Perşembe, 15 Temmuz 2010 09:11

 

1970’lerin ortalarında bir câmi sohbetinde; “Gazete ile, tiyatro ile, sinema ile hizmet olmaz.. Anadolu fethedildiğinde birçok antik tiyatro vardı.. Ecdâd tiyatro ile mi hizmet etmiş!? ..” meâlindeki konuşması bende şok te’sîri yapmıştı.. O zaman bir ma’nâ verememiştim..


Uzunca bir zamandan beri yurd dışında ik
āmeti tercih eden ayni kişinin direktifleri ile teşekkül eden dünyâ devi medya ağına âid bir gazetede bir yazısı gözüme takıldı. Yazının dikkatimi çeken yeri şöyle:

“.. Buradan anlıyoruz ki, insan kalbî hayatı itibarıyla bir kere kirlenmeye açıldığında, o açılmanın nerede duracağını ve kaç derecelik bir açı meydana getireceğini kestirmek oldukça zordur. İnsan farkına varmaksızın bir de bakar ki, merkezdeki 0,1 derecelik bir açı, muhit hattında yüz seksen derecelik bir açı hâline gelivermiş. ..”

Olur mu demeyin, olmuş bile..

Fakīr; Fıkıh, Tefsir, Hadîs, .. konularında tam âmîyimdir - tevâzû’ olsun diye söylemiyorum -. En basit bir ilmihâl mes’elesi de olsa serd-i kelâm etmek haddimi aşar.. Onun için yazıda geçen ifâdenin bir din adamından sâdır olmasını hoşgörü ile karşılamak gerekir diye düşünüyorum.. Yoksa biraz mürekkep yalamış herkes bilir ki, merkezdeki (meselâ Pensilvanya’daki) 0,1 derecelik açının kenarlarını gökkürenin nihâyetine kadar kadar uzatsanız yine 0,1 derecedir.. Büyüyen, açı değil, açının karşısındaki açıklıktır..

Biraz ukalâlık gibi olacak ama, misâl için söylüyorum: Bir üçgenin iç açılarının toplamı da 180 derecedir. Ve bu, kuşgözü kadar bir üçgende de; ağırlık merkezi, Hocafendi'nin mütevâzı‘(!) ikāmetgâhları olan, köşeleri kâinâtın nihâyetinde bulunan müsellesde dahî değişmez.. Yâni mezkûr teoremden(!) evvel öyleydi… Bundan sonrası için söz söylemek ise abesle iştigāl olur diye düşünüyorum..


Bilâl Tunç

İLGİ: http://www.risalehaber.com/news_detail.php?id=80313