Pazartesi, 29 Temmuz 2013 12:11

 
 
Bir ay kadar evvel bir haber sitemizde “Haşir Risalesinin tarihçesi” başlıklı bir araştırma neşredildi..(*) İçerisinde bu gibi araştırmalarda mûtad hâle gelen mühim sehivler vardı.. Ama site yönetimince konulmuş bir tashih notu yoktu.. Yorumlar da hayli sitâyişkârdı..  
 
Meşurların yazıp söylediklerini süzgeçten geçirmeden, mihenge vurmadan alkışlarla kabullenmek, ama doğru da olsa alışılmışın dışındakileri es geçmek âdetimiz olmuş.. Keşke yazılanları/konuşulanları murâkebeden geçirebilsek, mukāyeseler yapabilsek, doğruları eğrilerden ayırabilsek!.. Mûteber kaynaklardaki onlarca yanlış çoktan düzeltilebilir, Bedîüzzaman Târihçeleri/Biyografileri arasında birlik sağlanabilirdi!.. Sanki Üstâd, “Evet, kimse demez ‘Ayranım ekşidir.’ Fakat, siz mihenge vurmadan almayınız. Zîra, çok silik söz, ticâretde geziyor. Hattâ, benim sözümü de, ben söylediğim için hüsn-i zan edip, tamâmını kabûl etmeyiniz; belki ben de müfsidim veyâ bilmediğim hâlde ifsad ediyorum. Öyle ise, her söylenen sözün kalbe girmesine yol vermeyiniz. İşte, size söylediğim sözler hayâlin elinde kalsın; mihenge vurunuz. Eğer altın çıktı ise kalbde saklayınız, bakır çıktı ise çok gıybeti üstüne ve bedduâyı arkasına takınız, bana reddediniz, gönderiniz.” dememiş de tersini söylemiş!.
Îzâhı mümkün olmayan acâyibü’l-acâyib bir durum!.. 
 
Yanlış anlaşılmasın, niyetimiz ne haber sitemizi, ne de araştırmacımızı veyâ okuyucularımızı tenkīs değil.. Mahallemizde bir durum tesbîti yapmak, vaz'iyyet-i umûmiyyemize, hâl-i pürmelâlimize dikkat çekmek sâdece..
 
Araştırmacımıza hatırlatma bâbında şöyle bir e-posta gönderdim:
"Haşir Risalesinin tarihçesi" başlıklı yazınızı okudum..
Gayretiniz için tebrik ediyorum..
Ancak, Yazınızda tashih edilmesi gerekli noktalar bulunduğunu düşünüyorum.. ”

 

Henüz cevap yok!.. Gözden kaçmış olabilir..
Bir hafta kadar sonra ayni mâhiyetde bir hatırlatmayı bu def’a araştırmanın yayınlandığı sayfanın altındaki yorum bölümüne ekledim.. On gün geçti bir değişiklik olmadı.. Efkâr-ı âmme ile paylaşmağa mecbur oldum..  
 
Tesbitler şöyle:
 
1: “Haşir Risalesi 1926'da Isparta’nın Eğirdir İlçesine bağlı Barla kasabasında yazılmıştır.”
 
Bedîüzzamân’ın 1925’de sürgün edildiği, 1926’da Barla’ te’lîfe başladığı yanlışı, 50/60 senedir nesilden nesile Şeyh Ahmed'in Vasiyyetnâmesi gibi aktarılıp duruyor.. Gidişâta bakılırsa mahallede yakın bir gelecekte kayda değer bir değişiklik olacağa da benzemiyor..
Ey yayıncılar, araştırmacılar (bilhassa araştırmacılar), âbiler, kardeşler, dostlar, ...  hepinize sesleniyorum: Bu vurdumduymazlığı, dahâ ne kadar sürdüreceğiz..!?
Cevap?..
Yine de karınca adımlarıyle olsa da bâzı iyiye gidişler yok değil.. Meselâ, N. Şâhiner BTBSN’nin 1979 baskısında Barla’ya gelişi 1926 olarak gösterirken 2006 baskısında 1927 olarak vermiş.. 20-25 sene dediğin ne ki!.
 
