Perşembe, 11 Temmuz 2013 09:49

 

  

- Aziz ve Muhterem Ekrem KILIÇ ağabeyime Ramazan 1434 hâtıram olsun.. -
                                                                                                     Bilâl Tunç
 
 
[Şahsen Bedîüzzamân’ın Dârü’l-Hikmeti’l–İslâmiyye’deki hayâtının (hattâ hayâtının birçok safhalarının) ulaşılan belgeler nisbetinde bilindiği kanâatinde değilim..
Hayli mütebahhir ulemâmız/araştırmacımız olduğunu yazılıp çizilenlerden, seminer, sempozyum, konferans, panel, açık oturum vs.lerden biliyoruz.. Harman bol oluyor da, harmana göre dâne nerede?.. 40-50 sene evvelkileri doğrusuyla/eğrisiyle tekrardan ileri gitmiyor sunulanlar.. Hâlâ Üstâd’ın doğumunu 1873’lerde, 1876’larda gösterilir.. 1926 Mart’ında Van’dan henüz sürgüne çıkarıldığının ve Barla’ya 1927 Martı’nda götürüldüğünün belgeleri ortada iken, nasılsa 1926’da Barla’da Onuncu Söz’ü yaz(dır)mış ve bastırmıştır (!)(Yânî bâzı araştırmacılarımıza göre..).. Çok traji-komik olmuyor mu?.. Bu acâip yanlışların görülmemesi, yâ da görmezden gelinmesi de ayrı bir garâbet!.. Görmezden gelmek de, susmak da zımnen yanlışlara ortak olmak değil mi?.. İstisnâlar var tabîî.. Allah onlardan ebeden râzı olsun, çalışmalarını semeredâr eylesin!.. Ama bir-kaç çiçekle bahâr olmuyor ki!..
 
 
“Anlayana sivrisinek saz …” kabîlinden bu iğneli girizgâhtan sonra aşağıdaki kısa çalışmayı maalkusûr nazar-ı dikkatlere arz ediyorum.. Tevfîq Cenâb-ı Allah’dan, kusurlar şahsımdandır..
 
NOT: Yanlışlarımı kafama vura vura düzeltebilirsiniz aziz ve muhterem okuyucularımız - hakāret etmemek şartıyle! -.. Mes’elenin vuzûhu sadedinde tenkidlerden memnûniyet duyacağımın bilinmesini isterim.. 

Târih çevirmelerindeki farklılkların sebeplerinin dahâ iyi anlaşılabilmesi için “Rûmî Takvim ve Târihler” hakkındaki bilgilerimizi tâzelemek faydalı olacaktır.. [1]

 
Dârü’l-Hikmeti’l–İslâmiyye:
 
“Bu teşkilât, son devirlerde gerek İmparatorluk ve gerekse İslâm Âleminde ortaya çıkan bir takım dînî mes’elelerin halli ve İslâm’a yapılan hücumların İslâm ahkâmına göre cevaplandırılması için kurulmuştur.” der, Muhterem Sâdık ALBAYRAK, Dârü’l-Hikmeti’l-İslâmiyye [2] isimli çalışmasının Önsözünde..
 
V. Mehmed Reşâd zamânında hukūkī altyapısı tamamlanan Dârü’l-Hikmeti’l-İslâmiyye, 12 Ağustos 1334 (12 Ağustos 1918) târîhinde VI. Mehmed Vahîdüddin ve Şeyhü’l-İslâm Mûsâ Kâzım Efendi zamânında açılır. [3]
 
Şeyhü’l-İslâm Mûsâ Kâzım Efendi, açılışı şu özlü konuşma ile yapar:
“Dâr-ül Hikmet-il İslâmiyye’nin te’sîsi iki seneden beri tasavvur olunuyordu. Bu bâbdaki kānun ve onu müteaqib nizamnâme İrâde-i Seniyye’ye iqtiran etdi. Tilâvet olunan Âyât-ı Kerîme ve kırâat olunan mübârek duâlar ile teberrüken Dâr-ül Hikmet-il İslâmiyye’yi küşâd etdim. Cenâb-ı Hak, tevfîkāt-ı Samedâniyye’sine mazhar buyursun.” [4]
 
