Değerli ziyâretçilerimiz,
Tashih Çeşitlemeleri Köşemize hoşgeldiniz!..

Dahâ ziyâde, “Tashih” ağırlıklı bir köşe olacağını umuyorum. Makāleden ziyâde doğru-yanlış cedveli gibi bir şey..
Sabırla ta’kip edilirse faydadan hâlî olmaz inşâallah..
Maksadımız ne kimseyi incitmek, ne fincancı katırlarını ürkütmek.. Doğruyu bulmak, doğruyu öğrenmek.
Yardımlaşarak, paylaşarak, bilgi ve görüş alışverişinde bulunarak.. Burası hepimizin.. Ama dahâ çok sizin köşeniz.
Katkılarınız olmazsa olmaz!.. Zîrâ;
“Ma’rifet iltifâta tâbi’dir, 
Müşterisiz metâ’ zâyi’dir”.

Duâlarınızla..

Bilâl Tunç 
*****

 

1341 RÛMÎ ?

02.12.2007 târihli Radikal'de Avni ÖZGÜREL imzâsıyle; “Kürt Teâlî Cemiyetinden PKK’ya” başlıklı bir makàle yayınlandı.(*)    

Bilgilendik, yararlandık. Sayın Yazara teşekkür ediyoruz. 
Pertavsızımızı alıp adı geçen yazı üzerinde dolaştırıyoruz. Bakalım gözümüze takılan bir şeyler olacak mı?..
Önce yazının başlığına bakıyoruz.. “Kürt” kelimesini mercek altına alıyoruz… Evet!.. Bu kelimenin yazılışı TDK’ya göre doğru sayılsa da aslında “Kürd” olarak yazılması dahâ uygun olurdu. Ne var ki, bir çok şeyde olduğu gibi doğrularla yanlışlar becâyiş olmuş.. Kart-kurt masalları arasında günlük lisânımıza “Kürt” olarak yerleşmiş. 
Merceğimizi bir başka kelimeye tutuyoruz.. Acabâ, “PKK’ya” şeklinde yazılış doğru mu? TDK’ya göre yanlış olması lâzım!.. Bir defa, “ PKK”daki “K” harfleri, “ka” değil, “ke” okunur. Tamâmını söylersek, Pe Ke Ke.. Kāideten, “PKK’ye” şeklinde yazmak gerekirdi. Ne var ki, “Pe Ka Ka” olarak söylemek âdet olmuş. Bu durumda, “PKK’ya” şeklindeki yazılışa yanlış demek mümkün olmuyor. "TDK’ya" da.. TDK’nın bir diyeceği var mıdır, bilinmez? 
Yazının baş kısımlarında, pertavsız mertavsız kullanmadan göze çarpan bir durum var: “1341 tarihinde yani 1922 senesinde ..” cümlesinde ; Rûmî târîhin Mîlâdîye çevrilmesinde yanlışlık yapılmış.. (Bu tarz sehivleri hep yapıyoruz. Sayın yazarı tenkid gibi bir niyetimiz yok, haddimiz de değil. Sâdece bir gerçeği örneklendirmek istedik.) 
Şimdi bir soru: Sizce, 1341 Rûmînin Mîlâdî karşılığı kaç olmalıydı? 

Bir de ip ucu verelim: Bornova’da oturanlar çok iyi bilirler, metro tren istasyonundan hastahâne tarafına geçince mütevâzı' bir “9 Eylûl Şehidler Âbidesi” ile karşılaşılıyor. Ziyâret edip şehidlerimizin rûhlarına bir Fâtiha okursanız, âbide üzerindeki 9 Eylûl 1338 -1922 târihleri soruyu çözmenizde yardımcı olur sanırım. Âciz Kardeşiniz de oradan öğrenmişti..

 

YORUMSUZ

1940’larda basıldığı anlaşılan TDK’nın ilk Türkçe Sözlüğü’nün önsözünde; “ Kurumumuzun Koruyucu Genel Başkanı, Ulusal Önderimiz, Sevgili Cumhur Reisimiz ..” olarak tavsif olunan İsmet İNÖNÜ cenapları şöyle buyuruyorlar:

“Ulusa söz işittiren ve okutabilen her aydınımız, dil işinde bir tek yabancı kelimenin eksik olmasını özenmeğe değer bir zevk saysa, birçok sıkıntıyı hiç fark etmeden geçirebiliriz.”

Bedîüzzaman Hazretleri de buyuruyorlar ki:

“.., Risâletü’n-Nûr; zındıkaya karşı hakāik-ı îmâniyyeyi muhâfazaya çalışması gibi, bid’ata karşı da huruf ve hatt-ı Kur’ân’ı muhâfaza etmek bir vazîfe iken,..”  (Kastamonu L.,2006:98)

Paşa’nın tilmizleri kendilerine verilen vazîfeleri bihakkın yaptılar, yapıyorlar. ” Devlet-i Aliyye   دولت عليه“’nin, kıt’alara sığmayan bir milletin dilini, kabîle dili derekesine indirmeyi başardılar. Eserleri(!) ile ne kadar mutlansalar haklarıdır. Yâ bizler!?.. Kendimizi bir vicdân murâkabesine çeksek!?.. Veyâ böyle bir mes’elemiz var mı gerçekten?
*****

 

BİRAZ İMLÂ

TDK’ya göre; “sonraya bırakılan,..” anlamına gelen ve Osmanlıca'da elif’le yazılan “âcile” ile, ayn’la yazılan “acele, hemen,..” anlamındaki, “âcile”yi ayni imlâ ile yazmak gerekiyor.

Nitekim, “Sünûhât”ın 1977 baskısında öyle yapılmış ve kelimeleri ayırmak için mecbûren parantez içerisinde Osmanlıca asılları gösterilmiş.

Benzer durumlarda; “elif”le başlayan kelime “â”, “ayn”la başlayan kelime “‘â” ile yazılırsa mes’ele dahâ kolay çözülebilir diye düşünüyorum. Örneklerde görüleceği gibi:

âbide (آبده): bir hâdiseyi gelecek nesillere hatırlatmak için inşâ edilen eser
‘âbide (عابده): zâhide, takvâ ehli kadın

âcile (آجله): te’hir edilen, sonraya bırakılan
‘âcile (عاجله): hemen olan, peşin, acele gerçekleşen

âliyye (آليّه): âletle ilgili, âlete mensup
‘âliyye (عاليّه): yüksek, yüce
 
Âsiyye, âsiyye (آسيّه): Hz. Mûsâ’yı Fir’avn’un sarayında büyüten Âsiye vâlidemizin adı. kederli ve hüzünlü kadın
‘âsıyye (عاصيّه): âsî kadın