Cuma, 21 Kasım 2008 20:20

Aynı olayı yazarken neden farklı tarihler ortaya çıkar? Bilinçli bir yanlışlık mı yapılıyor? Yoksa hesaplama hatası mı var?
01/11/2008 - 07:20

Risale Haber-Aynı olayı yazan kitap ve yazılarda zaman zaman farklı tarihlerin yer alması kafa karışıklığına sebep oluyor. Peki bu karışıklığn kaynağı nedir? Bilinçli bir yanlışlık mı yapılıyor? Yoksa bir çok kişinin gözden kaçırdığı bir hesaplama hatası mı var?

alt

Araştırmacı yazar Bilal Tunç, bu soruların cevaplarını Risale Haber'e açıkladı. "Gerek mevkùtelerde, gerek araştırmalarda, hattâ Risâlelerde ve Bedîüzzaman biyografilerinde birbirini tutmayan târihlerin kafa karıştırmaya, can sıkmaya devâm ettiğini ifade eden Tunç, "Tesbit edebildiğim kadarıyla bunların bir kısmı kâtip ve baskı hatâlarından kaynaklanıyor. Bir diğer sebep, târih çevirmelerinde yapılan yanlışlıklar" dedi.

Farklılıkların ortadan kalkması için, bilhassa Rûmî takvimler hakkındaki bilgilerimizin gözden geçirilmesi ve eksiklerimizi tamamlamaktan geçtiğine dikkat çeken Tunç, "Tabîî burada önemli bir engel, münevverânımızın ilmî enâniyet ve taasubu... Bu engeli aşabilirsek inşâallah kısa sürede olumlu sonuçları görebileceğiz" uyarısını da yapıyor.

İşte Bilal Tunç'un "Rûmî Takvim ve Târihler" ile ilgili yazısı:

Üstâd’ın Bitlis savunmasında esir düştüğü târih; Rûmî 19 Şubat 1331, Mîlâdî 03 Mart 1916 olup iki târih arasında ay, gün ve yıl farkı görülmektedir. Hâlbuki esâret dönüşünü haber yapan gazetenin târihi; Rûmî 25 Haziran 1334, Mîlâdî 25 Haziran 1918’dir ve sâdece yıl farkı bulunmaktadır. Peki, neden o öyle, bu böyle?.. Çünkü, iki farklı devrede iki farklı Rûmî Takvim kullanılmıştır da ondan!.. Târih çevirmelerindeki yanlışlıklar, bu farklılığı dikkate almamaktan kaynaklanıyor. İşte işin püf noktası!..
 
Bu târih farklılıklarını uzun bir süre kafasına takmış ve aşağıdaki birkaç satırdan ibâret Rûmî takvim bilgileri sâyesinde halletmiş birisi olarak, bu bilgileri ehl-i tahkik Kardeşlerimle paylaşmak istiyorum.
 
Mes’eleyi kısaca şöyle îzah edebiliriz:
 
Julyen esaslı Rûmî Takvim: 13 Mart 1840 Mîlâdî-Gregoryen târih karşılığı olarak, 1 Mart 1256 (9 Muharrem 1256) târîhi ile başlamış, 15 Şubat 1332 (28 Şubat 1917) günü bitimine kadar yılbaşı 1 Mart ve günleri 13 (1800ler için 12) gün geri olarak devâm etmiştir.
Uzun yılların verdiği alışkanlıklar sebebiyle, kaldırıldıktan sonra da gayr-i resmî olarak i’tibârını sürdüren Julyen esaslı Rûmî târihler, halkın teâmülleri dikkate alınarak bugün de takvimlerimizde gösterilmektedir.
 
Rûmî-Julyen Târihlerin (1 Mart 1256 / 13 Mart 1840 - 15 Şubat 1332 / 28 şubat 1917) Mîlâdîye Çevrilmesi: Hangi Rûmî târih çevriliyorsa;
a)-1800’ler için, gün sayısına 12 eklenerek Mîlâdî ay ve gün, 1 Ocak – 12 Mart arası için 585, değilse 584 eklenerek Mîlâdî yıl,
b)-1900’ler için, gün sayısına 13 eklenerek Mîlâdî ay ve gün, 1 Ocak – 13 Mart arası için 585, değilse 584 eklenerek Mîlâdî yıl bulunur.
 
Bedîüzzamân’ın doğumu: (24 K. evvel - 28 Şubat 1293 R.) - ( 05 Ocak - 12 Mart 1878 M.)
Bitlis Vâlisi Tâhir Paşa'nın tavsiye mektubu: 03 Teşrînisânî 1323 R. - 16 Kasım 1907 M.
31 Mart Vak’ası: 31 Mart 1325 R. - 13 Nisan 1909 M.
Ruslara esir düşmesi: 19 Şubat 1331 R. - 03 Mart 1916 M.
 
Gregoryen esaslı Rûmî Takvim: 15 Şubat 1332 Rûmî-Julyen târîhini 1Mart 1333 Rûmî-Gregoryen târîhi (01Mart 1917) tâkip etmiş, böylece Mîlâdî Takvimle aradaki gün farkı sıfırlanmıştır. 1333 ; 10 ay devâm etmiş, 1334 Rûmî yılı, 1918 Mîlâdî yılı ile aynı günde başlamıştır.(*)
Gregoryen-Rûmî Takvim, 01 Ocak 1926'dan i'tibâren kullanmakta olduğumuz Gregoryen-Mîlâdî Takvimle aradaki ay ve gün farkı giderilmiş olarak 31 Kânûnievvel 1341(1925) sonuna kadar kullanılmıştır.
 