“(…) Dârülhikmetil-İslâmiyye’nin 5 Teşrînisânî 1338 târîhinden [5 Kasım 1922] îtibâren çalışmalarına son verdiği Meşîhât Makāmı Kütüphânesindeki karar defterinden anlaşılmaktadır. Bu deftere göre, Teşkîlât a’zâlarının yaptığı en son toplantı 21 Teşrînievvel 1338 [21 Ekim 1922] târîhindedir.” [5]

Bu çok önemli Müessese, ilk toplantı (12 Ağustos 1918) ile son toplantı (21 Ekim 1922) esas alındığında 4 sene 2 ay 9 gün faâliyetini sürdürebilmiş, Osmanlı ile berâber târîhin sînesinde yerini almıştır..

Bedîüzzamân’ın Dârü'l-Hikmeti'l-İslâmiyye'ye tâyîni :
 
Bedîüzzamân Gönüllü Alay Kumandanı olarak katıldığı Bitlis müdâfaasında yaralı olarak Ruslar’a esir düşer (3 Mart 1916). 2 sene 3 ay 15 gün süren çok meşakkatli bir esâret ve firar süresi sonunda 18 Haziran 1918’de İstanbul’a gelmeye muvaffak olur. [6], [7]
 
Kimlik tesbîti ve resmî işlemler sırasında Harbiye Nezâretince Musul Vâlîsi (Bitlis sâbık vâlisi) Memduh Bey’den 21 Temmuz 1918 târihli şifre ile bilgi ve görüş istenir:
 
“Bitlisli Bedîüzzamân Saîd-i Kürdî Bey taraf-ı âlîlerince Bitlis gönüllü kumandanlığı vazîfesiyle tavzif olunduğu ve Muş’un sukūtunda orada kalan oniki topu kurtararak Bitlis muhârebesine iştirâk ile orada mecrûhen esir düştüğü ve bu def’a tahlîs-i nefs ile Dersaâdet’e geldiğini beyan ediyorsa da buna dâir bir gûnâ ma‘lûmat mevcud olmadığından bu bâbdaki ma‘lûmat ve mütâlaanın inbâsı mütemennâdır” [8]
 
Memduh Beyin 28 Temmuz 1918 târihli cevâbî telgrafı müsbettir:

"Bitlis’de Ruslara esir düşen Bedîüzzaman Saîd-i Kürdî Efendi’nin İstanbul’a avdet etdiğinden, hizmetinin makāmâta arzı sûretinde telgrafı aldım.
Erzurum’un sükūtu üzerine II. Ordu kıtaâtından bir cüz’ün o havâliye yetişmesinden akdem, Bitlis boğazından düşmanın mürûru, Dicle nehrine kadar şimâlden tevsîini istilzam etdiren bir ric’at olduğundan XIII. Alayın Bitlis’e dört saatlik mesâfeye vüsûlüne kadar, kasaba muhârebesi olan 20 günlük müdâfaada Hazret denilen Şeyh Ziyâüddin, ile mumâileyhin (Bediüzzaman’ın) Kürdleri sevk husûsundaki mesâîleri ve bilhassa askerce müsâraeten terk edilen Muş cihetinden mumâileyhin (Bediüzzaman’ın) gönüllü kumandan sıfatıyla kasaba ahâli ve talebesini alarak sekiz topu kurtarmak sûretindeki fevkal’âde gayreti vukūa gelmiş idi. İlim ve hitâbeti Kürdleri irşâda muktedir olan mumâileyhin (Bedîüzzamân’ın) her mevqi‘deki ikāmetgâhına mürâcaat edenlerin kesreti, kendisinin sehâvetiyle berâber fa‘-âliyeti, bulunduğu mevqiin adına her zaman terfih ve ikdârı, vucûdunu ihsas etdirmişdir.
Binâenaleyh ırkan Kürd olub, …. bulunan Yezîdîlerin irşâdı ve tahsile teşvîqi (içün) vâizlikle ve beşbin guruş maaşla gözedilerek hidemât-ı sâbıkasına mükâfaten İlmiyye rütbesiyle nişan îtâ kılınarak taltîfi ve bu sûretle hükûmete temâdî-i merbûtiyet ve sadâkatinin te’mîni, siyâset-i idâreye muvâfık olacağı mütâlaasıyla arza mücâseret eylerim Efendim
Vâli Memduh Musul 28 Temmuz 1334” 
[9]
 
Madalya ve ikrâmiye verilmesi, Dârü'l-Hikmet'e tâyîni bu tahkīkāta istinâden olmalı..
 
