Perşembe, 04 Nisan 2013 11:13

 

alt
                                 
S: 224, 225
                     
alt
Sebîlürreşâd

12 C.âhir 1338
4 Mart 1336 - 1920
Sayı: 461  Sahîfe: 224, 225
Pencşenbih

 

Kürdler ve İslâmiyyet

Bogos Nûbâr ile ma‘hud Şerif Paşa’nın birleşerek Kürdler’i Câmia-i İslâmiyye’den ayırmak teşebbüs-i hâinânesinde bulundukları haber alınır alınmaz gerek burada, gerek Kürdistan’daki bütün Kürdler kemâl-i nefretle protestolarda bulundular. (…) Bu hususda en ziyâde söz söylemek salâhiyyetini hâiz bulunan ve Kürdler’in salâbet-i dîniyye, necâbet-i ırkıyye ve celâdet-i İslâmiyye’sini bihakkın temsil eden ve Dârü’l-Hikmeti’l-İslâmiyye a‘zâsından, Kürd eşraf ve mütehayyızânından bulunan fâzıl-ı şehîr Bedîüzzaman Saîd el-Kürdî Efendi Hazretleri buyuruyorlar ki:

Bogos Nûbar ile Şerif Paşa arasında akd edilen mukāveleye en müskit ve beliğ cevab, vilâyât-ı Şarkiyye’de Kürd aşâiri, rüesâsı tarafından çekilen telgraflardır. Kürdler câmia-i İslâmiyye’den ayrılmağa aslâ tahammül edemezler. Bunun aksini iddiâ edenler, mutlakā makāsıd-ı mahsûsa tahtında hareket eden ve Kürdlük nâmına söz söylemeğe salâhiyyetdâr olmayan beş-on kişiden ibârettir.
Kürdler, İslâmiyyet nâm ve şerefini i‘lâ içün beşyüz bin kişi fedâ etmişler ve makām-ı Hilâfet’e olan sadâkatlerini îsar etdikleri kan ile bir kat dahâ te’yid eylemişlerdir. Ma‘hud muhtıranın esbâb-ı tanzîmine gelince:
Ermenîler vilâyât-ı Şarkıyye’de ekall-i kalîl derecesinde bulundukları içün, aslâ bir ekseriyyet te’mînine —ve ne kemmiyyeten, ne de keyfiyyeten Şarkī Anadolu’da iddiâ-yı temellüke— muvaffak olamayacaklarını son zamanlarda anladılar. Maksadlarına, Kürdler nâmına hareket ettiğini iddiâ eden Şerif Paşa’yı âlet etmeği müsâid ve muvâfık buldular. Bu sûretle, Kürd ve Ermenî da‘vâsı ortada kalmayacak ve Şarkî Anadolu’daki iftirak âmâli mevki‘-i fi‘le çıkmış olacakdı. İşte bu gāye ile o ma‘hud beyannâme müştereken imzâlandı ve konferansa takdim olundu. Ermenîler’in maksadı, Kürdler’i aldatmaktan başka bir şey olamaz. Çünki, ileride, Kürdler’in kemmiyyeten hâl-i ekseriyyetde bulunduklarını inkâr edemeseler bile, keyfiyyeten ya‘nî ilmen, irfânen kendilerinden dûn oldukları bahânesiyle, Kürdler’i bir millet-i tâbia hâline getirecekleri muhakkakdır. Buna ise, aklı başında olan hiçbir Kürd tarafdâr değildir. Zâten, Kürdler bu beyannâmeye yalnız sözle değil, bilfiil muhâlif olduklarını isbat ediyorlar.
Kürdlük da‘vâsı pek ma‘nâsız bir iddiâdır. Çünki, her şeyden evvel Müslümandırlar, hem de salâbet-i dîniyyeyi taassub derecesine îsâl eden hakīkī Müslümanlardan. Binâenaleyh Ermenîler’le ayni ırkdan bulunup bulunmadıkları mes’elesi onları bir dakīka bile işgāl etmez. "الاسلام جب العصبيية الجاهلية" İslâm, uhuvvet-i İslâmiyye’ye münâfî olan kavmiyyet da‘vâsını men‘ eder.
Esâsen, bu, târîhe âid bir şeydir. Kürdler’in asl ve nesebleri ne olursa olsun, İslâm’dan iftirâka vicdân-ı millîleri aslâ müsâid değildir. Bununla berâber, Kürdler’in, Arab kavm-i necîbi ile ırkan alâkadâr bulunduğu hakāik-ı târîhiyyedendir.
İslâmiyyet, herhangi bir ırkın diğer bir unsur-ı İslâm aleyhine olarak menfî sûretde intibah hâsıl etmesini kabûl edemez. Binâenaleyh, Kürdler’i Müslümanlıkdan ayırmak isteyenler, esâsât-ı İslâmiyye’ye muhâlif hareket ediyorlar. Fakat bunlar da kimlerdir?! Bir-iki klupde toplanan beş-on kişiden ibâret... Hakīkī Kürdler, kimseyi kendilerine vekil-i müdâfi‘ olarak kabûl etmiyorlar. Onların vekili ve Kürdlük nâmına söz söyleyecek ancak meclis-i meb‘ûsân-ı Osmaniyye’deki meb‘uslar olabilir.
Kürdistan’a verilecek muhtâriyyetden bahsediliyor. Kürdler ecnebî himâyesinde bir muhtâriyyeti kabûl etmektense ölümü tercih ederler. Eğer, Kürdlerin serbestiyyet-i inkişâfını düşünmek lâzım gelirse bunu Bogos Nûbar’la Şerif Paşa değil, Devlet-i Aliyye düşünür. Hülâsa: Kürdler bu hususda kimsenin tavassut ve müdâhalesine muhtac değildirler.
Seyyid Abdülkādir Efendi’nin beyânât-ı ma‘lûmânesine gelince, bu hususta şimdilik bir şey söyleyemem. Bununla berâber bu beyânâtın tahrif edilip edilmediğini bilemiyorum.
* * *
 
                                      B. Tunç          Ö. İ. Pektaş          Y. S. Tunç