Salı, 17 Mart 2009 14:48



 
                                      
Hayâtını İslâm’ın ihyâsına vakfeden Bedîüzzamân Saîd Nursî, ısrarlı dâvetler üzerine 1922 Kasım'ında geldiği Ankara’da yeni rejime hâkim olan zihniyeti yakından tanıma imkânı bulur.. Kendileri ile teşrîk-i mesâî edemiyeceğini anlar.. 17 Nisan - 1 Mayıs 1923 târihlerinde Ankara’dan ayrılır.
1924 Temmuz'unun ikinci yarısının ortalarına kadar İstanbul'da kalır..
Eylül başlarında Van’a geldiği günlerde bir süre kardeşi Abdülmecîd’e misâfir olur. Dahâ sonra Kış sonlarına kadar Nurşin Câmii’nde ikāmet eder.. Yaza doğru Erek Dağı eteğinde, bir mağaracığa yerleşir.. Kalan ömrünü burada inzivâda geçirmek niyetindedir.. [1]
Şark, icrâatlerinden dolayı yeni rejime karşı soğuk hattâ öfkelidir. Bir süre sonra öfke kıyâma dönüşme istidâdı gösterir.. Bedîüzzamân elinden geldiği kadar önlemeğe çalışırsa da sonunda kader hükmünü icrâ eder.. Ve 13 Şubat 1925 - 15 Nisan 1925 târihleri arasında Şeyh Saîd Hâdisesi meydana gelir. İsyân bastırılır. İsyancılar Şark İstiklâl Mahkemesi tarafından cezâlandırılır. [2]
İş bu kadarla kalmaz. Sürgünler devreye girer. İsyanla ilgisi olsun olmasın, maddî-ma’nevî nüfûz sâhipleri, yakınları, çoluk çocukları kar kış demeden, pesperîşân sürgüne yollanırlar..
İsyanları önlemek için elinden geleni yaptığı, bir derece de önlediği, en azından Van havâlîsininin isyândan uzak kalmasını sağladığı hâlde, Erek Dağı'nın eteğindeki uzletgâhında evrâd ü ezkâr ve tefekkürle meşgūl olmakta bulunan Bedîüzzamân da devletin pençe-i kahrından kurtulamaz...
Büyük Târihçe-i Hayât’a göre sürgün hâdisesinin1925’te olması gerekiyor. [3] N. Şâhiner, Erek’ten Batı Anadolu’ya nefyini 25 Şubat 1925,[4] Abdülkàdir Badıllı, 1925 Şubat sonu veyâ Mart başı olarak vermektedirler.[5] Adı geçen kaynaklara göre bu sürgün hâdisesi1925’te Şeyh Saîd ayaklanmasının bütün harâretiyle devâm ettiği günlerde oluyor.
Acabâ gerçekten öyle mi?.. Yoksa bu bir peşin kabûl olabilir mi?.. Ay ve günler için söylenecek birşey yok da, "1925'', vâkı'a pek uygun görünmüyor.. Mihenge vuralım, bakalım âyine-i devrân ne gösterecek?!..
Önce Bedîüzzamân ne söylüyor, bir göz atalım: 
"Meselâ, bu bîçâre Saîd, Van’da ders-i hakāik-ı Kur’âniye ile meşgūl olduğum mikdârca,Şeyh Said hâdisâtı zamânında vesveseli hükûmet, hiçbir cihette bana ilişmedi ve ilişemedi. Vaktâ ki, neme lâzım dedim, kendi nefsimi düşündüm, âhiretimi kurtarmak içün Erek Dağında harâbe mağara gibi bir yere çekildim. O vakit sebepsiz beni aldılar, nefyettiler; Burdur’a getirildim." [Lem'alar] 
Üstâd çok açık belirtiyor ki, sürgün, Şeyh Saîd Hâdisesi'nden sonradır..
Sürgün hâdisesi şâhidlerinden Van’lı Cemâl Taylan, Üstâd’ın Van’dan ayrılışını 10 Şubat 1926 olarak zikrediyor.[6] Kendisi de bir sürgün olan ve Bedîüzzamân’la ayni kàfilede bulunduğunu söyleyen Kinyas Kartal, Van’dan ayrılışlarını “1926 yılı Mart ayı başları ” olarak veriyor.[7] Şeyh Şâmil’in torunu Saîd Şâmil de;1926’da Trabzon’dan gemiye binen sürgün kāfilesi içinde Bedîüzzamân’ın da bulunduğunu belirtiyor..[8] 
Yine Bedîüzzamân’a kulak veriyoruz:
"Ben menfî olarak İstanbul’a getirildiğim vakit bir zaman Meşîhat-ı İslâmiye dâiresinde bulunan Dârü’l-Hikmeti’l-İslâmiyedeki hizmet-i Kur’âniyeye çalıştığım için, o alâkadarlık cihetinde, "Meşîhat dâiresi ne haldedir?" diye sordum. Eyvah! Öyle bir cevap aldım ki, rûhum, kalbim ve fikrim titrediler ve ağladılar. Sorduğum adam dedi ki: "Yüzer sene envâr-ı Şerîatin mazharı olmuş olan o dâire, şimdi büyük kızların lisesi ve mel’abegâhıdır." İşte o vakit öyle bir hâlet-i rûhiyeye giriftar oldum ki, dünyâ başıma yıkılmış gibi oldu. Kuvvetim yok, kerâmetim yok; kemâl-i me’yûsiyetle âh vâh diyerek dergâh-ı İlâhiyeye müteveccih oldum. Ve bizim gibi kalbleri yanan çok zatların harâretli ahları, benim âhıma iltihak ettiler. Hatırıma gelmiyor ki, acabâ Şeyh-i Geylânî’nin duâsını ve himmetini, duâmıza yardım için istedim mi, istemedim mi? Bilmiyorum. Fakat herhâlde o eskiden beri nurlar yeri olmuş bir yeri zulmetten kurtarmak için, bizim gibilerin ahlarını ateşlendiren onun duâsıdır ve himmetidir. İşte o gece Meşîhat kısmen yandı." [S.T.Gaybî]
Üstâd, sürgün sırasında İstanbul’da bulunduğu günlerde Meşîhat yangınının olduğunu söylüyor. Bu yangının târîhi, sürgün hâdisesinin de târîhi değil midir?. Pekî bu yangın ne zaman olmuştur?
N Şahiner, bu yangını, 1 Mayıs 1926 târihli "Son Sâat" ve "Cumhûriyet" gazetelerinin yazdığını belirtiyor.[9]
 
