Cumartesi, 15 Kasım 2008 18:20

İSTANBUL HAYÂTI, Abdülkadir MENEK, 2008 alt
 
 
s.21: Fırat Nehri (Y) // 
s.28:  "Hasan paşa Van'dan ayrıldı." (Y) // http://www.risaletashih.com/index.php/tashih-cesitlemeleri/124-mufassal-tarihce-i-hayat

s.61: 19 Kasım 1908 (Y) //  19 Teşrînisânî 1324 (02 Aralık 1908)

s.68: Mehmed Âkif'in Şekerci Hanında kaldığının belgesi (?)

s.135:  "Nutkun tamâmı, orijinali Osmanlıca olan Dîvân- Harb-i Örfî adlı eserinde neşredilmiştir."(Y) //

1- Bu Nutuk, "Dağ Meyvesi Acı da Olsa Devâdır" başlığı ile (1908-9)'da çeşitli gazetelerde, 1910'da "Hürriyyet'e Hitâb" adıyle "Nutuk" isimli eserde neşredilmiştir.
2- 1950'lerde "El- Hutbetü'ş-Şâmiyye" Türkçeye tercüme edildikten sonra Ahmet Nazif tarafından teksir edilen nüshada zeyl olarak neşredilmiştir. 
3- Ayrıca, ayni yıllarda neşredilen "El- Hutbetü'ş-Şâmiyye'nin Zeylinin Zeyli" isimli müstakil teksir eserde de mevcud.
4- Teksir Mektûbât'taki H. Şâmiye'de de var.
5- D.H.Örfî'nin 1909, 1910 baskılarında bulunmadığı gibi 1954'teki Os. teksirde de yok.
6- D.H.Ö'ye eklenmesi sanıyorum yeniyazı baskı ile olmuş.  
 
s.263: 16 Şubat 1916 (Y) // 19 Şubat 1331 - 3 Mart 1916 BTBSN
 
s.263: D.H.Örfî'nin neşir târihi: 1911(Y) // ilk baskı H.1327, M.1909 / Köprü Said Nursi Bahar 2004 86. Sayı daki belgeler.
 
s.264: ikibuçuk sene (Y) // 

s.266: 25 Ağustos 1918 ... Sultan Reşad (Y) // 

s.276: 9 Eylül 1918 (Y) // 26 Ağustos 1334 (26 Ağustos 1918) / Belge aslı

s.276: 7 Eylül 1918 (Y) // 24 Ağustos 1334 (24 Ağustos 1918) / Belge aslı 

s.327: 26 Eylûl 1337 (9 Ekim 1921) (Y) // 26 Eylûl 1337 (26 Eylûl 1921

s.338: Bedîüzzamân’ın T.Hayâtı 1918 (Y) // 1919 (R.1335)

Buradaki kitap listesine aşağıdakilerin de eklenmesi gerekiyor:
Rumûz, İşârât, Kızıl Îcâz, Tulûât, Şuâât. (Bunların hepsi 1339 H. 1921M. Târîhinde neşredilmiş)
 
s.339: Ankara'ya gittiği ayın Kasım olduğunun belgesi?. BTBSN'de Kurban Bayramından bir hafta
kadar önce diyor. Kurban Bayramı 4 Ağustos 1922.

s.339: NİSAN1925 - MAYIS 1925 (Y) // NİSAN1926 - MAYIS 1926

 
s.339: 1 Mayıs Ankara'dan Van'a doğru trenle yola çıkar (Y) //
Ankara MEVKIFından, Gekbûze MEVKIFına.. tren bileti:
17/4/39 (17. 4. 1923) ...... 21/4/39 (21. 4. 1923)
O târihlerde Ankara-Van trenyolu bağlantısı yok! {Bâzı yerlerin trenyoluna kavuşma târihleri: Kayseri 1927, Sivas 1930, Malatya 1931, Elazığ 1934, Muş 1955, Tatvan-Van 1964}

s.340: 15 Nisan 1925 (Y) //

* "Meselâ, bu biçare Said, Van’da ders-i hakaik-i Kur’âniye ile meşgul olduğum miktarca, Şeyh Said hâdisâtı zamanında vesveseli hükümet, hiçbir cihette bana ilişmedi ve ilişemedi. Vakta ki neme lâzım dedim, kendi nefsimi düşündüm, âhiretimi kurtarmak için Erek Dağında harabe mağara gibi bir yere çekildim. O vakit sebepsiz beni aldılar, nefyettiler; Burdur’a getirildim. (Lem'alar)"
 