Harbe iştirâkini, esâret ve firârını, D. Hikmet’e tâyînini, Mahrec pâyesi tevdîini 17 Ekim 1921 târihli Terceme-i Hâl Varakasında kendisi şöyle anlatıyor:

“Harb-i hâzırın i‘lânı üzere gönüllü olarak alay kumandanı nâmıyle harbe iştirâk eyledim. Bitlis’de Ruslara esir düşdüm. Esâretden firar ederek İstanbul’a geldim. Bidâyet-i teşekkülünden beri Dârü’l-Hikmeti’l-İslâmiyye’de a‘zâ olarak bulunuyorum..(…)

Gönüllü ve bir hizmet-i müftehire olarak Harb-i Umûmî i‘lânı esnâsında evvelâ alay müftüsü nâmıyle Ordû-yi Hümâyûn’a dâhil olub, sâniyen alay kumandanı vazîfesini îfâ etmekde iken Bitlis’de Ruslara esir düşdüm. Bu hizmetlerim hep fahrî idi. Yalnız esâretden avdetimde İstanbul’a geldiğimde Harbiyye Nezâreti, ikrâmiyye olarak bana üç ay ellişer liradan yüzelli lira verdi. Bir aded harb madalyam [10] vardır. (…) 26 Şevvâl 1336 [4 Ağustos 1918] târihli İrâde-i Seniyye ile Dârü’l-Hikmeti’l-İslâmiyye a‘zâlığına ta‘yin ve 18 Zilka‘de 1336 [26 Ağustos 1918] târihli İrâde-i Seniyye mûcibince Mahrec pâyesiyle [*] taltîf olundum. (…)” [11]
 
[*] “MAHREC”, ilmiyye rütbelerinden birinin adı olup “mahrec mevleviyyeti” sûretinde de kullanılır. Mahrec mevleviyyeti rütbe olarak “kibâr-ı müderrisîn”den büyük, “bilâd-ı hamse mevleviyyeti”nden küçüktür. (M. Zeki Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, İst., 1993, C. II, s. 385).[12], [13]
 
Müküslü Hamza anlatıyor:
1334 (1918)’de Rus esâretinden dönüşünde neşredilen İşârâtü’l-İ’câz’ın önsözünde Müküslü Hamza tarafından yazılan “Tercüme-i Hâlinden Bir Hülâsadır” isimli ilk Târihçe’de  Dârü’l-Hikmeti’l-İslâmiyye ile ilgili sâdece kısa bir cümlecik bulunuyor:
“İki sene üç ay esâretden sonra tahlîs-i girîbâna muvaffak olarak bugün elhamdulillâh Dârü’l-Hikmeti’l-İslâmiyye a‘zâlığında vazîfe-i ilmiyye ve dîniyye ile meşgūl bulunur.” [14]
 
Abdurrrahman Nursî anlatıyor:
Birâderzâdesi Abdurrahmân’ın 1335 (1919)’da hazırladığı Târihçe-i Hayât’da dahâ genişçe verilir: “Mezkûr, Kostroma’dan firar suretiyle Petersburg, Varşova’ya gelmeye muvaffak olmuş ve bil’âhare Viyana tarîkıyle İstanbul’a gelerek esâretden tahlis-grîbân etmiş. Üstâd-ı muhterem bugün İstanbul’ada olub, ma‘lûmâtı olmadan Dârü’l-Hikmeti’l-İslâmiyye a‘zâlığına ta‘yin buyrulmuş ve emr-i vâqi‘ karşısında bulundurularak kabûle mecbur olmuşdur. (El-hâletü hâzihî). 
Mezkûr makāmda vazîfe-i dîniyye ve ilmiyye ile meşgūl bulunur.” [15]
 
