Cumartesi, 15 Eylül 2012 15:16

 

 

Türkiye Diyânet Vakfı İSLÂM ANSİKLOPEDİSİ "SAİD NURSÎ" maddesi üzerinde bir tashih çalışması .. 

Tedkiklerinize sunulur. 

Bilâl Tunç
 
 
 
Said Nursi, Türkiye Diyanet Vakfı, İslam Ansiklopedisi
 
SAİD NURSİ
(1878-1960)
Son dönem Osmanlı âlimi ve Nurculuk hareketinin kurucusu.
Bitlis'in Hizan ilçesine bağlı Nurs köyün­de dünyaya geldi. Dârü'l-hikmeti'l-İslâmiyye Reisliği'ne sunduğu özgeçmişine göre doğum tarihi 1878 yılının Ocak-Mart aylarına tekabül eden hicrî 1295'tir (Külliyât, s. 835). Babası yörede sûfî olarak tanınan Mirza, annesi Nuriye Hanım'dır. İlk öğre­nimine kendi köyünde ağabeyi Abdul­lah'ın yanında başladı ve çevredeki med­reselerde eğitimine devam etti. Tahsil ha­yatı onun zeki ve kabiliyetli bir öğrenci ol­duğunu gösterir. Konuları çok hızlı kavra­yabildiği için hocaları kendisinin dersleri atlayarak takip etmesinden hoşlanmıyor­du ve bu durum onun sık sık hoca değiş­tirmesine yol açıyordu. Sonunda Doğubayazıt'ta Şeyh Muhammed Celâlî'nin ders halkasına girerek 1892 yılında henüz on dört yaşında iken icazet aldı. Kesintisiz eğitiminin sadece üç ay olduğu, diğerleri­nin daha kısa sürdüğü kendi beyanından anlaşılmaktadır. Dönemin medreselerinde on beş yılda okunan 100'ü aşkın kitabı üç ay içinde mütalaa ettiğini bizzat kendisi kaydeder (Külliyât, s. 834). İcazet aldıktan sonra tekrar Bitlis'e dönen Said Nursi burada kısa bir müddet Şeyh Emin Efendi'nin derslerine devam etti. Ardından Si­irt'te Molla Fethullah Efendi ile görüşme­ye gitti. Fethullah Efendi'nin yaptığı imti­handa soruların hepsini doğru cevaplandır­dığı, bu arada Harîri'nin el-Makâmât'ından verilen metni bir defa okuduktan son­ra ezberden tekrarladığı, bunun üzerine hafızası ve zekâsı ile ün salan diğer bir Makâmât yazarı Bedîüzzaman el-Hemedânî'ye atfen kendisine Bedîüzzaman la­kabının verildiği nakledilir (Emirdağ Lahi­kası, s. 76).
Bitlis Valisi Ömer Paşa tarafından kona­ğına davet edilen Said Nursi burada yak­laşık iki yıl ikamet etti. 1896'da Van Valisi Hasan Paşa'nın yanında kaldı. Ancak asıl verimli dönemini sonraki Van Valisi Tâhir Paşa'nın zamanında geçirdi ve onun zen­gin kütüphanesinde mevcut fen ilimlerine ait yeni eserleri inceleme imkânı buldu. Muhtemelen İstanbul seyahatlerinde de bu alanda eserler okudu, böylece "fünûn-i medeniyye" diye isimlendirdiği modern bilimlere ilgi duymaya başladı (Mardin, Religion and Social Change, s. 75-76). Bir ya­zısında o zamanki çalışmalarından bahse­der (Erdem, s. 94-95; ayrıca bk. Külliyât, s. 1858). Said Nursi'nin bu çalışmaları onun zihninde medrese eğitiminde yenilik yap­manın zorunlu olduğu fikrini uyandırdı. Zi­ra gençliğinden beri "Medresetüzzehrâ" adını verdiği ve darülfünun şeklinde ta­sarladığı bir medrese kurmayı düşünüyordu. Söz konusu medresede din ilimle­riyle diğer ilimler birlikte okutulacak ve zamanla ülkenin her tarafında yayılacak­tı. Bu amaçla medreselerde sadece dinî ilimlerin okutulmasının yetersiz olduğunu savunmaya başladı (Külliyât, s. 1956); bu görüşlerini Sultan Abdülhamid'e sunmak için İstanbul'a gitmeye karar verdi. Tâhir Paşa kendisine sultanla görüşmesini ko­laylaştıracak bir mektup verdi. Şark ule­mâsını kendisine hayran bırakan Said