Bu ifâdeler Bedîüzzamân'ın sürgün hâdisesinin Şeyh Saîd isyânı ile ayni devrede değil isyandan hayli sonra olduğunu gösteriyor. Aşağıdaki ifâdeler de Meşîhat  yangınında İstanbul'da bulunduğunu:

* "Ben menfî olarak İstanbul’a getirildiğim vakitbir zaman Meşihat-ı İslâmiye dairesinde bulunan Dârü’l-Hikmeti’l-İslâmiyedeki hizmet-i Kur’âniyeye çalıştığım için, o alâkadarlık cihetinde, "Meşihat dairesi ne haldedir?" diye sordum. Eyvah! Öyle bir cevap aldım ki, ruhum, kalbim ve fikrim titrediler ve ağladılar. Sorduğum adam dedi ki: "Yüzer sene envar-ı şeriatın mazharı olmuş olan o daire, şimdi büyük kızların lisesi ve mel’abegâhıdır." İşte o vakit öyle bir hâlet-i ruhiyeye giriftar oldum ki, dünya başıma yıkılmış gibi oldu. Kuvvetim yok, kerametim yok; kemal-i me’yusiyetle ah vah diyerek dergâh-ı İlâhiyeye müteveccih oldum. Ve bizim gibi kalbleri yanan çok zatların hararetli ahları, benim âhıma iltihak ettiler. Hatırıma gelmiyor ki, acaba Şeyh-i Geylânî’nin duasını ve himmetini, duamıza yardım için istedim mi, istemedim mi? Bilmiyorum. Fakat her halde o eskiden beri nurlar yeri olmuş bir yeri zulmetten kurtarmak için, bizim gibilerin ahlarını ateşlendiren onun duasıdır ve himmetidir. İşte o gece Meşihat kısmen yandı. (S.T.Gaybî)" 

* Kaynaklar bu yangının 1926'da olduğunu gösteriyor:

http://forumdan.azbuz.com/forum-alt/next/43000000001541904&pageNumber=0

* BTBSN,2006, s.286da bu yangını 1 Mayıs 1926 târihli "Son Sâat" ve "Cumhûriyet" gazetelerinin yazdığı belirtilmektedir.

* Yine bütün kaynaklar mezkûr sürgün hâdisesinin 1926'da olduğunu göstermektedir.  


Ek- I:

Çok Muhterem Bilal Tunç Beyefendi,
Selam ve saygılarımı sunar, Rabbimden sağlık ve muvaffakiyetler temenni ederim.  İstanbul Hayatı ile ilgili olarak yakın alakanıza çok çok teşekkür ederim. İşaret buyurduğunuz konular için, 3. Baskıya yetiştirmek üzere bir düzenleme yapıyorum. Ancak ne kadar nazara alınır, bilemiyorum. Sıraladağınız konulardan birincisine kısaca değinmek istiyorum.
Ben Cizre'liyim. Dicle Nehrin'nin kenarında, Bani Hani'ye bakarak büyüdüm. Mustafa Paşa'nın ''atacağım ''dediği nehir elbette Fırat olamaz. Neşriyat sorumlularına bunu telefonla da bildirdim. Birinci Baskı da Tarihçe-i Hayatta Fırat Nehri ifadesi geçiyor diye Fırat Nehri olarak yazmışlar. Ben de 2. Baskı için konu ile ilgili olarak Y.A.Neşriyat Sorumlulularına gönderdiğim mailde konu ile alakalı olarak şöyle bir yazı gönderdim:
          '' 21. sayfada Üstad’ın Mustafa Paşa ile tartışmasında ‘Seni Fırat nehrine atarım.’ İfadesi geçmektedir. Bu ifade, Tarihçe-i Hayat’ta da aynen geçmektedir. Ancak Fırat nehri ifadesi kanaatimce Tarihçe-i Hayat’a sehven geçmiştir. Belki Tarihçe-i Hayat’a sehven yazılan bu ifadeyi düzeltmek zor olabilir. Fakat bu bizim için geçerli değildir. Çünkü, Mustafa Paşa Cizre’de ikamet etmekteydi. Ve Cizre’den geçen nehir ‘Dicle Nehri’dir. Bu hususu kitap basılmadan önce aşağıdaki Cezire ile ilgili bölümle birlikte Erhan Bey’e bildirmiştim.  Ayrıca münazaranın geçtiği ‘Bani Hani’ mevkii, Dicle Nehri’ne nazır bir tepenin üstündedir ve yaklaşık nehre sadece 50-100 metre mesafededir. 2. Baskı’da bu durumun düzeltilmesi gerekmektedir. '' 
 