Târihçe’nin 1337 (1921) târihli zeylinde Dârü’l-Hikmet’deki hayâtı ile ile ilgili dahâ geniş bilgiler verilir. [16]
 
Mahrec Pâyesi verilmesi:
 
Dârü’l-Hikmeti’l-İslâmiyye’ye tâyîninin henüz 6. Günü (Dârü’l-Hikmeti’l-İslâmiyye’nin açılış resminden 2 gün evvel) Enver Paşa’nın şöyle bir talebi olur:
"Bitlis’de Ruslarla vukū' bulan savaşlara iştirâk edib esir düşmüş ve bu def'a geri dönmüş bulunan ulemâdan meşhur Bedîüzzaman Saîd Efendi’nin aşîretlerin harbe sevqi husûsundaki hamiyyetli çalışmalarına ve müşâhid olan vatanperverce güzîde hizmetlerine binâen, mumâileyhin uhdesine hâiz olduğu ilmî haysiyyet ile uygun bir rütbe tevcîhi sûretiyle taltîfi muvâfık olacağından, îcab edenin îfâsına yüce izinleri istirham edilmektedir.
10 Ağustos 1334 [10 Ağustos 1918]

Başkumandan Vekili ve Harbiye Nâzırı
Enver" 
[17]

 
Talepden 16 gün sonra Mahrec Pâyesi tevcîhi gerçekleşir.. 
 
 
 
Mahrec pâyesi tevcîhi için Şeyhülislâm tarafından hazırlanan İrâde-i Seniyye Lâyihası:

“Atûfetli Efendim Hazretleri,

 

Bitlis’de Ruslarla vukua gelen muhârebâta iştirak edib esir düşmüş ve bu kerre avdet eylemiş olan Bedîüzzamân Saîd-i Kürdî efendi’nin aşâirin harbe sevqi husûsunda mesâî-yi hamiyyetmendânesine ve müşâhid olan hidemât-ı bergûzide–i vatanpervârânesine binâen bir ürütbe-i ilmiyye taltifi Harbiyye NezÂrei Celîlesinden iş’âr olunmuş ve âhiren D.H.İ. a‘zâlığına ta‘yin olunan Mümâileyh’in “MAHREC” pâyesi ile taltifi münâsib gibi mütâlaa olunarak tanzim edilen İrâde-i Seniyye lâyıhası leffen arz ve takdim kılınmış ise de emr ü fermân-ı Hümâyûn-i Hazret-i Hilâfetpenâhî ne vech ile şeref-mütealliq buyurulursa hükm-i âlîsinin infâzına müsâraat olunacağı derkârdır Efendim..
17 Zilka’de 1336, 24 Ağustos 1334 [24 Ağustos 1918]

 

Şeyhülislâm Mûsâ Kâzım
(imzâ)

 

Ma‘rûz-i Bende-i Dîrîneleridir
İş bu Tezkire-i Ailyye–i Meşîhatpenâhîleriyle berâber menzur-i âlî buyrulan metuf İrâde-i Seniyye Lâyihası İmzâ-yi Hümâyûn-i Mülûkâne ile bitteşfih leffen savb-ı Âlî-yi Fetvâpenâhîlerine tesyîr kılınmakla ol bâbda emr ü fermân Hazret-i Veliyyü’l-Emr’indir.
18 Zilka‘de 1336, 25 Ağustos 1334 [25 Ağustos 1918]

 

Serkâtib-i Hazret-i Şehriyârî
imzâ

[18]

“Mahrec” pâyesi tevcîhine dâir İrâde-i Seniyye:

Bâb-ı Fetvâ
DÂİRE-İ MEŞÎHAT
                                                                                            
Muhammed Vahîdüddîn 
[imzâ]  
 
DÂRÜ’L-HİKMETİ’L-İSLÂMİYYE A’ZÂSINDAN BEDÎÜZZAMÂN SAÎD EFENDİYE
MAHREC PÂYESİ TEVCÎH OLUNMUŞTUR.
BU İRÂDE-İ SENİYYE’NİN İCRÂSINA MEŞÎHAT ME’MÛRDUR.
 
