Çarşamba, 20 Mart 2013 18:51

 
alt
Volkan
Sayı: 97, Sayfa 2, 3
17 R.evvel 1327          25 Mart 1325          7 Nîsan 1909

 
 
alt
ZİYÂ-YI HAKĪKAT
   
Lisânım fikrime iyice tercümanlık edemiyor. Muhâkemenizle bu perîşan sözlere bir intizam veriniz.
 
Suâl: “Asıl İttihâd-ı Muhammedî’nin numûnesi ve bir şu‘lesi olan buradaki İttihad ne edecektir?”
 
Elcevâb: Ma‘nevî ve irşad tarîkıyle îkaz edecek ve aktâr-ı erbaaya yayılmış olan silsile-i müteselsile-i nûrâniyyeyi ihtizâza getirecek ve beyne’l-mü’minîn muhabbet ve uhuvveti kuvveden fi‘le çıkaracak. Müteferriq ve tavâif-i mülûk temelleri olan cem‘iyyetleri tevhid edecek ve vâsıta-i terakkī olan hubb-i din, hubb-i vatan gibi ve hedef-i maksad olan i’lâ-yı kelimetullâhı, menfaat-i dünyeviyye gibi hamiyyet-i İslâmiyye ile hamiyyet-i milliyye gibi herkesi müteveccih kılacak. Zîrâ vâsıta-i terakkīmiz, tarîqte, maksadda ve hiss-i hamiyyette müsennâdır, dahâ muhkemdir. Ammâ, vâ-esefâ ki, istifâde tarîkını bilmedik. Bu müsennânın bir katı çözülse nısf-ı kuvvet gider. Hem de, “yürüyüşünü terk ile, başkasının yürüyüşünü öğrenmedi” meseline mâsadak olacağız. Hem de lahm ve demlerine karışmış olan hissiyyât-ı dîniyyenin yerini başka bir şey tutamaz. Meğer birden, vücud tamâmıyle birden inkılâb edebilsin.
 
Suâl: “Bu Cem‘iyyet-i Muhammedî sâir cem‘iyyetler gibi hiss-i tarafdârî ve rekābeti ve münâkaşayı uyandıracak. Bâhusus, askere sirâyet ile netîcesi iyi çıkmaz.”
 
Elcevâb: İttihâd-ı Muhammedî sâir cem‘iyyâtın akran ve emsâli değildir. Belki umûmun pederi ve mürşididir. O yıldızlara, bu şems ziyâ verecek. Ve her dâirenin mâfevqinde ve sâir devâire muhîttir. Zîrâ ma‘nen Livâü’l-Hamd-i Muhammedî altına girmeyen mü’min yoktur. Lâsiyyemâ, asâkir-i muvahhidîn, Cem‘iyyet'in hedef-i maksadı olan muhabbet ve uhuvvete ve i‘lâ-yı kelimetullâha tamâmıyle mazhardırlar. Asıl İttihâd-ı Muhammedî’nin saff-ı evvelini umum asâkir-i muvahhidîn teşkil eyler.
Biz bu İttihâd-ı Muhammedî ile isteriz ki, umum millet de asker gibi müttehid ve yek-vücud olsun. Ve o muhabbet ve uhuvveti kuvveden fi‘le çıkarsınlar. Ve müdâfi‘ ve muhâfız-ı hukūk ve hallâl-ı müşkilât efkâr-ı ammeyi tevlid ve tehzib etsin. Zîrâ katre katre su, müteferrik kalsa kurur, hebâya gider. İttihad ile bir havz-ı âb-ı hayât olur.
Ey Ümmet-i Muhammed ve ittihad! Bu İttihâd-ı Muhammedî’nin sadâsı umum mü’minlere bir ‘arş’ emridir. Mübâreze-i hayât meydânında tarîk-ı terakkīde parlak müstakbel tarafına asker gibi sizi sevq ediyor.
 
Suâl: “Anâsır-ı gayr-i müslimeyi de ittihâd-ı Îsevî ve Musevî’ye teşebbüslerine teşviqtir. Bu ise, taassubla ve iftirakla meşrûtiyete darbe olmaz mı?”
 
Elcevâb: Zarar yoktur, onlar da yapsınlar. Ve hem de çoktan yapmışlar. Şimdi bir Nebiyy-i Zîşân’ın ismine isnâd ile bir ce‘miyyet çıksa; yâ, o Nebî-i ihtirâmı tasdik ve tebcil ve muhabbeti izhar içündür, bu ise husûmeti da‘vet etmez veyâhud ona mensub âyinleri icrâ etmektir. Bu olsa, fermânı ile hürriyet-i mezhebiyye teessüs ettiğinden, münâkaşaya mahal olmaz. Eğer siyâsiyyât ve maddiyyâta karışmaya vesîle addedecekler ise, buna muvaffak olamazlar. Zîrâ onların dinleri sırf vicdanî olduğundan, siyâset ve maddiyyâta münâsebeti az ve hem de çoktan kesilmiş. Ve hem de muhtac değillerdir, zîrâ milliyyet ve menfaat onların terkkıyyâtına muharrik-i kâfîdir. Biz ise saâdet-i dünyeviyye ve uhreviyye ile bu ittihâda eşedd-i ihtiyacla muhtâcız. Çünki, milliyyetimiz İslâmiyyet’ten başka yoktur. Kavmiyyet nazara alınsa tavâif-i mülûk gibi olur. Ve vicdânımıza dinden başka âmir ve müşevvik yoktur. Hem de menba‘-i istimdâdımız ve nokta-i isnâdımız bu ittihâd-ı dîniyyedir.   
 
