Salı, 01 Haziran 2010 04:15

29 Mayıs 2010,  Y. Asya
 
 
alt
 

Kitap tahlillerimize ara verip, bazı yazılarımızla ilgili olarak “sentezhaber.com”a gönderilen okuyucu mektuplarına temas edeceğiz bu sefer.(*) Eleştirilere teşekkür ederken, geciktiğimiz için ayrıca özür dileriz! Yayın sırasıyla başlıyoruz:

(“Said Nursî üzerinden II. Abdülhamid düşmanlığı” yazımız hakkında)

A. Kadir Ceylan: “Üstad’ın, [Sultan II.] Aldülhamid’e ‘veli’ dediği söyleniyor. Bu konuda varsa kaynak belirtilmeli; çünkü ‘Münâzarât’ ve diğer Eski Said eserlerinde okuduğumuz kadarıyla Üstad, Abdülhamid dönemi politikalarını şiddetle eleştiriyor ve o politikaları ‘akla düşmanlık’la ittiham ediyor. Maarif istedi diye bir âlimi tımarhaneye atan bir zihniyet nasıl velilikle vasıflandırılabilir, izahı gerekir!”

Sayın A. Kadir Ceylan’a hassasiyetinden dolayı teşekkür ediyoruz. Üstad’ın şu ifadeleri (“Münâzarât”ın değişik versiyonlarında olmayabilir!), talebinizi karşılar sanırız:

“Ecnebilerin şiddetli desise ve kuvvetlerine karşı gösterdiği sebat ve kanaat; hususan âlem-i İslâm’ın kısm-ı azamının halifesi olmak; hem biçare vilayat-ı Şarkiye’nin bedevi aşairini Hamidiye Alayları ile en yüksek bir derece-i askeriye ve medeniyeye onları sevk etmesi, Hamidiye Camii’nde her Cuma günü bulunması, şeair-i İslâmiye’ye elden geldiği kadar müraat etmesi…. bütün hayatında onun padişahlar içinde bir nevî veli hükmüne geçtiği...” (Bediüzzaman Said Nursî, Eski Said Dönemi Eserleri [Münâzarât], Yeni Asya Neşriyat, s. 308.)

Şurası bir gerçek ki, hükümdarlar siyaset yönünden zaman zaman zayıf ya da hatalı olabilirler; ki Sultan II. Abdülhamid de bu gerçekten azade kal(a)maz. Ama sultanın siyaseten iyilikleri de olduğu gibi, şahsiyet itibarıyla da “kâmil bir mü'min,” hattâ Üstad’ın da şehadetiyle “bir Allah dostu” olduğunda şüphe yoktur.

Ayrıca “Atilla” rumuzlu beyefendiye de mültefit ifadeleri için teşekkür ederiz!

«««

(“’Kâinatın nağmelerini dinleyen adam’ın serencamı-2” başlıklı yazımız hakkında)

Koşukavaklı: 1- “Genç kardeşimizi tebrik ediyor, yazılarının devamını diliyorum. Bu arada küçük bir açıklama yapmak istiyorum: Evet, Şeyh Said Hadisesi 1925 baharında olmuştur, ama Hz. Üstad’ın Garbi Anadolu’ya sürülmesi bir sene sonra 1926 baharındadır. (http://www.risaletashih.com/index.php/tashih-cesitlemeleri/140-bediuzzaman-in-surgun-tarihi)”

(“’Kâinatın nağmelerini dinleyen adam’ın serencamı-3” başlıklı yazımız hakkında)