       2. Baskı'da bu durum düzeltilmediği gibi, yine Fırat Nehri olarak yazılmaya devam edildi. Şimdi 3. Baskı için durumu tekrar bildireceğim. Fakat netice ne olur bilemiyorum. Görüyorsunuz, bazı sehiv ve hatalar yanlız yazarından kaynaklanmıyor. Samimi ve içten katkılarınız için çok teşekkür eder, devamını istirham eder, Rabbimden, bu büyük iman ve Kur'an davasında az da olsa makbul bir hizmetimizin bulunmasını temenni ve niyaz eder, tekrar özür diler, müstecap dualarınızı beklerim.
                                                     Abdulkadir Menek , 24 Aralık 2008
 
 
 
 
Ek: II

Selâmün Aleyküm Aziz ve Muhterem Kardeşim,

 
Doğru adrese mi yazıyorum bilmiyorum ama bir konu ile ilgili yardımlarınızı istirham edeceğim. Başka yazmam gereken adres varsa, bildirirseniz sevinirim.
 
Mes'ele şu:
 
A.Kadir MENEK'in "İstanbul Hayâtı" üzerindeki tesbitlerimi kendisine ilettim. Allah râzı olsun, mülâyemetle karşıladı. Sizler de müzâheret ederseniz inşâallah musahhah bir "İstanbul Hayâtı"na kavuşuruz diye ümid ediyorum.
 
Abdül Mâlik Kardeşim, gösterdiğiniz ilgiye müteşekkirim. Sizin şahsî gayretlerinizle bâzı düzelmeler oluyor. Ama yeterli değil. Külliyât'ta tashîhât işleri halledilmeden, nüsha ve imlâ birliği sağlanmadan, musahhah bir "Târihçe-i Bedîüzzamân" ortaya konulmadan iş bitmiş olmuyor...
 
 
Muhabbetlerimle..
 
Bilâl TUNÇ , 26 Ocak 2009
 
Ek: III
اَلسَّلاَمُ عَليْكُْ وَرَحْمَتُ اللَّهِ وَبَرَكَاتُهُ اَبَدًا دَآئِمًا
 
Muhterem Bilâ ağabey,  
İstanbul hayatı ile ilgili isteğinizi beraber çalışmakta olduğumuz Risale-i Nurların dışındaki çalışmaların takibini yapmakla görevli arkadaşımıza iletmiştim. İnşaallah müteakip baskıda gerekli düzeltmelerin yapılacağından emin olunuz.
 
Aciz ve pürtaksir kardeşiniz
A. Malik Atom , 07 Şubat 2009
 
 
 
 

2


Üstâd Sayfaları, Mustafa Öztürkçü, 2008
 
sh.7: vicdanınızı(Y) // vicdânımızı
 
sh.7: seksenyedi(Y) // Hicrî takvime göre seksenbeş (84sene 8ay 24gün), Mîlâdî takvime göre seksenüç (82sene, 2ay, 18gün)
 
sh.13: Bir bahar günü.. (Y) // Kış sonlarında
 
sh.18: Dicle Nehrine(?) // Nehre (Dicle olma ihtimâli kuvvetli ama Abdurrahmân Ağabey'in hazırladığı T. Hayât'ta nehir ismi geçmiyor. Büyük T. Hayât'ta Fırat denilmiş ki, külliyen yanlış.)
 
sh.20: hal ve etfarında (Y) // hâl ve etvârında
hâl: Durum, vaz’iyet. Görünüş. Tavır. Sûret. Keyfiyet.
hal': Kaldırma. Kal' etme. * Hükümdârı tahttan indirme.
hal(hall): çözme (bir mes'eleyi çözme)
 
sh.23: Van Vâlisi Cevdet (?): // Genelde "Van Vâlisi Hasan Paşa", olarak yazılıyor fakat o târihlerde bu isimde bir vâli bilinmiyor. Abdurrahmân Nursî'nin hazırladığı T. Hayât'ta "Vanlı Hasan Paşa". Olarak geçiyor. Buradaki Cevdet, Tâhir Paşa'nın oğlu Cevdet (Belbez) ise zâten yanlış. Değilse güvenilir bir kaynak gösterilmeli.