Suâl: “Böyle nâzik bir zamanda hissiyyât-ı dîniyyeyi heyecâna getirmekle teskin ve ta‘dîli güç olur!”

Elcevâb: Dinde hükümfermâ olan hak ve adâlet, hissiyyâtı ta‘dil ve tahdid eder; sâir hissiyyâta kıyas olunmaz. Hem de bu heyecânın harâretiyle imtizâc-ı kimyeviyye-i anâsır gibi bize lâzım olan ziyâ-yi maârif ve harâretli kuvvet ve şevki tevlid edecektir. Hem de terakkıyyyât ve medeniyyete lâzım olan hissiyyât-ı ulviyyede en bedevî adam, en münevverü’l-fikr gibi İslâmiyet nâmıyle tarîk-ı terakkīde şevk-i vicdanî ile sevqedecektir. Hem de bu sadâ-yı dinî, bu merkez-i hilâfetten sudûr etmekle etrâfa aks-endâz olmaz ise, istibdâd her unsurda merkezden iftirâk meylini ektiğinden, bu meyilden istifâde ederek ba‘zı sâhib-i zuhur mütemehhidlik veyâ müceddidlik nâmıyle başka taraflarda bu sadâyı çıkaracak ve bu devlet-i İslâmiye'yi tefrikaya düşürecek ve bu ism-i mübâreki de tenzil ve tahdid edecektir. Hem de intizâm-ı idâreye şiddet-i ihtiyâcımızdan yüz derece veyâ dahâ ziyâde tehzîb-i ahlâka muhtâcız. Bu da iksîr-i diyânetledir. Zîrâ umum enbiyânın memâlik-i Osmâniyye’den zuhûru, kazâ ve kader-i İlâhî’nin bir işâret ve remzidir ki, bu memleket insanlarının tekemmülâtı ve tehzîb-i ahlâkı, hiss-i dînin mâyesiyle olacaktır. Hem de Şerîat’le münâsebet-i vehmiyyeden başka irtibâtı olmayan istibdâd, o kadar zamanda o derece dâhil ve hâric muhâcemâta karşı kendini muhâfaza ettiğinden, şimdi Şerîat’in has abd-i memlûkü ve münâsebet-i hakīkī ile merbut olan meşrûtiyyet-i meşrûa, bu kuvvet-i azîme-i Şer‘iyye’ye isnad ve istimdad etmek zarûrîdir.
 
Suâl: “Eğer Cem‘iyyet-i Muhammediyye siyâsete karışır ise, hükûmetin rûhu olan itâat muhtel olur.”

Elcevâb: Evvelâ: Cem‘iyyet’in hedef-i maksadı siyâset değil. Zîrâ ekser meb‘usân, ulemâ  ve muttakî olduklarından, siyâset ciheti onlara muhavveldir.  
Sâniyyen: Hükûmet, hükûmet-i İslâmiyye olduğundan, İttihâd-ı Muhammedî’nin kānunnâmesi olan evâmir ve nevâhî-i Şer‘iyye’yi ta‘kib etmesi zarûrîdir. Şâyet etmezler ise îkaz edilecektir. Lâkin tagallüb ve kuvvet ile icbâr değildir. İhtar ediyorum ki: İttihâd-ı Muhammedî dediğimiz cem‘iyyet, ba‘zı zevattan ibâret bir cem‘iyyet değildir ki, o efrâdın tefrîkıyle veyâ sû-i isti‘mâliyle leke gelsin. Zîrâ şemsin küçük bir misâline ma‘kes olan bir cam parçası kırılsa veyâhud göz yummakla nehar leyle tahvil edilse, bütün aynalarda mütecellî olan ziyâ-yi şems mürtefi‘ olmadığı gibi; buradaki resmî cem‘iyyet teferruk etse ve hasbe’z-zamân tebeddüle uğrasa, yine şems-i hakīkat-ı İttihâd-ı Muhammedî’nin tecelliyâtına sekte getiremez. Zîrâ İttihâd-ı Muhammedî hakīkaten her mü’mini muhîttir. Lâkin ba‘zı zevât-ı ma‘dûde, nısf-ı küre-i arzda kurulmuş o cesîm fabrika-i İslâmiyyet’in çarklarını temizlemek ve harekâtını tesrî ‘ etmek içün başkalarını da‘vet ve istimdâd ile hademe gibi hizmet ettirecektir, ki bunların en birincisi ulemâ ve meşâyih ve talebe ve hutebâdırlar. 
 
