeklinde kayıtlar bulunmaktadır. Hâsılı, insan dış te’sîr ve telkînlere açık olan bu za’fı dolayısı ile hayli hatâya düşer, hayli günâhı işler, hayli dalâlete dalar.

    “Benim gibi sen dahî kafanı teftîş etsen, ma’lûmâtın içinde ne kadar lüzûmsuz, faydasız, ehemmiyetsiz, odun yığınları gibi câmid şeyleri bulursun.” tavsiyesine uymak için, gönül ve kafa aynasını sık sık teftîş edip lüzûmsuz olanları temizlemek, yerinde bir hareket olur. Gerçi, ihtiyâc duyulmayan ve ne nefsine ne gayra yaramayan bu fuzûlî bilgileri tam ma’nâsiyle silip atmak pek kolay değildir. Ama, üzerine yüklenecek fâideli ve hayırlı ma’lûmat ile zaman içinde unutulmaya terk edilmesinden başka da bir çâre yoktur.

   Bütün başarılı insanlar, kendilerine belli bir hedef seçmiş olanların arasından çıkar. İnsanın isti’dâdı, ancak birkaç mevzu’da odaklanmaya elverişlidir. Alâkadâr olunacak konular çoğaldıkça himmetler zayıflar. Dikkatler dağılır. Bir insanın birkaç dalda mütehassıs olması, neredeyse imkânsızdır. Asırda ve milyarda bir iki örneği görülebilen hârika ferdler, bu kāidenin istisnâsıdır. Belli bir gāyeye yönelmiş, yaratılıştan maksâdın ne olduğunu kavramış şahıslar için, dünyâ hayâtı bizzât bir ma’nâ ifâde etmemelidir. Burada verilen ömür ve imkânlar, ancak, âhireti elde etmek içindir. Elbette, usûlüne uygun yaşamanın yeryüzündeki mutluluğu da te’mîn edeceği açıktır. Fakat, asıl olan her iki cihân saâdetini kazanmaktır.

   O halde, gerek maddî gerek ma’nevî duygularımızı tatmîn edecek ma’lûmatı kesb etmek için, bize lüzûmu olanı alıp; fâidesizini terk etmek aklın îcâbıdır. Hz. Muhammed’in (sas) faydasız ilimden Allâh’a sığındığını unutmamalıyız. Bu nev’den olan bilgi insana kemâlat vermez; zâhiren kâmil görünse bile, bu tür ma’lûmat ile âlûde olan insanın elinde kalacak olan, kocaman bir hiçtir. Hele, ma’neviyâtını sarsacak ve i’tikādını yok edecek felsefî bilgi yığınları, o şahsın ebedî âlemini tehlikeye sokacağından, bütün bütün zarardır. O bilgiler, ilim değil, aydınlık değil; netîcesi îtibâriyle cehil ve karanlıktır. O insan, “Binler fünûnu bilse de, cehl-i mürekkeble bir echeldir.”

   Dolayısı ile bu kabîl eşhâsın sözle veyâ yazı ile anlattıkları da muhâtabını iyiye, hayra, fazîlete, mahlûkāta hizmete sevk etmek yerine; şeytan, nefis, hevâ, heves ve süflî hissiyâta hâdim eder. Cehenneme ehil olacak bir vaz’iyyete sokar. Okuduklarımızı bu bakış açısına göre seçmek; yazdıklarımızı bu cihetten değerlendirmek zorundayız. Vaktimizi ne dünyâya, ne âhirete yaramayan meşgalelerle isrâf etmek aklın kârı değildir. Mâdem ki, kendimizi akıllı biliyoruz, o halde aklın iktizâsına göre hareket etmek durumundayız.

Ekrem KILIÇ

www.risaletalim.com 'dan