Rûmî Takvimden Mîlâdî Takvime intikàl eden; (Teşrînievvel, T.sânî, Kânûnievvel, K.sânî) isimleri 10 Ocak 1945’de, (Ekim, Kasım, Aralık, Ocak) olarak değiştirilmiştir.
 
Rûmî-Gregoryen Târihlerin (01Mart 1333 / 1917 - 31K.evvel 1341 / 1925) Mîlâdîye Çevrilmesi: Gün ve ay farkı yok. Yılı bulmak için Rûmî seneye 584 eklenecek.
 
Bedîüzzamân’ın Vatana Avdet Belgesi: 17 Haziran 1334 (1918)
Esâretten dönüş haberini veren Tanin Gazetesinin târihi: 16 Ramazan 1336 - 25 Haziran 1334 -1918
MAHREC Pâyesi verildiğine dâir İrâde-i Seniyye Lâyihası: 26 Ağustos 1334 (1918)
MAHREC Pâyesinin tebliğ vesîkası: 29 Ağustos 1334 (1918)
Dârü’l-Hikmette iken doldurulan nüfus tezkeresi ve eşkâlini bildiren belgenin târihi: 26 Eylûl 1337 (1921)
TBMMde "Hoşgeldin Merâsimi" ile karşılanması: 09 T.Sânî (Kasım) 1338 (1922)
Ankara MEVKIFından, Genbûze MEVKIFına.. tren bileti:
17/4/39 (1923) ...... 21/4/39 (1923)
 
(*): Bu sıralar Bedîüzzamân, Kostroma'da esârettedir.

Risale Haber


Not: Aşağıki linkler sonradan eklenmiştir:

Târih Dönüştürücü, Hicrî / Mîlâdî : http://prayer.al-islam.com/convert.asp?l=trk

Târih Dönüştürücü, Hicrî / Rûmî / Mîlâdî : http://193.255.138.2/takvim.asp?takvim=1&gun=9&ay=11&yil=1922


Emin BALCI 01-11-2008, 19:32:02
Teşekkür
Değerli çalışmalarınızın devamını dilerim.Allah razı olsun...
 
mehmet selim parlakoğlu 01-11-2008, 18:35:08
Bediüzzaman araştırmaları
Değerli Bilal beyin araştırmalarını takdir ve tebrik ederiz.İnşaallah gelecekte yapılacak araştırmacılara rehberlik eder.Bediüzzaman’ın hayatı konusundayapılacak çok işler var. Her şeyden önce bu konuda sosyal bilimcilere ve özellikle tarih uzmanlarına büyük görevler düşmektedir. Onun için,

1) Bir an önce Bediüzzaman’ın Hayatını Araştırma Komisyonu teşekkül ettirilmeli.

2) Bu komisyonda sosyal bilimcilerin ve özellikle tarihçilerin yer alması sağlanmalı.

3) Devlet Arşivlerinde Bediüzzaman’la ilgili bütün belgelerin toplanması için gerekli çalışmalar başlatılmalı.

4) Osmanlı döneminde Bediüzzaman’ın yaşadığı illerin Şer’iyye Sicilleri incelenmeli.

5) Bediüzzaman’ın uğradığı yerlerin mahalli basını bulunmalı.

6) O dönemin idarecileri araştırılmalı.

7) Bediüzzaman’ın hayatında önemli yer tutan dönemin Medrese sistemi incelenmeli.

8) Bediüzzaman’ın yaşadığı dönemin siyasî ve içtimâî tahlilleri yapılmalı.

9) Belge ve bilgilerin bir arada olması için ihtisas kütüphanesi teşekkül ettirilmelidir.

Yukarıda sıralamaya çalıştığımız maddeler çoğaltılabilir. Ancak fikir edinme ve meselenin bir komisyon marifetiyle çözülebileceği düşüncesi yerleşsin diye bu kadarla yetindik.

Temennimiz bu iletişim çağında Bediüzzaman’ı dünyaya etraf-ı erbaasıyla tanıtmak. Hayatında bilinmeyen bir mesele bıraktırmamak. Gelecek nesillerimize lâyıkıyla hesap verebilmektir.Saygılarımla.....

 
Cemil Arıkan 01-11-2008, 12:18:24
Teşekkür
Ahirzamanda âlem-i İslâm'ın kurtuluş reçetesi olan Risale-i Nur'un ve O'nun merhûm müellifi Bediüzzaman Said Nursî'nin doğru anlaşılıp, doğru tanınabilmesi, kaynakların sıhhati ile bire bir alâkalı bir husustur.
Gerek Risale-i Nurda, gerekse Bediüzzaman'ın hayatında mümkün ve mevcud olan sehivlerle ilgili değerli çalışmaları olduğunu bildiğim Muhterem Bilâl Tunç Beyefendi'yi bu gayretinden dolayı tebrik ve teşekkürü bir vazîfe addediyorum.
Bu vesîle ile başta Üstadımız'ın vârisleri olan ağabeylerimiz olmak üzere, Risale-i Nûr'a hizmet etme iddiası ve borcu olan bütün ehl-i hizmet insanları en kısa zamanda çok geniş bir "Risale-i Nûr Müzesi" kurulması ve bütün mevcud kaynakların araştırma ve incelemeye açık olmak üzere -fotokopi bile olsa- bu müzede toplanması hususunda teşebbüste bulunmaya davet ediyorum.