İŞÂRÂTÜ'L-İ'CÂZ, Yeni Asya neşriyat,2001
33  [
وَلاَ الضَّالِّينَ  KELİMESİNİN İZAHI

Risâle-i Nûr Külliyâtında bulunan ve aslı Arapça olan eserlerin Türkçeye tercümelerinde ba’zı hatâlar bulunmaktadır. Bu hatâlar, ba’zân ciddî yanlış anlamalara ve ma’nâ kaymalarına sebeb olmaktadır. Onun için, bu eserlerin îzâhları yapılırken Arabî asıllarına bakmak zarûreti doğmaktadır. Meselâ; bu nev’den ehemmiyyetli bir yanlış “İşârâtü’l-İ’câz” tercümesinde vardır. Fâtihâ Sûresi’ndeki
وَلاَالضَّالِّينَ kelimesinin îzâhında şöyle denilmektedir:“Üçüncü fırka ise, vehim ve hevâ-yı nefsin akıl ve vicdanlarına galebesiyle, bâtıl bir i’tikáda tâbi’  olarak nifâka düşen bir kısım Nasârâdır.”Halbuki eserin Arapça aslında “bir kısım” kaydı yoktur. Şöyle ki: أماولاالضالينفالمرادمنهالذينضلواعنالطريقبسببغلبةالوهموالهواءعلىالعقلوالوجدانووقعوافىالنفاقبالإعتقادالباطلكسفسطةالنصارى“Ammâ dâllîn gürûhuna gelince, ondan murâd şudur ki: Vehim ve hevâ-yi nefsin akıl ve vicdan üzerine galebe etmesi sebebiyle tarîk-i hakdan, yâni sırât-ı müstakímden sapan ve bâtıl bir i’tikád ile nifâka düşen kimselerdir. Hıristiyanların safsatası gibi.”Dikkatsizce konulan “bir kısım Nasârâ” kaydı, ciddî ma’nâ kaymasına sebeb olmakta ve sanki vehim ve hevâ-yi nefsin akıl ve vicdan üzerine galebe etmesi sebebiyle tarîk-i hakdan, yâni sırât-ı müstakímden sapan ve bâtıl bir i’tikád ile nifâka düşenler umûm Hıristiyanlar değil de; sâdece bir kısım Hıristiyanlardır gibi bâtıl bir ma’nâ anlaşılmaktadır. Halbuki, asıl Arabî metinde “bir kısım”  kaydı yoktur. Başta Rasûl-i Ekrem (asm) ve Sahabe-i Kirâm olmak üzere bütün müfessirîn-i izâm وَلاَالضَّالِّينَ kelimesini Hıristiyanlar diye tefsîr etmişlerdir. Bedîüzzamân (ra) Hazretleri de âyetin bu kısmını aynı şekilde tefsîr etmiştir. Evet, başta İbn-i Abbâs olmak üzere ekser müfessirler,  Ahmed ibn-i Hanbel, İbni Hibban ve Tirmizî’nin Adiyy ibn-i Hatim’den rivâyet ederek Peygamberimiz’den vârid olan bir hadîsine dayanarak  Fâtihâ-i Şerîfe’de geçen الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ  den murâd,  Yahûdîler; الضَّالّينَ den murâd ise, Hıristiyanlar olduğunu beyân ediyorlar.] (1)


174  "Diyârbekir'de Van Vâlîsi Cevdet Beyin evinde 19 Şubat 1330 [doğrusu 1331 / B.T.] târîhinde Cum'a gecesi bu tefsîrin ilk Arabî nüshasını tebyîz ederken, Saîd'in Küçük Kardeşi, .."
191 
[Burada;  “ alt ” ibâresinde, “اَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌ meâli "temiz eşler" olması gerekirken,"temiz kadınlar" olarak verilmiştir. Oysa eserin ileriki sayfalarında (s.198), bu ibârenin tefsîrinde görüleceği gibi;
 
"Mesken ve me’kelden sonra insanın en ziyâde muhtaç olduğu, idir. Bu ihtiyâcının Cennette temin edilmiş olduğuna, bu cümle ile işâret edilmiştir. Evet insan, bir refîkaya veyâ bir refîka muhtaçtır ki, tarafeyn, aralarında, hayâtlarına lâzım olan şeyleri muâvenet sûretiyle yapabilsinler ..”  ezvâc karşılığı olarak refîka ve refîk kelimeleri verilmektedir.
Buradan da anlaşılacağı gibi "ezvâc"tan maksat sâdece kadınlar olmayıp eşlerdir. Yâni erkek için kadın, kadın için erkekdir.
Nitekim Doç.Dr. Şadi Eren tarafından aslından tercüme edilen ve Şahdamar Yayınlarından çıkan "İşârât-ül İ‘câz" da bu ibâre "tertemiz eşler" olarak verilmiştir. Diğer mûteber Kur'an meallerinde de aynı şekilde "temiz eşler" olarak tercüme edilmiştir.](2) 
 