18 Zilka’de 1336, 26 Ağustos 1334
[26 Ağustos 1918]
 
ŞEYHÜLİSLÂM  
Mûsâ Kâzım   
 

[19]

 

 “Mahrec" pâyesi tebliği:    
 alt

Bâb-ı Fetvâ
DÂİRE-İ MEŞÎHAT-İ İSLÂMİYYE
Mektûbî Kalemi
aded
124
 
DÂRÜ’L-HİKMETİ' L-İSLÂMİYYE A’ZÂSINDAN FAZÎLETLÛ SAÎD EFENDİ’YE
 
FAZÎLETLÛ      EFENDİ
UHDE-İ FÂZILÂNELERİNE MAHREC PÂYESİ TEVCÎHİ LEDE’L-ARZ 18 ZİLKA’DE
1336 TÂRİHİNDE İRÂDE-İ SENİYYE-İ HAZRET-İ HİLÂFETPENÂHÎYE İQTİRÂN
EYLEDİĞİNİN BEYÂNI SİYÂKINDA TEZKiRE-İ MUHIBBÎ TERKĪM KILINDI.
22 Zilka’de 1336, 29 Ağustos 1334
[29 Ağustos 1918]

ŞEYHÜLİSLÂM nâmına
Fetvâ Emîni
(Ali Rızâ)

[Yeniyazıya çevirme: B. Tunç]

[20]

Bedîüzzamân, İstanbul’a geldikten sonra ilk icrâatlerinden olarak “İşâr’at’ül-Îcâz fî Mezânül İ‘câz“ adlı harb yâdigârı eserini tab‘ ettirir (1918).
 
Müküslü Hamza’dan dinleyelim:
“Hazret-i Üstad, bu tefsirini (İşârâtü’l-İ’câz) yazmadan önce halka-i tedrisinde bulunuyordum. Kelâm-ı Kadim’i eline alıp Kürdçe takrir ederdi. Hiçbir kitaba ve tefsirine bakmazdı. Arkadaşlarımızdan Molla Habib namında bir Efendi, Kürdçe not alırdı. Çok devam etmeden Harb-i Umumî başladı. Bediüzzaman Said Efendi muharebe esnasında yalnız o notlara mâlik olduğu halde elyevm Evkaf Matbaası’nda tab’ıyla iştigāl etiğimiz o kitabı te’lif etmiştir.” [21]
 
Çok Mühim bir vesîka: Devlet-i Aliyye-i  Osmâniyye Tezkeresi

alt
[22]

 
“Devlet-i Aliyye-i  Osmâniyye Tezkeresi” çok biliniyor, çok önemli, fakat o nisbetde de ihmâl edilmiş!.. Sanki kasd-ı mahsusla görmezden gelinmiş uzun yıllar!..
Dârü’l-Hikmet'e girişinden 3 sene 1 ay 22 gün sonra doldurulan nüfus, eşkâl ve ikāmet bilgilerinin bulunduğu bu vesîkanın önemi; Bedîüzzamân Hazretlerinin doğum târîhi ve ömrü hakkında en doğru bilgilere ulaştırıyor olmasından ileri geliyor.
Tanzim târîhi 26 Eylûl 1337 [26 Eylûl 1921]. S. Albayrak tarafından 1973’de günyüzüne çıkarılmış. 
Belge, sonraki yıllarda BTBSN[23], MTH[24] ve çeşitli çalışmalara da teberrüken alınmış.. Kıymetli bir hâtıra fotoğrafı gibi îtinâ ile korunmuş (!).. Meselâ doğum târîhi olarak verilen 1295 ve 1293 târihlerine - ihtiramdan olmalı (!) – araştırmacılarımız hiç el sürmemişler!.. 2000 yılındaki RNE[25]’nin çalışmasını saymazsak...[26]
Doğum târîhi ve yaşı ile ilgili olarak RNE’nin tesbitlerinde ve bizzat yaptığımız araştırmalarda (ve son olarak 12 Mart 2013 târîhinde yayınlanan çalışmamızda [27]) da çok açık görüleceği gibi bu belge üzerindeki Hicrî 1295 / Rûmî 1293 târihleri ikisi birlikde dikkate alınmadan doğru bir doğum târîhi ve ömür hesaplamak mümkün olamıyor!..
Nihâyet belgenin önemi Hazîran 2013 başlarında değerli ve gayûr araştırmacımız Prof. Dr. Ahmed Akgündüz tarafından yeniden efkâr-ı âmmenin dikkatlerine sunulmuş bulunuyor..[28]  
Umulur ki, bundan böyle mevzû‘ üzerinde araştırma yapacaklar tarafından dikkate alınsın, geçmiş yanlışlar artık tekrar edilmesin..
*****
Not: Bedîüzzamân’ın Dârü’l-Hikmeti’l-İslâmiyye'deki hayâtı ile ilgili dahâ fazla bilgi edinmek isteyenler Abdurrahmân Nursî'nin yazdığı Târihçe'nin Zeyli, R. Külliyâtı’ndaki ilgili bahisler, DHİ ve Dr. Zekeriya Akman [**]’ın “Osmanlı’nın Son Döneminde Bir Üst Kurul Dârü’l-Hikmeti’l-İslâmiye”[***] adlı akademik çalışmasına mürâcaat edebilirler.   
[***] “Osmanlı’nın Son Döneminde Bir Üst Kurul Dârü’l-Hikmeti’l-İslâmiye”: http://www.belgeler.com/blg/tcn/daru-l-hikmeti-l-islamiye-kurumu-1918-1922-daru-l-hikmeti-l-islamiye-institution-1918-1922
2009 yılında Diyânet İşleri Başkanlığı’nca ayni adla kitaplaştırılan çalışmadan haberdâr ettiği için Muhterem Prof. Dr. Ahmed Battal Beyefendi'ye teşekkürler sunuyorum..
 
