Cuma, 19 Mart 2010 15:29

 

 

Muallim Bahâ kardeşim göndermeseydi, aşağıdaki yazı ve konuşmadan belki hiç haberdâr olamayacaktım:
[30. Söz’ün baş kısmında yapılan bir virgül ilavesi yüzünden meydana gelen anlam kayması.
“Tılsım-ı kâinatı keşfeden Kur'ân-ı Hakîm’in mühim bir tılsımını halleden Otuzuncu Söz” ibaresine, yalnızca bir “virgül” eklenmiş:Tılsım-ı kâinatı keşfeden,Kur'ân-ı Hakîmin mühim bir tılsımını halleden Otuzuncu Söz.”
İki ibare arasında, görünüşte sadece bir virgül farkı var. Fakat o virgül çok şeyi değiştiriyor. Birinci ve asıl olan ibare, kâinatın tılsımının keşfi şerifini Kur’an’a veriyor, ilgi risalenin ise kainatın tılsımını çözen Kur’an-ı Hakim’in bir tılsımını çözme çabasını ifade ediyor.  Vurgu, Kur’an-ı Hakim üzerinde.
            İkinci ibare ise, kainatın tılsımını keşf ile Kur’an-ı Hakim’in mühim bir tılsımını çözmek ayrı ayrı ele alınmış oluyor; ve her iki görevde doğrudan Risale-i Nur’a veriliyor; böylece Kur’an’a yönelik vurgu aradan kalkmış oluyor.
Bu virgül ilavesinin yol açtığı en ciddi farklılık, “tılsımı kainatın keşfi şerifini, Kur’an’a değil , “Otuzuncu Söz’e” verilmiş olmasıydı. Bu ise Risale-i Nur’un, ısrarla Kelam’ı Ezeli’ye sırtını çevirip kendi aklıyla kainatı çözmeye çalışan felsefe çizgisinin karşısında duruyor; aklın yol gösterici olarak ilahi vahye olan mutlak ihtiyacını durmaksızın vurguluyordu. Otuzuncu Söz’e doğrudan “kâinatın tılsımını çözme” işini vermek risale’nin bu noktadaki tavrının tam tersi bir durum işaretliyor. Bir virgül ilavesi, her şeyi tersine çevirmeye yetmişti işte. (METİN KARABAŞOĞLU, RİSALE-İ NUR OKUMLARI 1. KİTAP, SAYFA: 90-91)]
Yazar, şu seminerinde de ( http://www.karakalem.net/seminer/ ) virgülün, eserin orijinalinde bulunmadığını, sonradan ba’zı yayınevleri tarafından eklendiğini, ithâmkâr ifâdelerle üzerine basa basa tekrarlıyor..

Tahkik nâmına, elimde bulunan Osmanlıca teksir Sözler’i açtım.. Bakıyorum; “virgül eklenmişdenilen yerde gerçekten virgül yok.. Ama, yanyana iki nokta var!:

Tılsım-ı kâinâtı keşf eden.. Kur'ân-ı Hakîm’in mühim bir tılsımını hall eden
“Otuzuncu Söz”
 
alt
 
Os. matbû’ Sözler’de (Sözler Neşriyât veyâ Envâr Neşriyât yayını olabilir?), iki nokta yerinde virgül bulunuyor!. İlk Latince baskı olan 1957 baskısında da virgül var!:
alt
Durumu Bahâ kardeşimle müzâkere ettik.. İddiâların bayağı muhâtaralı olduğu kanâatine vardık..
Sayın Yazar, nefsü’l-emre muttali’ mi olmuştur ki, böylesine cür’etkâr ifâdeler serdedebiliyor?.. Yoksa kendinden menkùl bir kerâmeti midir, bilemiyoruz?
Mâdem Risâle-i Nûr, Kur'ân'ın bu zamandaki hârika bir tefsîridir.. Kur'ân nâmına vazîfe yapıyor.. Tılsım-ı kâinâtı keşf, Kur'ân-ı Hakîm'in mühim bir tılsımını hall yine Kur'ân adına oluyor: "Sâniyen: Mâdem Risâle-i Nûr o mûcize-i kübrânın elinde bir elmas kılınç hükmünde hizmetini göstermiş ..." ( Emirdağ L.)
 