Koşukavaklı: “Ne İslâm Yaşar’ın yazı tekniğini veya üslûbunu ne de Orhan Güler’in tahlillerini tenkit niyetim yok; ama bazı noktalara dikkat çekmek mecburiyetindeyim. Buralar muhtemelen gelecek baskılarda zaten düzelmiş olacak, ama ellerinde bulunanlar veya yanlış bilenler, İnşallah şimdiden düzeltmelerini yapabilirler. / 1) Bediüzzaman’ın Batı Anadolu’ya sürgün hadisesi 1925’te değil, bir yıl sonra 1926’dadır. 2) Burdur’dan Isparta’ya getirilmesi 1926 Ocak’ında değil, 1927 Ocak ayındadır. 3) Dolayısıyla, ‘Üstad’ın 47-66 yaşları arasındaki dönemini’ değil, ‘48-66 yaşları arasındaki dönemini konu alıyor.’ 4) ‘yaklaşık 8,5 yıl kalacağı Barla’ya’ değil, ‘yaklaşık 7,5 yıl kalacağı Barla’ya.’”

(“’Kâinatın nağmelerini dinleyen adam’ın serencamı-4” başlıklı yazımız hakkında)

Bilal Tunç: “Burada da bir-iki tashih gerekiyor… Yanlış anlaşılmasın, bu tesbitler yeni. O zaman için öyle biliniyordu. Onun için gerek Muhterem İslâm Yaşar gerek Sevgili Orhan Güler mazurdurlar. / 1) ‘1925’te (Y) Burdur’da ‘Nur’un İlk Kapısı’yla başladığı Risâle-i Nur telifini…’ Doğrusu: ‘1926’da Burdur’da ‘Nur’un İlk Kapısı’yla…’ (http://www.risaletashih.com/index.php/tashih-cesitlemeleri/141-barla-da-te-life-baslama-tarihi) 2) ‘8,5 (Y) yıl kaldığı Barla’ya…’ Doğrusu: ‘7,5 yıl kaldığı Barla’ya…’ (http://www.risaletashih.com/index.php/tashih-cesitlemeleri/134-bediuzzaman-in-hayatindan-tesbitler) 3) ‘25 Temmuz (?) 1934’teki…’ ‘25 Haziran 1934’ daha uygun görünüyor. Kuleönü’nden Hafız Mustafa’nın mektubuna göre, Isparta’ya getirilişi, Mevlid Kandili’ne tevafuk etmektedir (24/25 Haziran 1934). / Bera-yı malûmat…”

Hemen belirtelim ki, “Bediüzzaman Beşlemesi”yle ilgili ikinci yazımızda “küçük bir hatırlatma”da bulunmuş, “romanda ‘yaş’lar ve de ‘yıl’ların pek sözü edilmese de,(…) malûm bilgilerin, tarafımızdan, ‘konunun anlaşılmasına yardımcı olmak’ maksadıyla veril”diğini kaydetmiştik. Bu açıdan, bütün sorumluluk şahsımıza ait!

Sayın “Koşukavaklı” ya da Bilal (Tunç) Bey’in ilk mektupta adresini verdikleri yazıyı okuduk. Orada sunulan deliller sağlam/kuvvetli görünüyor. Üstad’ın Şeyh Said Hadisesi esnasında değil de, hadiseden bir sene sonra sürülmüş olması, “önemli” bir bilgi! Elbette bu tarih “başlangıç” kabul edilirse, sonra gelen tarihler ve süreler buna göre düzel(til)miş oluyor.

Bu durumda söyleyecek tek şey kalıyor: “Muteber/kaynak eser” addedilen kitaplardaki tarih bilgilerinin ivedilikle “gözden geçirilmesi/düzeltilmesi” lâzım! (“Eleştirileri dikkate almak” suretiyle biz de gereğini yapmış oluyoruz...) Dikkatli ve de titiz araştırmacı-yazara ne kadar teşekkür etsek azdır.

Ayrıca Sayın Şahin Tokmak’a da, “Bediüzzaman Beşlemesi” hakkındaki yazılarımızdan dolayı güzel ifadeleri ve duası için “bilmukabele” diyoruz.

(*)Yalnız,—“özüne dokunmamak” üzere—mektuplarda küçük düzeltmeler yapmak zorunda kaldık!

ORHAN GÜLER