Tesbitlerimizi şöyle maddeleştirebiliriz:  

1- 1926 Mart’ında Bedîüzzamân henüz Van’dan sürgüne yeni çıkarılmış.. Barla’da yok ki, 10. Söz’ü te’lif etsin!.. [1]
2- Barla o yıllarda nâhiye merkezi bir köydür.. Kasaba, dahâ ziyâde Belediye teşkilâtı bulunan yerlere denilmektedir.. Barla’da Belediye tekilâtının kurulması 1953’dedir..
 
Yanlışların yerine doğruları alırsak cümlenin şöyle olması îcâb eder:
“Haşir Risâlesi 1927 (veyâ 1928) bahârında Isparta’nın Eğirdir İlçesine bağlı Barla nâhiyesinde / köyünde yazılmıştır.” [2]
 
2: “Bedîüzzaman hazretleri, Barla'ya geldikten hemen sonra ilk te’life başladığı eseri, âhiret hayâtını ele alan yeniden diriliş anlamına gelen  ‘Haşir Risâlesi’ yâni ‘Onuncu Söz’ oldu.”
 
Bu şekilde yaygın bir kanâat var, öyle olması da mümkündür ama delillendirmek gerek..
Şahsen, Barla’da te’lif edilen ilk eserin "Onuncu Söz" olmadığı kanâatindeyim: 
Hz. Üstâd; “Şu Küçük Sözleri bidâyette müsvedde olarak kendim ve kendi müşevveş hattımla yazmaya mecbûr oldum. Çünki o vakit herkes benden çekinirlerdi.” diyor kendi eli ile yazdığı Küçük Sözler’in sonunda.. Yâni, henüz kâtip filân yok ortalarda.. [3]

"Onuncu Söz"ü ise Üstâd söylüyor, Hâfız Tevfik yazıyor.. [4] Hattâ, Üstâd'ın söyleyip, Hâfız Tevfik'in yazdığı eserin "Onunucu Söz" değil, Onunucu Söz'ün esâsı olan "Lâsiyyemâlar" olması ihtimâli dahâ yüksek.. (Bknz: M. Nûriyye, Fihrist, "Lâsiyyemâlar".

 

3: “Bin adetlik ilk baskı (1926), Doğu'daki eski talebelerinden olan Müküslü Hamza'nın gayretleri sayesinde İstanbul'da yapıldı.”

1- Üstâd, yukarıda görüldüğü gibi 1926’da henüz Barla’da değildir..
2-
Müküslü Hamza ise, Diyarbakır İstiklâl Mahkemesi mahkûmu olarak Kastamonu’da mahbusdur.. [5]

 
Doğrusu şöyle olmalı:
“Bin adetlik ilk baskı (1928), Doğu'daki eski talebelerinden olan Müküslü Hamza'nın gayretleri sâyesinde İstanbul'da yapıldı.”
 alt
 
 
4: 1928'de bu eserin ikinci baskısı yapıldı.
 
Mesnedsiz bir iddiâ gibi.. Delillendirilmesi gerekir..
 
5:  “Hatta Abdullah Cevdet mevzubahis Haşir Risâlesi hakkında nazire  yapmak üzere bir çalışmaya girişmiştir. 'Şu Müslümanların îman ettikleri haşirin olmadığını ispat edeceğim' diyerek güya Bediüzzamanın Haşir Risalesinde haşirle ilgili getirdiği delilleri çürütmeye çalışacaktı.
Ancak Haşir Risâlesi'ni okuduktan sonra kendisinden olumlu bir sonuç bekleyenlere şöyle cevap verdiği rivâyet edilir: 'Arkadaşlar! Said Nursî bu eseri ile beni âdeta "haşirin sokaklarında" gezdirdi. Ben gezdiğim sokakları nasıl inkâr edebilirim?' diyor.”
 
Mümkündür.. Ama bu şekliyle sâdece ayakları havada bir rivâyet oluyor.. Nerede, kime demiş, şâhidler kimler?.. Belgelendirmek gerekmez mi?..
 
 
DİPNOTLAR: