TÂRİHÇE-İ HAYÂT (Y. Asya, 2001)

 

16/32: bilâkis // bil’akis, bi’l-akis. 

 
20/16: nâme // nağme.


29/3: H.1290-M.1873 // H.1295 (R.1293 )-M.1878 / R.Nur Enst.


37/4: Fırat’a // Nehre / hâdisenin geçtiği yer Dicle’ye çok dahâ yakın (Abdurramân Ağabey’in yazdığı Târihçe’de nehir ismi geçmiyor).

46/15: “Hürriyetten sonra mücahit arkadaşlarıyla beraber İttihad-ı Muhammedî Cemiyetini kurmuşlar; ..” // (Bu kısmın gözden geçirilmesi lâzım. Yapılan araştırmalarda Üstâd'ın İttihâd-ı Muhammedî Cem'iyeti kurucularından olduğuna dâir bir belge bulunamamıştır.)

http://www.sorularlasaidnursi.com/siyaset/ittihad-i-muhammedi/225-


52/21: (Arabî ibâre, H.Şâmiyye’de farklı).


64/19: esbâb-ı âdide // esbâb-ı adîde / anlamı: müteaddid sebepler


103/103: Celfa // Culfa / Sızıntı dergisi, 1996 / 215


103/1: Kiloğrif // قولوغريف Kologrif (Kologriv)

http://www.risaletashih.com/index.php/en/tashih-cesitlemeleri/178-yine-kologrif


104/1: Sibirya taraflarında // Kostroma'da

http://www.risaletashih.com/index.php/en/tashih-cesitlemeleri/128-ustad-sibirya-da-kaldi-mi


104/9: H.1334 // R.1334 (H.1336) / 105 , ve Tanin gazetesinin 16 Ramazan 336, 25 Haz. 1334 -1918 nüs.


109/6: gayyur // gayûr / Yeni Lugat


123/2: turûk // turuk.


123/17: Hutuvât-ı Sitte’yi neşrettiği zaman Çanakkale’de muhârebe oluyordu.(*) // ("İstanbul’un işgàlini müteâkip .." olabilir.) 


125/2: ehl-i hâl ve akd // ehl-i hallü ve’l-akd / Os. teks.M.Nûriyye.   ;   ehl-i hall ü akd / Matbû' Os.M.N.


125/15: âl-i himmet // âlîhimmet.


126/11: firâk // fırak.


129/33: hükûmet-i cumh. // (TBMM hükûmeti) / o târihte cumhûriyet yok!

132/13: (eksik ibâre / 1994 Alm. baskısına bknz).


133: Ankara’dan Van’a giderken // (Van’a gitmek üzere Gebze’ye müteveccihen Ankara’dan ayrılan ..) / o târihte Van’a demiryolu bağlantısı yok! {Bâzı yerlerin trenyoluna kavuşma târihleri: Kayseri 1927, Sivas 1930, Malatya 1931, Elazığ 1934, Muş 1955, Tatvan-Van 1964}


137/18: Bedîüzzamân Barla'ya 1925-1926 senelerinde nefyedilmiştir. //  Bedîüzzamân Barla'ya 1927 senesinin Şubat sonu - Mart başında nefyedilmiştir.

138/10: cansiperâne // cansipârâne  جان سپارانه/ ciddî lügatlerden tetkîki! (‘siper’ ve ‘sipâr’ maddelerine de bknz).(**)


149/14: tezellül // tezelzül.


169: (Duâ, 1960 baskısında farklı).


176/11: izhar // ihzâr. 


199/10: tâb’ına // tab’ına.

211/27: taab-ı // tâb-ı.


211/27: perîşâniyete // perîşâniyyette.


222/26: aff // afv.


234/10: katî // kat’î.


329/sn: - // denilmiştir.


331/1: Şuâ bu // Şuâ’ olan bu.


343/14: ittihat // ittihâd, ittihad.


348/25: mesut // mes’ud, mes’ûd


378/11: müdde-i umûmî // müddeîumûmî, müddeî-i umûmî.


383/13: îdam îlânı(?) // (i’dâm i’lâmı) / Hukùkî bir ta’bir. Meyve’nin İkinci Mes’elesinde geçen “şekàvet-i ebediyye i’lâmı” ile kıyâs (araştırılması gerek!).


388/33: vaîd // vaad / T.Hayat, 1960.


389/14: ile(?) // -.


510/22: tefrik(?) // (tefrig) / tefrig: âzâde kılmak, serbest bırakmak.


552/9: bulanmış // bunalmış.


558/11: Levn // Levh.


593/19: şekâvet // şekàvet / ‘kaf’ ile.


604/1: ebedî // edebî.


607/5: Bayezit // Bâyezid, Bâyezîd.


610/28: berâ-i mâlûmât(?) // berây-i ma’lûmât.

1201: Şamlı Tevfik ile ilgili bilgilerde yanlışlıklar var..
Doğumyeri Barla değil, Üsküdar.. Şam'da 20 sene kalması çok mübâlagalı.. Eski Said döneminde Üstâd'ı gördüğüne dâir rivâyet var, belge yok..
bknz: http://www.cevaplar.org/index.php?khide=visible&sec=12&sec1=101&yazi_id=6595

***

    (*): Târihçe-i Hayât’ta geçen; “Hutuvât-ı Sitte’yi neşrettiği zaman Çanakkale’de muhârebe oluyordu.” ifâdesini ne zaman okusam tereddüde düşerim.. Zihnimde istifhamlar belirir..