Nur­si. İstanbul'a geldikten sonra Fâtih Camii'nde vaaz vererek oradaki âlimlere de kendini kabul ettirdi. Ancak doğuda bir darülfünun açtırma teşebbüsünden iste­diği sonucu alamadığı gibi pervasız davra­nışlarından dolayı aklî dengesinin yerinde olmadığı düşünülerek Üsküdar Toptaşı Akıl Hastahanesi'ne sevkedildi. Doktor raporu aksine hükmedince geri gönderildi. Zap­tiye Nâzın Şefik Paşa tarafından kendisi­ne ayda 1000 kuruş maaşla memleketine müderris olarak tayin edildiği bildirildi. Said Nursi, İstanbul'a dilenmek için de­ğil milletin eğitim düzeyini iyileştirmek için geldiğini söyleyerek maaşı reddetti (Zaptiye Nâzırı ileolan ilginçkonuşması için bk. Âsâr-ı Bedîiyye, s. 431). Bu olay üzerine bir müddet tevkif edildiği ve II. Meşrutiyet'in ilânında serbest kaldığı, Se­lanik Hürriyet Meydanı'nda 26 Temmuz 1908 tarihinde istibdat aleyhinde bir ko­nuşma yapmasından anlaşılmaktadır (Külliyât, s. 1932-1935). Hayatı hakkında faz­la bilgi bulunmayan bu dönemde İttihat ve Terakki mensuplarıyla ilişki içine girdi­ği tahmin edilmektedir. O zamanlardaki yazılarında yer yer İttihat ve Terakkî'den bahseden Said Nursi içlerinden bazılarının ülkenin yönetilmesi ve dinî hayatın canlandırılmasına yönelik çok yararlı ilkeleri savunduğunu belirtir (a.g.e., s. 1553). Fa­kat daha sonra İttihatçılar'ın bu amaçtan uzaklaştığını görmüş ve onlarla olan iliş­kisi sadece Enver Paşa ile sınırlı kalmıştır.
Otuzbir Mart Vak'ası'na kadar Said Nur­si hürriyet fikri ve meşrutiyet yönetimi­nin yerleşmesi için yoğun faaliyetlere gi­rişti. Özellikle doğuluların bu fikirlere ha­zır olmadığını düşünerek İstanbul'da özgürlük ve katılımcı idare sisteminin yarar­larına dair konuşmalar yapmaya, araların­da üyesi bulunduğu İttihâd-ı Muhamme­di Cemiyeti'nin yayın organı Volkan’ın bu­lunduğu gazetelerde yazılar yazmaya baş­ladı. Bunlarda toplum hayatının birlik ve beraberliğe muhtaç olduğunu ve adem-i merkeziyet fikrinin birliği bozacağını sa­vundu (Âsâr-ı Bedîiyye, s. 453). Otuzbir Mart Vak'ası ile irtibatlandırılarak 1 Mayıs 1909’da tutuklandı, ancak "Dîvân-ı Harb-i Örfî" adıyla yayımlayacağı müdafaasını (Külliyât, s. 1920-1928) yaptıktan sonra beraat etti. Bunu takiben İnebolu üzerin­den Rize'ye, buradan Batum ve Tiflis'e geç­ti, oradan da 1910 yılının ilk aylarında Van'a ulaştı. Van'da Kürt aşiretlerini dolaşarak onları meşrutiyet, hürriyet, istibdat, meş­veret ve şûra gibi kavramların yanı sıra özellikle o günün İslâmî meseleleri hakkın­da aydınlatmaya çalıştı.
Bu sırada doğuda bir darülfünun kurma düşüncesini yeniden gündeme getirdi. Bu amaçla Diyarbekir, Urfa ve Kilis üzerin­den Şam'a gitti. Şam'da kaldığı süre için­de önde gelen âlimlerle görüştü. Emeviyye Camii'nde hutbe okudu. Şam'dan Bey­rut'a geçti, buradan tekrar İstanbul'a dön­dü. Sultan V. Mehmed Reşad'ın yanında­ki heyet içinde Selanik, Üsküp, Priştine ve Kosova'yı kapsayan Rumeli seyahatine ka­tıldı (5-26 Haziran 1911). Sultan Reşad. Balkanlar'ın karışık durumuna çözüm getir­mek amacıyla planladığı bu seyahatin so­nunda 19.000 altın bütçe ile Kosova'da bir darülfünun kurulmasına karar verdi. Ancak I. Balkan Savaşı'nda Kosova kaybedi­lince Said Nursi, Sultan Reşad'dan bütçe­nin kendi darülfünununa tahsis edilmesi­ni istedi. Talebi kabul edilerek söz konu­su para Medresetüzzehrâ'nın kurulması­na ayrılınca Said Nursi Van'a döndü. 1912 yazında Van Valisi Tâhir Paşa'nın da katıl­dığı bir törenle  Van gölü kıyısında darülfü­nunun temeli atıldı. Ancak kış şartları do­layısıyla inşaata ara verildi. Ardından Tâ­hir Paşa tedavi için İstanbul'a gidip orada vefat etti; yerine gelen Tahsin Paşa, bina­lar tamamlanıncaya kadar Van Kalesi'nde ki Horhor Medresesi'ni Said Nursi'ye tah­sis etti. Böylece tekrar ilmî faaliyetlere dö­nen Nursi buradaki zamanının çoğunu ders vermeye ayırdı.
I. Dünya Savaşı ile birlikte Said Nursi'nin darülfünun girişimi bir defa daha sek­teye uğradı. Kendisi de bazı öğrencileriyle birlikte savaşa katıldı ve İşârâtü'l-i'câz adlı tefsirini Pasinler cephesinde telif etti (a.g.e.,s. 18I2). 1915'te bir milis gücü oluşturarak kaymakam rütbesiyle orduya katıldı. Bu sırada ona düşmek üzere olan Bitlis ve Muş'un savunması görevi verildi. Kurduğu 3-4000 kişilik gönüllü milis alayı ile Van, Bitlis ve Muş'u Ermeniler'e ve Ruslar'a karşı korumaya çalışırken birçok talebesini kaybetti. Kendisi de Bitlis'te yara­landı ve Ruslar tarafından esir alınarak Volga nehri kıyısında Kosturma'ya gönderil­di. İki yıllık esaretten sonra firar ederek Almanya ve Avusturya üzerinden 1918 yı­lında İstanbul'a döndü (a.g.e., s. 708). Bu sırada yeni kurulan Dârü'l-hikmeti'l-İslâmiyye'ye üye olarak tayin edildi. Ancak Os­manlı Devleti savaşta yenilip ülke işgale uğrayınca büyük bir ruhî sarsıntı geçirdi ve bundan böyle İslâm âleminin kurtulu­şu için aktif çalışmalara girişti. 1920'de İn­gilizler İstanbul'u işgal edince gazetelerde halkı işgale karşı mücadeleye teşvik etti. Bu sırada Anadolu'da Kuvâ-yi Milliye bağımsızlık mücadelesi başlatmış, ancak Şey­hülislâm Dürrîzâde Abdullah Bey bu ha­reketin aleyhine fetva vermişti. Said Nur­si düşmana karşı savaşanların âsi sayıla­mayacağı gerekçesiyle fetvanın geçersiz olduğunu savundu (a.g.e., s. 2335). Bu çı­kışı onun Ankara'da yeni kurulmakta olan meclise davet edilmesini sağladı. Mecliste istiklâl mücadelesinin kazanılmasında hal­kın dinî duygularının rolüne işaret eden bir konuşma yaptı (a.g.e., s. 1028).
Rus esaretinden sonraki İstanbul haya­tı (1918-1922) Said Nursi'nin aynı zaman­da değişim sürecine tekabül eder. Bu sırada yazdığı bazı yazılarına bakılırsa artık dünya hayatından çekilme isteği duydu­ğu, zühd ve takva hayatı yaşamayı arzuladığı görülür. Nitekim Ankara'daki siyasî faaliyetleri terketmesinde söz konusu tav­rın önemli etkisi olmuştur. Said Nursi bu dönemini "eski Said'den yeni Said'e inkı­lâp" diye nitelendirmiştir (Külliyât, s. 705). Böylece kendi hayatını iki devreye ayırmış oluyordu: Eski Said dönemi (1878-1918), yeni Said dönemi (1923-1950). Bundan sonraki hayatını ise üçüncü Said dönemi olarak adlandırmıştır. Ancak bu ayırım fi­kir ve görüşlerinde olan köklü bir değişim­den kaynaklanmış değildir. Kendisi bu dö­nemlerin İslâm'a hizmet ederken takip et­tiği yöntem ve tarzla ilgili olduğunu belir­tir. 1923 baharında Van'a hareket eder­ken siyasî mücadelelerden uzaklaşarak kendini İslâm'a adayan talebeler yetiştir­meye karar verdi ve Erek dağında inziva­ya çekildi. Bundan böyle hayatını toplumu ilim ve eğitim yoluyla dönüştürme hede­fine vakfetti. Çile ve eziyetlere katlanarak İslâm'a hizmet etmeye çalışan, kendini ibadete veren ve maneviyatı öne çıkaran bir tutum içine girdi.
Van'da iki yıl kadar kalan Said Nursi, Şeyh Said isyanı çıkınca 25 Mart 1925'te Van'­dan alınarak Erzurum'a, buradan Karadeniz yoluyla İstanbul'a getirildi, aynı yılın yazında Burdur'a sürgün edildi. Burada kendini "Risâle-i Nûr" adını verdiği eser­lerini yazmaya ve bu eserler doğrultusun­da talebe yetiştirmeye adadı. Bu aynı za­manda sürekli sürgün, hapis ve mahke­melerle geçecek hayatın başlangıcı oldu. Nitekim Burdur'dan 1926 baharında Is­parta'nın Barla köyüne gönderildi. Barla'da kaldığı sekiz yıl içinde eserlerinin bü­yük bir kısmını yazdı. 1934 yazında Isparta'ya getirildi ve 27 Nisan 1935'te tutukla­narak 100'den fazla talebesiyle birlikte Es­kişehir Hapishanesi'ne gönderildi. Tutuk­lamalarda ileri sürülen suçlar genellikle giz­li cemiyet kurma, rejim aleyhine çalışma, Cumhuriyet'in temel nizamlarını yıkmaya teşebbüs ve laikliğe aykırı davranma gi­bi iddialar olmuştur. Said Nursi, Eskişehir mahkemesinde kendini bu iddialara karşı savundu ve müdafaasını Lem'alar adlı ese­rine dahil etti (a.g.e., s. 2148-2175). Bura­dan Kastamonu'ya sürülen Said Nursi, bu şehirde sekiz yıl kaldıktan sonra 20 Eylül 1943 tarihinde yapılan bir aramada polisin ele geçirdiği kitapların kanuna aykırı oldu­ğu gerekçesiyle tutuklanarak Denizli'ye gönderildi. Denizli'de Isparta, Kastamonu ve diğer birçok ilden toplanan 126 tale­besiyle birlikte yargılandı. Ancak mahke­menin tayin ettiği bilirkişi heyetinin Risâ­le-i Nûr hakkında verdiği raporda siyasî bir faaliyetinin bulunmadığı, tarikat ve cemiyetçilik yapılmadığı, yazıların iman ve Kur'an'a dair konulardan ibaret olduğu­nun belirtilmesi üzerine talebeleriyle bir­likte beraat etti (a.g.e., s. 2182).
1944 yazında Said Nursi bu defa Af­yon'un Emirdağ ilçesine sürgün edildi. Dört yıl sonra tutuklanıp Afyon Hapishanesi'ne kondu ve yirmi ay hapse mahkûm edildi, ancak kararın temyizinde beraat etti. Tek­rar Emirdağ'a nakledilen Nursi 14 Mayıs 1950'de Demokrat Parti'nin iktidara gel­mesiyle kısmen toplum içine döndü. Bu dönemde sürekli dolaşarak görüşlerini in­sanlara ulaştırmaya çalıştı. 1952'de eser­lerinden Gençlik Rehberi adıyla derlenen kitap ilk defa Latin harfleriyle İstanbul'da basıldı. Eserin laiklik aleyhine olduğu ge­rekçesiyle Said Nursi bir daha mahkeme­ye verildi, ancak İstanbul'a gelerek yaptığı savunma neticesinde beraat etti. Bu ara­da Sebîlürreşâd gibi dergilerde yazı ve mülakatları çıktı. Ayrıca her gittiği yerde özellikle üniversite gençleriyle görüşüp on­lara İslâm'ı anlatmaya çalıştı. Fakat yaşı­nın çok ilerlemesi sebebiyle bu faaliyetler sağlığını etkiledi. Ağır hasta olduğu halde kendi isteğiyle Emirdağ'dan Urfa'ya nak­ledildi ve 23 Mart 1960 tarihinde vefat et­ti. Urfa'daki mezarına halkın yoğun ilgisi dolayısıyla endişelenen dönemin askerî yö­netimi tarafından cesedi bilinmeyen bir yere nakledildi.
(…………………………………………………………………………………………………………)
Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, Cilt 35. Said Nursi Maddesi, Prof.Dr. Alparslan Açıkgenç
Makale Yazarı: 
Prof.Dr. Alparslan Açıkgenç
 
 
 
TASHİHLER:
 
1) Dârü'l-hikmeti'l-İslâmiyye Reisliği'ne sunduğu özgeçmişine göre doğum tarihi 1878 yılının Ocak-Mart aylarına tekabül eden hicrî 1295'tir.
 
Dârü'l-hikmeti'l-İslâmiyye‘de iken doldurulan nüfus, eşkâl ve ikāmet bilgilerinin bulunduğu Devlet-i Aliyye-i Osmâniyye Tezkeresine göre doğum tarihi rûmî 1293, hicrî 1295'tir. Mîlâdî doğum târîhinin bulunabilmesi için rûmî doğum yılının da bilinmesi gerekir..
 
 
2) 1896'da Van Valisi Hasan Paşa'nın yanında kaldı.
 

Mardin’den Bitlis’e sürülmesi 1895’de olduğuna, iki yıl kadar burada kaldığna göre Van’a gitme târîhinin 1897 olması dahâ uygun..

Hattâ, Muhammed Küfrevî Hazretlerinin cenâzesinde bulunduğuna göre (http://www.risaletashih.com/index.php/musahhah-metinler/193-bediuzzaman-in-tarihce-i-hayati-abdurrahman-nursi s. 28); şâyet, Muhammed Küfrevî Hazretlerininin vefâtı olarak verilen târih (1898) doğru ise Bedîüzzamân'ın Van'a gidişi 1898 olmalıdır.. 

Abdurrahman Nursî tarafından yazılan Târihçede “Van Vâlisi Hasan Paşa” değil, “Vanlı Hasan Paşa” adı geçiyor. (http://www.risaletashih.com/index.php/musahhah-metinler/193-bediuzzaman-in-tarihce-i-hayati-abdurrahman-nursi s.29
Zâten; Van Vâlisi İşkodralı Tâhir Paşa’nın yakın selefleri arasında da, halefleri arasında da “Hasan Paşa” bulunmamaktadır. (Abdülhamid’in Vâlîleri, Abdülhamit Kırmızı, 2007, s.89-90)
 
 
3) Şark ule­mâsını kendisine hayran bırakan Said Nur­si. İstanbul'a geldikten sonra Fâtih Camii'nde vaaz vererek oradaki âlimlere de kendini kabul ettirdi.
 
Fâtih Câmii’nde vaaz vermişse belgesi ibraz edilmelidir.
 
 
4) Bu olay üzerine bir müddet tevkif edildiği ve II. Meşrutiyet'in ilânında serbest kaldığı, Se­lanik Hürriyet Meydanı'nda 26 Temmuz 1908 tarihinde istibdat aleyhinde bir ko­nuşma yapmasından anlaşılmaktadır.
 
II. Meşrûtiyet’in îlânından kısa bir süre önce serbest bırakılmış olma ihtimâli dahâ kuvvetlidir. (B.S.N. Mufassal Târihçe-i Hayâtı 1998,  s.197-198, Abdülkadir BADILLI)
26 Temmuz’da yaptığı konuşma Selânik’te değil Sultan Ahmed Meydânındadır. Selânik’teki konuşması dahâ sonradır. (1- a.g.e. s.204, 2- BTBSN.2006, s.104, Necmeddin ŞAHİNER)
 
 
5) Hayatı hakkında faz­la bilgi bulunmayan bu dönemde …
 
Mesnedsiz bir iddiâ.. 
 
 
6) Otuzbir Mart Vak'ası ile irtibatlandırılarak 1 Mayıs 1909’da tutuklandı, ..
 
Haber 30 Nisan 1909 târihli gazetelerde çıktığına göre tutuklamanın da en geç 30 Nisan 1909’da olması gerekir..
http://www.risaletashih.com/index.php/tashih-cesitlemeleri/134-bediuzzaman-in-hayatindan-tesbitler
 
 
7) 1912 yazında Van Valisi Tâhir Paşa'nın da katıl­dığı bir törenle Van gölü kıyısında darülfü­nunun temeli atıldı.
 