 
DİPNOTLAR:
 
[2] SON DEVRİN İSLÂM AKADEMİSİ DÂR-ÜL HİKMET-İL İSLÂMİYYE” Şubat 1973 Y. Asya Yayınları (DHİ), s.7
[3] DHİ, s.7
[4] DHİ, s.80
[5] DHİ, s.93
[6] BTH (Büyük Târihçe-i Hayât, Y. Asya, 2010  s.186, 187)
[7] http://www.risaletashih.com/index.php/tashih-cesitlemeleri/343-bediuzzaman-nin-esaret-ve-vatana-donus-guzergahi-ve-esaret-suresi

[8] ZİB(Zaman İçinde Bedîüzzaman, C. Canlı - Y. K. Beysülen, 2010), s 255, 256)
[9]
http://www.risalehaber.com/vatan-savunmasinda-said-nursi-belgesi-75005h.htm (26 Mart 2010) 
[10]
http://www.risalehaber.com/iste-said-nursiye-verilen-devlet-madalyasi-107618h.htm
[11] DHİ, s.185, 186, 214, 215, 216, 217
[12]
http://www.hikmet.net/icerik/4819/bediuzzaman-daru-l-hikmet-te
[13] DHİ, s.188

[14]
http://www.sorularlarisale.com/makale/2647/mukuslu_hamza.html
[15]
http://www.nuralemi.com/sayfalar.php?id=36&sayfaNo=590&mode=b 
[16] 
http://www.nuralemi.com/sayfalar.php?id=36&sayfaNo=595&mode=b 
[17] Şerîat Yolunda Yürüyenler ve Sürünenler - 1989, 148, Sâdık Albayrak
[18] DHİ, s.219
[19] DHİ, s.200
[20]
http://www.saidnur.com/
[21]
http://www.saidnursi.de/risale-i-nur/portreler/4868-mukuslu-hamza-1892-1958.html 
[22] DHİ, s.212, 213
[23] BTBSN (Bilinmeyen Taraflarıyla Bedîüzzaman Saîd Nursi, 2006)
[24] MTH (Mufassal T. Hayât, A.K. Badıllı, 1998)
[25] RNE (Risâle-i Nur Enstitüsü)
[26]
http://www.risaleinurenstitusu.org/index.asp?Section=SaidNursi&Subsection=DogumTarihi
[27] http://www.risaletashih.com/index.php/tashih-cesitlemeleri/169-tarih-i-veladet-i-bediuzzaman-1878

[28]
http://www.risaleajans.com/nur-alemi/ahmet-akgunduz-bediuzzamanin-dogum-tarihi-hakkinda-belgeler-konusur