s.27: mahkûm(Y) // mevkuf
 
s.29: Vali Tâhir Paşa(Y) // Vâli Tâhir Paşa 1907'de Bitlis'te bulunuyordu. Bu sayfada anlatılan durum 1914-15 yıllarına âid olmalı.!?
 
s.31: tren (Y) // o yıllarda oralarda bizim sınırlarımız içerisinde henüz trenyolu bulunmuyordu.
 
s.31: "usare" denilen yer (Y) // Burayı anlayamadım? "üserâ kampı" olsa o zaman ma'nâ kazanıyor.
 
("üserâ", "esîr"in çoğulu)
 
s.33: Bir İnkılâp'ın (Y) // Bir İnkılâbın
 
s.33: kendini İngilizlerin İstanbul'u işgal hareketlerinin içinde bulmuştu,(Y) // Üstâd'ın İstanbul'a muvâsalatı 18 Haziran 1334-1918. İ'tilâf kuvvetlerinin İstanbul'a ilk girişi 30 Ekim 1918 Mondros Mütârekesinden sonra 13 kasım 1918'de.
 
s.34: cansiperane (Y) // cansipârâne
 
s.35: Yeniden Şark yollarına // Biletin üzerinde Genbûze (Gebze) yazıyor. Yâni önce İstanbul cânibine gidiyor. Çünkü o târihlerde Ankara'dan Şarka demiryolu bağlantısı yok!
 
s.61: Üstâdına kavuşmanın yolunu istinsah etmişti.(?) // burada ne denilmek isteniyor?
 
s.143: 16 Şubat (Y) // 3 Mart 1916
 
s.143: Kilogrif (Y) // Kologrif (Kologriv)
 
s.165: H. 19 Ramazan, R. 25 Haziran 1334, M. 8 Temmuz 1918 (Y) // H. 16 Ramazan, R. 25 Haziran 1334, M. 25 Haziran 1918. (Bu târih haberin gazetede çıktığı târih. Aslında bir hafta kadar önce geliyor.)
 
s.209: Tahir Paşa, Bedîüzzamân'ın Van'a ilk geliş târihi olan 1894 yılında Van'ın o zamanki vâlisidir. (Y) // Üstâd'ın gelişi 1897, Tâhir Paşanın Van'a tâyini 1898.
 
s.211: Tahir Paşanın dâvetlisi olarak (Y) // Hasan Paşa'nın ..
 
s.222: Murâdiye kazâsına (?) // Murâdiye küçük bir yer, kasaba. Manisa'ya da çok yakın. "Murâdiye kasabasına" olabilir. Tekrar bakmak lâzım.
 
s.502: Ankara'dan Van'a giderken aldığı tren bileti (Y) // Biletin üzerinde, "Ankara mevkıfından Gekbûze (Gebze) mevkıfına " yazıyor! Dipnotla îzah etmek iyi olur. / Bâzı yerlerin trenyoluna kavuşma târihleri: Kayseri 1927, Sivas 1930, Malatya 1931, Elazığ 1934, Muş 1955, Tatvan-Van 1964
 
 
 
 

3

Bediüzzaman Said Nursi

(05 Ocak / 12 Mart 1878 - 23 Mart 1960)
Risale-i Nur Enstitüsü
 
 
“Rusya’nın (Sırpları) hristiyan unsurları kışkırtması ile Bosna-Hersek ve Karadağ’da başlayan

isyanlar,”

 
“(Bu sırada Osmanlı Devleti, Meşrutiyeti ilan etmiş; siyasi, sosyal ve ekonomik alanlarda büyük

değişikliklere yol açacak olan anayasal parlamenter sistemi yürürlüğe koymuştu.)”

 
“Rusya’nın savaş ilanıyla Kafkas ve (Balkan) Tuna Cephelerinde”
 
“İstanbul’a 18 kilometre uzaklıktaki Yeşilköy’e (Ayastefanos) kadar gelmiş,”
 
“üretemediği (için çalışmalarına ara vermişti) gerekçesiyle Sultan Abdülhamid tarafından süresiz

tâtil edilmişti.”

 
“Ayastefanos andlaşması (3 Mart 1878) ve Berlin Andlaşmaları (13 Temmuz 1878) ile”
 
“Kars, Ardahan (ve Doğubeyazıt) Ruslara bırakılmıştı.”
 