    “Çanakkale’de muhârebe oluyordu” denilince, meşhur Çanakkale Muhârebeleri akla geliyor.. Ama bu muhârebelerin bitiş târihi, 9 Ocak 1916.. Hutuvât-ı Sitte’nin neşir târihi ile uyuşmamaktadır.

    “Evet, Eşref Edib'in gayretleriyle Sebilürreşâd matbaasında gizlice basılan ve yine gizlice dağıtılan bu eser, muhtemelen Kasım ayının daha ilk günlerinde neşredilmiş. Zira, bu kitabın yayınlanmasıyla ilgili olarak, Çanakkale'de yaşanan bir muharebeden söz ediliyor ki, bu şu demektir: Antlaşma gereği, işgal kuvvetlerine bağlı harp gemileri boğazdan geçiş yaparak İstanbul limanlarına gidecek ve ateşkes süresi boyunca genel asayişi sağlayacak; herhangi bir askerî müdahaleyi bastırmaya çalışacak.. İşte, sözde bu maksatla Çanakkale Boğazına yüklenen işgal gemileri, henüz teslim olmayan Osmanlı istihkâm birlikleri ile onlara destek veren Millî Mücadele (?) milislerinin mukavemetiyle karşılaşır. Ne var ki, bu dehşetli istilâya o esnada güç yetirilemez ve gemiler boğazdan geçerek İstanbul'a doğru yol alır.” gibi tekellüflü te’viller de işi halletmiyor. Çünkü, İşgàl güçlerinin İstanbul’a asker çıkarmalarının Târihi 13 Kasım 1918’dir.

    Külliyâtın bütünü dikkate alındığında, Hutuvât-ı Sitte’nin Millî Mücâdele yıllarında, İ’tilâf Devletlerinin İstanbul’u fi’lî işgàli olan 16 Mart 1920’yi müteâkip neşredildiği açık olarak görülür.

alt

“Müdür Bey, 
   Size teşekkür ederim ki, Kurtuluş Bayramının bayrağını koğuşuma taktırdınız. Harekât-ı Milliyede İstanbul’da, İngiliz ve Yunan aleyhindeki Hutuvât-ı Sitte eserimi tab’ ve neşirle, belki bir fırka asker kadar hizmet ettiğimi Ankara bildi ki, Mustafa Kemâl şifreyle iki def’a beni Ankara’ya taltif için istedi. Hattâ demişti: ‘Bu kahraman hoca bize lâzımdır.’ Demek, benim bu bayramda bu bayrağı takmak hakkımdır.
Saîd Nûrsî” (Şuâ’lar)

    Kanâatimce, Târihçe'deki ifâdede bir sehiv bulunmaktadır. İlgililerce gözden geçirilip tashih edilmelidir.

(**): "cansiperâne" şeklinde bir terkip yok!

    Mes’eleyi; “Evet, doğru yazılış şekli, "cansipârâne"’dir ama halk arasında genellikle "cansiperâne" olarak kullanılmaktadır. … Risalelere de halk arasında kullanılan şekli ile girmiştir. Buna benzer daha başka kelimeler de vardır..” gibi eften püften laflarla geçiştiremeyiz.. “cansipârâne جان سپارانه ”, hâlen günlük köşe yazılarında bile aslî şekliyle kullanılan bir kelime. (Merak edenler, Ekrem KILIÇ'ın "Okumak" başlıklı yazısını okuyabilirler: http://www.risaletashih.com/index.php/basindan-secmeler/270-okumak  )

    Üstâd Hazretlerinin ilk eserleri dâhil, Os. baskı veyâ teksir eserlerinde; havâs arasında bile, meselâ, “kazan”, “dürbün”, “istifrâ”, “istidâ”, “müdde-i umûmî”, “yirmi”, .. şeklinde yazılan/söylenen çok dahâ basit kelimeler dahî aslî şekli ile, “kazgàn”, “dûrbîn”, “istifrâğ”, “istid’â”, “müddeî-i umûmî”, “yigirmi”.. olarak yazılmış.. Hâl böyle iken, iltibâsa çok dahâ müsâid, “cansipârâne”, “kıblenümâ”, .. gibi kelimeleri, ne mecbûriyeti var da, tahrif sayılabilecek derecede bozuk bir imlâ ile; “cansiperâne”, “kıblenâme”, .. şeklinde yazsın veyâ söylesin ki?.. Bu; Risâle-i Nûr’un, Dili muhâfaza vazîfesi ile uyuşur mu?

    Geriye tek ihtimâl kalıyor: Olsa olsa, gözden kaçmış bir kâtip hatâsını tâkip eden müteselsil baskı hatâları söz konusu olabilir ve düzeltilmelidir. Yoksa bu, kendi hatâlarımızı Müellifine isnâd etmek gibi çok dahâ azîm bir hatâ olur.

B. Tunç