Belgeler Medresetüzzehrâ’nın temelinin 1913 yazında, Van Vâlisi Hasan Tahsin (Uzer) zamânında atıldığını gösteriyor. (B.S.N. Mufassal Târihçe-i Hayâtı 1998, s.365-366, Abdülkadir BADILLI)

Eski Van Vâlisi Tâhir Paşa bir ihtimâl temel atma merâsimine şeref misâfiri olarak katılmış olabilir ama belge ile te'yîdi gerekir..
 
 
8) 1920'de İn­gilizler İstanbul'u işgal edince gazetelerde halkı işgale karşı mücadeleye teşvik etti.
 
Kastedilen Hutuvât-ı Sitte ise tashih gerekir.. Değilse belge ibrâz edilmelidir..
 
 
9) 1923 baharında Van'a hareket eder­ken ..
 
Tren biletindeki, Ankara mevkıfından Gebze mevkıfına ibârelerinden gidişin İstanbul yönüne olduğu anlaşılıyor.. Zâten o yıllarda Van’a tren yolu bulunmuyor..
 
Yâni Van’a gidişi İstanbul üzerinden oluyor.. İstanbul'dan 1924 Temmuz sonları ayrılıyor. (Arşiv Belgeleri Işığında BEDÎÜZZAMAN SAÎD NURSÎ ve İLMÎ ŞAHSİYETİ – 2, Prof. Dr. Ahmed Akgündüz, Osmanlı Araştırmaları Vakfı, İstanbul – 2014, s.492)
 
 
10) Van'da iki yıl kadar kalan Said Nursi, Şeyh Said isyanı çıkınca 25 Mart 1925'te Van'­dan alınarak ..
 
Van’da birbuçuk yıl kadar kalan Saîd Nursî, Şeyh Saîd isyânı çıkınca 1 Mart 1926'da Van'dan alınarak ..
 
 
11) Burdur'dan 1926 baharında Is­parta'nın Barla köyüne gönderildi.
 
Barla’ya gönderilmesi 1927 Mart başı.

http://www.risaletashih.com/index.php/tashih-cesitlemeleri/134-bediuzzaman-in-hayatindan-tesbitler

 

 
*****


NOT:

Bu çalışma, 19 Eylül 2012 târihli e.mail ile metin yazarı Prof. Dr. Alparslan AÇIKGENÇ'e gönderilmiş olup alınan 15 Ekim 2012 târihli cevâbî yazı aşağıya konulmuştur. Kendilerine hürmet ve teşekkürler sunuyoruz:
 
Bilal bey, 
 
Tashihler için teşekkürler, ancak bazı tashihleri girmek kısaltma açısından mümkün olmadı. Yani TDV kısaltma yapabilmek için çıkardı. Bunlardan birisi doğum tarihidir. Hicri ve buna tekabul ettirilen miladi aylar verilince nedense rumi çıkarılmış; ama belirttiğiniz gibi miladi Ocak-Mart aylarına hicriyi indirgeyebilmek için hicriye tekabul eden rumi tarihe ihtiyaç vardı. Bu açıklamaya gerek duymayıp çıkarmışlar. Önemli olan miladi doğum tarihinin en azında yıl olarak doğru olup olmamasıdır. Zaten kesin gün ve ay belli değil diye biliyorum. Geçen hafta Van'daydım, Badıllı ağbi doğum tarihinin kesin 1877 olduğunu söyledi, bunu da Rumi ve Hicri aylarının kesişmesine dayandırdı. Halbuki ben Türk Tarih Kurumunun Hicri-Rumi-Miladi takvim çevirilerini karşılaştırmıştım, böylece o tarih karşıma çıkmıştı. Diğer bazı bilgileri maalesef kendim toplayacak zamana sahip olmadığımdan tarihçi arkadaşlardan rica etmiştim, Van Valisi Hasan Paşa ile ilgili bilgileri hep onlar topladılar ama demek ki Tahir Paşa'dan sonra gelen bir Van Valisi daha olduğuna göre onunla karışmış olmalı. Ben inşallah sizin yazdıklarınızı kendim araştıracağım. Ansiklopedinin ikinci baskısında tashih edilmesi için elimden geleni yapacağım. Halbuki benim yazdıklarımı en 15 kişi okudu; herkes başka hususlara yoğunlaşınca bunlar gözden kaçtı.
 
Allah razı olsun, çok selam sevgilerimle;
Not: Ben mektubunuzu çok geç fark ettim. Fatih Üniversitesinden ayrıldığım için oradaki maillerime sadece üniversiteye ders için gidersem bakabiliyorum.
===============
Alparslan Açıkgenç