“öğrenim hayatına başladığında (sekiz yaşındaydı) dokuz-on yaşlarında idi.”
 
“(Doğu Beyazıt’ta) Erzurum’a bağlı Bâyezid kasabasında bulunan”
 
“İcazetini4 alarak (Doğubeyazıt’tan) Bâyezid’den ayrılan Said Nursi,”
 
“Bitlis hayatından sonra Said Nursi, (Vali) Hasan Paşa’nın daveti”
 
“(Hasan Paşa’nın yerine) 1898’de Van vâliliğine tayin olunan İşkodralı Tahir Paşa (da Said Nursi)
 
ile (ilişkilerini devam ettirmiş ve)”

"Bir yandan tarih, felsefe, coğrafya, matematik, kimya, jeoloji ve felsefe ile ilgilenirken, diğer

yandan içinde yaşadığı toplum yapısını çok yakından inceleme ve tanıma fırsatına sahip oldu."

 
“Said Nursi, (1907 yılının başlarında) İstanbul’a gitmeye karar verdi”
 
“O sıralar Bitlis Vâlisi bulunan Tâhir Paşa’nın Sultan Abdülhamîd’e hitâben yazdığı 3 Teşrînisâni

1323 (16 Kasım 1907) târihli (referans) tavsiye mektubunu”

 
“1913 yılının yaz aylarında, Van Valisi (Tahir Paşa) Tahsin Bey (Uzer) ve diğer”
 
“Ruslara teslim olmak zorunda kalan (3 Mart 1916) Said Nursî(’yi önce Van’a, sonra Culfa, Tiflis,

Klogrif üzerinden Rusya içlerindeki Kosturma’ya sevk ettiler.30 ) 2 ay kadar tedâvîden sonra Van,
 
Culfa üzerinden Tiflis’e götürülür. Muhtemelen Eylûl sonlarına kadar süren bir tedâvî devresini

müteâkip Rusya içlerine (Kologriv’te 6 ay kadar kaldıktan sonra Kostroma’ya) sevk edilir.”

 
“Alman makamları tarafından düzenlenen bir belgeyle de Sofya üzerinden İstanbul’a geldi (18

Haziran 1918).35 (Yaklaşık iki buçuk yıl İki yıl üçbuçuk ay süren (esâreti) hürriyet ve vatan hasreti

sona ermişti. (Üstâd Sibirya’da Kaldı mı?)

 
“Bediüzzaman, (25 Haziran 1918’de) İstanbul’a geldiğinde büyük bir ilgiyle karşılandı. 25 Haziran

1918 târihli Tanin gazetesi onun İstanbul’a gelişine birinci sayfada yer vermişti.”

 
“13 Kasım 1918’( de İstanbul, Müttefik Kuvvetler tarafından işgal edilmeye başlanmıştı. İstanbul’a

asker çıkaran İngilizler önce Şehzadebaşı Karakolu’nu basmışlar, sonra hızla başkenti ele

geçirmişlerdi.) den i’tibâren İ’tilâf Devletlerinin kuvvetleri İstanbul'da bulunmakta idiler. Pâdişah

Hükûmeti'nin her hareketini yakından ta’kip ediyorlardı. Meclis-i Meb’ûsân, 28 Ocak 1920

târihindeki gizli oturumunda "Ahd-i Millî" olarak Mîsâk-ı Millî kararlarını aldı ve kararlar bütün

meb’uslar tarafından imzâlandı. 17 Şubat 1920 târihli oturumunda da bu karârın basında

yayınlanması ve bütün yabancı parlamentolara bildirilmesi kararlaştırıldı. Bu gelişmeler üzerine

İ’tilâf Kuvvetleri; 15 Mart'ta, 150 Türk aydınını tevkif etti. 16 Mart sabâhı Şehzâdebaşı karakolu

basıldı. 18 Mart 1920'de İngilizler, meclisin etrâfını makineli tüfeklerle sararak, toplantı hâlinde

bulunan milletvekillerinden ba’zılarını tutuklayarak ve sürükleyerek götürdüler. Böylece şehir fiilen

ve resmen askerî işgàle ma’ruz kaldı. Böylece, son Osmanlı Meclis-i Meb’ûsânı düşman süngüsü

altında zorla kapatıldı.”