Suâl: “Şimdiye kadar bu fikre neden teşebbüs olunmadı?”

Elcevâb: Zâten istibdâd herkesin şevqini kırıp, atâlete sevq ediyor idi.
Şimdi ise, mâdem ki meşrûtiyyette efkâr-ı âmme hâkimdir, o efkârın eczâsı da her ferdin fikr-i mahsûsudur. Her ferd de hareket etmek lâzımdır, tâ cereyân-ı umûmî muhtel olmasın.Binâenaleyh, yalnız saâdet-i vatanve selâmet-i hükûmet olan makāsıd, farz-ı kifâye gibi telakkī olunduğundan, herkes “neme lâzım, başkası düşünsün..” gibi cevâb-ı miskinâneye ve başkasına havâle ve i‘timad etmek gibi tevekkül-i âcizâneye müsâid bir zemîn oluyor. Ammâ, hubb-i din ve i‘lâ-yı kelimetullah herkese farz-ı ayn olduğundan, herkes kendini mükellef bildiğinden na‘ra-i merdânesiyle teşmîr-i sâk ederek, zincîr-i atâleti kırmak ve perde-i sefâleti yırtmakla meydân-ı terakkīye atılacaktır. Şimdiye kadar ihtilâf-ı efkârımızdan istibdâd istifâde etti. Kezâlik, ihtilâf-ı İslâm’dan Avrupa da istifâde ederek istibdâd-ı ma‘nevîleri altında bizi ezdi. Şimdi, evvelâ biz müttefiq olalım, tâ ki dest-i vifâkı bizdeki gayr-i müslimlere de uzatabilelim. Ve Avrupa’nın istibdâd-ı ma‘neviyyesi de meşrûtiyyet-i ma‘neviyyeye inkılâb edebilsin.
 
İhtâr-ı mühim: İttihâd-ı Muhammedî hedef ve maksadımızdır. Ve o noktaya çalışacağız. Şimdiki resmî İttihâd-ı Muhammedî ki, onun bir katresidir; o İttihâd-ı Muhammedî’ye bir mukaddimedir. Herkes san‘atına ve hedef ve maksadına mensub olabilir. Binâenaleyh, teberrük ve taakkul içün, hedef ve maksadımız olan İttihâd-ı Muhammedî unvân-ı mübârekini taşıyoruz.. Asıl İttihâd-ı Muhammedî’nin ta‘rif ve hendesesi şöyledir ki:
 
Esâsı, aktâr-ı âleme mümted bir silsile-i nûranî ile bağlıdır. Merkezi Haremeyni’ş-Şerîfeyn’dir. Ve cihetü’l-vahdeti tevhîd-i İlâhî’dir. Ve peymân ve yemîni îmandır. Ve nizamnâmesi sünen-i Ahmediyye’dir. Ve kānunnâmesi evâmir ve nevâhî-i Şer‘iyye’dir. Ve klub ve encümenleri, umum medâris ve mesâcid ve zevâyâdır. Ve Cem‘iyyet’in ilel-ebed ve dâimî naşir-i efkârı, umum kütüb-i İslâmiyyedir ve muvakkat nâşir-i efkârı i’lâ-yı kelimetullâhı hedef-i maksad eden umum cerâiddir. Ve müntesibîni umum mü’minlerdir. Saff-ı evveli guzât ve şühedâ teşkil eder. Kâlû-belâ’dan beri müntesibdirler. Defter-i esmâları Levh-i Mahfuz’dur. Böyle bir İttihâd-ı Muhammedî Cem‘iyyeti reîsi ve seyyîdi Fahr-i Âlem’dir. Hem de her ferdin de ve her cem‘iyyet-i dîniyyenin de reîsi yine odur. Hem de reîs-i âlemdir.
 
Ben, “İttihâd-ı Muhammedî efrâdındanım” dediğim vakit, murâdım bu ittihâddır. Hem de, bu ittihâdı hedef ve maksad eden adamlardanım, demek istiyorum. Mesleğimiz muhabbettir, muahbbeti neşretmektir. Biz husûmet  edenlere muhâlifiz. Hem de şimdiki resmî bir cem‘iyyeti teşkil ediyoruz, bütün müteferrik cem‘iyyât-ı İslâmiyyeyi tevhid etmek içün; yoksa fazla bir fırkayı çıkarmak değildir. Hâşâ ve kellâ!.. Tefrîka îkā‘ edenden değilim. İ‘tiraz ve evhâm-ı fâsideyi sonra red ve i‘lân edeceğim.
 
Bedîüzzaman Saîd-i Kürdî

 


B. Tunç     Ö. İ. Pektaş     Y. S. Tunç