Yangının 1926'da olduğunu doğrulayan başka kaynaklar da var..[10]
 
A. Hamdi Kasapoğlu da Burdur'a getirilişini 1926 olarak veriyor.[11]
Hacı İdris Olgaç’ın Burdur’da iken yazdırdığı C. Kebîr üzerindeki târih: 11 Teşrîn-i sânî, sene 1926.[12]  
Burdurlu Abdurrahmân Cerrâhoğlu Üstâd’ı Burdurda gördüğü ile ilgili hâtırasına şöyle başlıyor:  1926 senesi ilk aylarında …”[13]  

Gerek şâhidlerin ifâdelerinden, gerek bizzat Üstâd’ın beyânlarından ve hâdiselerin târîhî seyrini kaydeden kaynaklardan açık olarak anlaşılıyor ki, Bedîüzzamân’ın Van’dan nefyi 1925'de değil, tam bir yıl sonra 1926'da olmuştur.

 

 

Bilâl Tunç

 
Dipnotlar:
[3]: BTH, Y. Asya 1998, s.137
[4]: BTBSN, 2006, N. Şâhiner, s.282
[5]: MTH, 1998, A. Badıllı, s.713
[6]: Son Şâhidler, N.Şahiner, s.97
[7]: Son Şâhidler-2, N. Şahiner, s.16-20
[8]: Nurs Yolu, N. Şahiner, s.134
[9]: BTBSN, 2006, N. Şâhiner, s.286  
[10]: “…1924 yılında şeyhülislâmlığın lağvedilmesi üzerine İstanbul Müftülüğü’ne verilmiştir. Cumhuriyetin ilk yıllarında bu binaların önemli bölümlerine İstanbul Kız Lisesi yerleştirilmiş, 1926 yılında çıkan yangın sırasında lisenin işgal ettiği bu bölümlerin tamamı yanarak yok olmuştur.”  http://ismailkurt.blogcu.com/ser-siciller-ve-mesihat-arsivleri_3847934.html
[11]: MTH s.726
[12]: MTH s.733-34
[13]: MTH s.737