 
“(Müttefik) İ’tilâf Devletlerinden İngiltere sadece İstanbul’u işgal etmekle kalmıyor”
 
“Bediüzzaman, (25 Kasım 1922’de Ankara’ya ayak bastığında Büyük Millet Meclisi’nde

düzenlenen) 9 Teşrînisâni 1338 (9 Kasım Kasım 1922)’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni

ziyâretinde resmî hoşgeldin merasimiyle karşılandı.”

 
“Bediüzzaman, Erek dağının başında iman ve Kur’an hakikatlerinin anlaşılması ve yaşanmasıyla

meşgul olurken, Ankara’da yeni bir rejim şekillenmeye başlamıştı. Yeni rejim, dinden uzak dünyevî

bir temel üzerine oturtulmaya çalışılıyordu. 3 Mart 1924’de hilâfetin kaldırılmasıyla birlikte çıkarılan

Tevhid-i Tedrîsat Kànûnu ile eğitim tamâmen dinden arındırılmış ve dînî eğitimin yapıldığı

medreseler kapatılmıştı. Bir biri ardına çıkarılan kànunlarla gerçekleşen inkılâplar çağdaş,“Batılı

insan tipi”ni elde etmek uğruna Anadolu’da kök salmış olan İslâmî dokuyu tamâmen değiştirmeyi

hedefliyordu. 30 Kasım 1925 yılında çıkan bir kànunla tekke ve zâviyeler kapatıldı. Hemen

ardından çıkarılan başka bir kànunla halk Batılılar gibi giyinmeye zorlanıyor, şapka ve kılık kıyâfet

inkılâbı yapılıyordu.”

 
Bedîüzzamân’ın isyan sırasında böylesine yatıştırıcı rol oynamasına rağmen Doğudaki nüfûzlu kimseleri Anadolu içlerine süren hükümet, onu da inzivâda bulunduğu Erek Dağı’ndaki menzilinden alarak sürgüne gönderdi (1926). Van’dan diğer sürgünlerle berâber önce Trabzon’a, buradan da deniz yoluyla İstanbul’a götürüldü. Yaklaşık yirmi gün kadar süren İstanbul’daki sorgulamalar boyunca Bedîüzzamân Sirkeci’deki Arpacılar Mescidi ve Hidâyet Câmii’nde kaldı. Sonunda, Ankara’dan gelen resmî bir yazı onun Burdur’da zorunlu ikàmete tâbi’ tutulmasını emrediyordu. İstanbul’dan İzmir’e, oradan Antalya’ya ve nihâyet (1925) 1926 yılının Mayıs ayı ortalarında Burdur’a getirildi.
Bedîüzzamân Burdur’a geldiğinde yerleştiği evde ve Kasaboğlu Câmii’nde yine muhtaçlara îman hakîkatlerini anlatmaya ve dersler yapmaya başladı. Sonra bu derslerin özetlerini “Birinci Ders, İkinci Ders, Üçüncü Ders” gibi başlıklar altında toplayıp bir kitap haline getirdi. Bu kitâbı, daha sonra “Nûrun İlk Kapısı” diye adlandırarak yayınladı. Bir yandan da te’lîfâta devam ederek dahâ önce Arapça olarak yazdığı “Şemme” ve “Şu’le” risâlelerinin ek parçalarını kaleme aldı.
Ancak, yapılan derslerden ve halkın etrafına toplanmasından rahatsız olan hükûmet, onun Isparta’ya gönderilmesini emretti. 25 Ocak (1926) 1927’de Isparta’ya nakledilen Bedîüzzamân, burada da derslerine devâm etti. Ve etrâfındaki insanlar çoğalmaya başladı. Evhamlı Hükümet, bu defa da Bedîüzzamân’ı, Isparta’nın dahâ ücrâ bir köyüne naklederek insanlarla irtibâtını kesmek istedi. Eğirdir Gölü’ne yakın bir dere içine kurulmuş olan Barla’ya ulaşım göl üzerinden kayıkla yapılmaktaydı. 
Bir jandarma eşliğinde Eğirdir Gölü’nü kayıkla geçerek Barla’ya geldi. Bütün bu seyâhatleri boyunca yanından ayırmadığı küçük sepetinde çay demliği, birkaç bardak ve bir sahan, elinde de Kur’ân-ı Kerîm vardı. Dünyadaki malvarlığı sâdece bunlardan ibâretti.

