Pazartesi, 04 Temmuz 2011 09:52

 

Vâsıta

      Dil, bizim için, gàye değil  vâsıtadır. İnsanlarla anlaşabilmek için ortak bir lisâna ihtiyâç vardır. Lisânlar, Cenâb-ı Hakk’ın takdîriyle farklılaşmıştır. Bunun târîhî gelişmesi nasıl olursa olsun, durumu değiştirmez. Ancak, bir milletin ortak değerleri kullanılan ortak dille korunup aktarılmaktadır. Meydana gelen bu kültürün muhâfazası için dilin de asliyetini  kaybetmemesi gerekmektedir.

      Milletimizin içinde bulunduğu son yüzyılda, maalesef, dilimiz dışarıdan müdâhalelerle çıkmaza sokulmuştur. Kıt’alara hükmeden, adâlet ve insanlığın temsilcisi olan bir millet, âdetâ bir kabîle hâline getirilmiştir. Her beş – on yılda bir kelimeler, mânâlar, mefhûmlar, kurallar değiştirilip durursa olacağı budur.

      Üzülerek görmekteyiz: yüksek öğrenim gören nice kişilerin kullandıkları kelime sayısı yüzleri geçmemektedir. Onlar da yerli yerinde olsa, yine şükür!

      Daha çok, güç ve para ile dünyâya hükmeden ecnebîler taklîd edilmekte; kendi mahsûlümüz hor görülmektedir. Onlardaki hayât tarzı neyi emrediyorsa onu kabullenen, moda rüzgârlarına kapılmış bir cem’iyyet manzarası her tarafta yüz göstermektedir.

      Alfabe’yi bile herkes gönlüne göre telaffuz etmektedir. Latin harflerinin kabûlü ile terk ettiğimiz Arap harflerinin kelimelerin telaffuzunda sağladığı kolaylık ve doğruluk kaybolmuştur. Sessiz harflerimiz, sonlarına (e) sesi getirilerek söylenecekken, keyfî olarak ve başka dillere özenerek (ke), (ka); (he), (ha) veya (aş), daha beteri Fransızca’dan alınan bu söyleyiş de bozularak, (haş) oluvermiştir.

      Hele, bu yanlışlıklar bir siyâsînin ağzından ve bütün memlekete yayın yapan radyo – televizyonlardan seslendirilince hemen bütün topluma yayılıvermiştir.

      Doğrusu, ikinci hecesi kısa söylenmesi gereken, “meclis” olan kelime, bakıyorsunuz, devletlû bir zâtın ağzından “meclîs” diye çıkıyor. Bütün sunucular hemen modaya uyuyorlar. Arapça diye, Farsça diye uzun heceleri sürgüne gönderenler, olmadık yerde hece uzatmıyor mu? Şimdilerde buna Frenkçe ne diyorlar: “İroni”. Sen de mi modaya uydun, diyeceksiniz. Türkçesi tabiî ki var: İstihzâ…

      Okullarda bâzı idealist öğretmenler ile gazete köşelerinde bu hususları dert edinen  yazarların güçleri bu istîlâyı durdurmaya yetmemektedir. Modanın önüne geçilmez câzibesi, bu yıkılmayı kolaylaştırmaktadır.

      Ağızlarda sakız gibi çiğnenen ve bir kelime ile yüzlerce ihtimâli ifâde eden nice garîp buluşlar kulaklarımızı tırmalamaktadır. Üstelik yıldırım hızıyla yayılarak…

      Meselâ: ya’nî (yâni) kelimesi.. Lügatte: “Bundan maksad, demek, demek isteniliyor ki” anlamlarını ifâde ettiği belirtilen bu söz, şimdilerde söylediklerinizi tasdîk sadedinde kullanılıyor. Siz bir söz söylüyorsunuz; muhâtabınız, “ya’nî” diye cevap veriyor. Tut kelin perçeminden!

      Bilhassa, içerisinde “Allah” ismi geçen kelimelere kasden bir yasak uygulanıyor. “Allah’a ısmarladık.” Yerine “Öptüm, bay – bay!” “Allah’a emânet ol.” Yerine “Öptüm, bay – bay!”

      Hay öpmez ol!

 Ekrem KILIÇ 
This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.