Otuzuncu Söz, Kur'ân-ı Hakîm’in mühim bir tılsımını halledebiliyorsa, kâinâtın tılsımını neden açamasın ki?..
 
“Hem bütün ukùlü hayrette bırakan ve hiçbir felsefenin eliyle keşfedilemeyen ve sırr-ı hilkat-i âlem ve tılsım-ı kâinât denilen ve Kur’ân-ı Azîmüşşân’ın i’câzıyla keşfedilen o tılsım-ı müşki’l-küşâ ve o muammâ-yı hayret-nümâ, Yirmidördüncü Mektup ve Yirmidokuzuncu Söz’ün âhirindeki remizli nüktede ve Otuzuncu Söz’ün, tahavvülât-ı zerrâtın altı adet hikmetinde keşfedilmiştir. Kâinâttaki fa’âliyet-i hayret-nümânın tılsımını ve hilkat-i kâinâtın ve âkıbetinin muammâsını ve tahavvülât-ı zerrâttaki harekâtın sırr-ı hikmetini keşf ve beyân etmişlerdir; meydandadır, bakılabilir.” (Yirmisekizinci Mektup’tan Yedinci Risâle Olan Yedinci Mes’ele)
 
Muhakkik Bahâ Kardeşim, durum hakkında çeşitli yayınevlerinin mütâlaalarına da mürâcaat etmiş.. Hayrât Neşriyât’tan gelen görüşler şöyle:
 [Aleykümselâm muhterem kardeşimiz,
 
Sözleriniz önce mantıklı görünüyor ama başka bir inceliğin de dikkate alınmadığını düşündürüyor.

Risâlenin Hemen başında şöyle yazıyor:

"Ene, künûz-u mahfiye olan esmâ-i İlâhiyenin anahtarı olduğu gibi, kâinâtın tılsım-ı muğlakının dahi anahtarı olarak "

yani Enenin çözülmesi, kâinât tılsımının çözülmesidir. Demek ene risâlesi, kâinât tılsımını çözüyor.

Kur'ân'ın mühim bir tılsımı ise, emânetin insana tevdi edilmesidir. Bu emânetin ne olduğu hakkında çok tefsirler yapıldığı hâlde hakîkî ma’nâsını ene olarak tefsir eden yine bu risâledir.

Suâl: Ene risâlesi, ene anahtarını açarak kâinât tılsımını açmış mıdır? Evet...

Suâl: Ene risâlesi, Kur'ân'daki emânet tılsımının ma’nâsını halletmiş midir? Evet...

Bu tılsımın keşfinin Kur'ân'a  âit olduğu doğrudur. Fakat Risâle-i Nûr'un çözdüğü hangi mes’ele vardır ki onu aslında çözen Kur'ân olmasın?

Peki Risâle-i Nûr'un yaptığı nedir? Kur'ân'ın çözdüğü bu mes’eleleri tefsir etmek ve herkesin, husûsan bu asrın anlayabileceği bir şekilde îzah etmektir. Ayrıca risâleler Kur'an'dan mülhem olduğu için şeref yine Kur'ân'a âittir.

Ayrıca böyle virgüllü yazan başka latince nüshalar da var. Nur 1.0 gibi...

Son ve mühim bir nokta bu risâlenin Hüsrev Efend'nin kendi el yazması Osmanlıca orjinal nüshasında da çok bâriz bir şekilde Osmanlıcada virgül m’anâsına gelen iki nokta ( .. ) kullanılmış, aynen şöyle yazılmış:

Tılsım-ı kâinâtı keşfeden .. Kur'ân-ı Hakîm’in mühim bir tılsımını halleden 
“Otuzuncu Söz”
 
Netice olarak burada bir problem yok. Osmanlıca orjinali değiştirmek demek eseri değiştirmek demektir. Bunun yapılabilmesi için, kâtib tarafından yapılan bir hatâ ile ma’nânın kesinlikle bozulduğunun yüzde yüz isbatlanması lâzımdır. Yoksa sathî nazarlarla yapılacak müdâhalelere kapı açılsa külliyâtın sıhhati zedelenmeye başlar. Mes’elenin özü budur.

Fi emânillâh...]

En doğrusunu Allah bilir..
 
 Bilâl TUNÇ