İLGİ: Bedîüzzaman Said Nursî  


Zübeyir Gündüzalp, İbrahim KAYGUSUZ, 2. Baskı

s.32   "1916 yılında Bitlis Cephesinde çarpışırken Ruslara esir düşen Bedîüzzamân, Sibirya'daikibuçuk yılesâret hayâtı yaşamış sonra firar ederek, Petersburg ve Varşova'ya, oradan da Viyana üzerinden İstanbul'a gelmişti."  //  :
1916 yılında Bitlis Cephesinde çarpışırken Ruslara esir düşen Bedîüzzamân, tamâmı iki sene üçbuçuk ay süren esâret ve firâr hayâtının yaklaşık birbuçuk senesini  Kostroma'da (altı ay kadarı Kologrif'de) geçirir. Firar sırasında Petersburg ve Varşova'ya, oradan da Viyana ve Sofya üzerinden İstanbul'a gelir. (*)

s.36, 37   Seyit (Y) // Seyyid / TDK öyle yazabilir ama ıstılâhî anlamı olan bir tâbiri biz öyle yazarsak ayıp olmaz mı? Seyyid-i Kâinât'ı nasıl yazacağız?

s.56   hizmetine (Y) // hizmetime

s.57   bıraktığı(Y) // bıraktığı

(*): BEDÎÜZZAMÂN’IN HAYÂTINDAN TESBİTLER www.risaletashih.com 


5

İŞTE HAYÂTIM, M. Kutlular, 3. Baskı

s.11   "..  Bulgaristan'ın, yeni ismi Şumnu olan Eskicuma'sından gelmişler." (?) //
Şumnu ile Eskicuma (Tirgovişte) komşu iki il.  Şumnu şehri ile Eskicuma şehri arasında 41 km. mesâfe bulunuyor. Târihin bir vaktinde Şumnu vilâyeti, Eskicuma vilâyetinden bölünmüş olabilir ama belge gerek. 

s.81   kampansa (Y) // kampanya

s.86   Neşet Çağatay (Y) // , Neşet Çağatay

s.86   gelişenve (Y) // gelişen ve

s.89   " O zamanlar, bugünlere göre, basın hürriyeti noktasında hukkun dahâ işler bir durumdaydı." // Cümle düşüklüğü var.

s.92   Mevzî (Y) // Mevzîî

s.108 nev-i şahsına münhasır (Y) // nev'i şahsına münhasır / "nev'ün münhasırü'n- fi'ş-şahs"

s.119 fade (Y) // ifâde

s. 154 " Bu hüriyetin öncesine, İnönü tarafından 'bahşedildiği' söylenmektedir." // Cümle düşüklüğü.

s.174 tespihat (Y) // tesbîhât

s.210 "Ancak ": Ard arda iki cümlenin "Ancak" la başlaması kulak tırmalıyor.

s.226 mahsurlu (Y) // mahzûrlu

s.231 "Elbette seveceğim" (Y) // "elbette seveceksin"

s.240 mahsur (Y) // mahzûr

s.247 delilere (Y) // delillere

s.278 Beyazıt (Y) // Bâyezid

s.284 ".. etmeseydi. Marksistler .." (Y) //  ".. etmeseydi, Marksistler .." 

s.311 Yarbaşkan // (?)

s.333, 364 cansiperane (Y) // cansipârâne
"cansiperâne" şeklinde bir terkip yok!
Mes’eleyi; “Evet, doğru yazılış şekli, 'cansipârâne'dir ama halk arasında genellikle 'cansiperâne' olarak kullanılmaktadır " şeklinde geçiştiremeyiz.  Bir dayanağı yok. ' siper' başka ' sipâr' başka şey.   ' cansipârâne جان سپارانه ' ,  hâlen günlük köşe yazılarında bile aslî şekliyle kullanılan bir kelime. ( Ahmet Taşgetiren’in 14 Şubat 2005 târihli, “Bu işin püf noktası”  yazısı.)

s.359 Son paragrafdaki cümlelerin bâzılarını gözden geçirmek iyi olur gibi.

s.382  ".. teslim ve teselli etmiş." // (?)

s.386  "Böyle ana temel hatları ile her şeyi anlatttım." (?) // 
1-  "Böyle ana hatları ile her şeyi anlatttım." ,
2-  "Böyle  temel hatları ile her şeyi anlatttım." ,
3-  "Böyle; ana, temel hatları ile her şeyi anlatttım."