257   (.. bir ifrîtin Hazret-i Süleymân’a "Gözünü açıp yummazdan evvel Belkıs’ın tahtını getiririm" demesine işâret edenalt âyet-i kerîmesi, pek uzak mesâfelerden celb-i savt, sûret vesâire gibi beşerin keşfettiği veyâ edeceği îcâdâta nümûne ve me’hazdırlar.)
Neml Sûresi'nin bu 40. âyetinde "ifrît" kelimesi bulunmuyor. İfrît”, 39. âyette var. 40. âyette geçen ta'bir, "indinde kitaptan ilim bulunan bir zât". Veyâ 20. Söz'deki gibi, "bir âlim-i ilm-i celb" olabilir (3): “Hem meselâ, Hazret-i Süleyman Aleyhisselâm taht-ı Belkıs’ı yanına celb etmek içün vezirlerinden bir âlim-i ilm-i celb dedi: ‘Gözünüzü açıp kapayıncaya kadar sizin yanınızda o tahtı hazır ederim’ olan hâdise-i hârikaya delâlet eden şu âyet, alt (ilâ âhir), işâret ediyor ki, uzak mesâfelerden eşyâyı aynen veyâ sûreten ihzâr etmek mümkündür.”
******
(1): Ağrı'lı öğretmen Bahaddin bey gönderdi. Tashîhi kimin yaptığı belirsiz. Tenvir Neşriyât'tan olmalı.(2): Bu değerli katkıları için muhterem Rafet Kalyoncu Beyefendiden Allah râzı olsun..

Yeni Asya Fıkıh Günlüğü köşesinin değerli yazarı Süleyman Kösmene’nin, konuya âid notu:

Selâmünaleyküm, Bilal ağabey, bu tercüme; "temiz kadınlar”, “tertemiz kadınlar" değil; “temiz eşler”, “tertemiz eşler" olsa daha münasiptir. Gerçi, "اَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌ" kelimeleri cemi olması nedeniyle dişidirler. Fakat dişilik vasfı buradaki kelimelere aittir. Gramer bakımından dişidirler. Tercüme eden kişi, bu dişiliği işârî bir remiz gibi bir çıkarım yapmak suretiyle mânâya da vermiş olmalı. "" demek daha isabetli bulunmaktadır.  Selâmlar.
S. Kösmene 

(3): Bahaddin beyin ifâdesine göre,
Tenvir Neşriyât'tan müdakkik Kardeşimiz Emin ADSIZ tarafından yapılan bu tesbite aynen katılmaktan başka yapılacak bir şey yok. Kendisinden ve yayınevi ilgililerinden Allah râzı olsun. 
 
Şöyle bir îzah da akla gelebiliyor: “ifrît” kelimesinin burada işi ne? Neden başka bir şey değil de, “ifrît”?. Nereden gelmiş?. Kesin cevâba ulaşabilmek için, İ. İ‘câz’ın ilk baskısını (1918), hattâ mümkünse baskıdan önceki yazma metni, varsa Üstâd’ın tashîhinden geçmiş nüshalarını da dikkate almanın dahâ isâbetli olacağı kanâatindeyim.
 
“ifrît”in buraya girmesi tesâdüfe, hele sıradan bir yanlışa hiç benzemiyor.. Kuvvetle muhtemel ki, Müellif-i Muhterem, Neml Sûresi’nin 39. ve 40. âyetlerinin ikisine birden atıfta bulunmuş, ve fakat kâtip veyâ baskı hatâsı olarak metinde biratlama yapılmış. 39. âyetten sâdece, "bir ifrîtin, Hazret-i Süleymân’a" kelimeleri kalmış.  40. âyetin de baş kısmı atlanmış. Ortaya böyle garip bir durum çıkmış.
 
Ya‘nî metnin bu kısmının hakîkatte şöyle olması; 
 
[" Cinlerden bir ifrîtin, Hazret-i Süleymân’a, 'Sen makàmından kalkmadan evvel ben onu sana getiririm...' demesine işâret eden   Normal 0 21 false false false MicrosoftInternetExplorer4 /* Style Definitions */ table.MsoNormalTable {mso-style-name:"Normal Tablo"; mso-tstyle-rowband-size:0; mso-tstyle-colband-size:0; mso-style-noshow:yes; mso-style-parent:""; mso-padding-alt:0in 5.4pt 0in 5.4pt; mso-para-margin:0in; mso-para-margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:10.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-ansi-language:#0400; mso-fareast-language:#0400; mso-bidi-language:#0400;}

Normal 0 21 false false false MicrosoftInternetExplorer4 /* Style Definitions */ table.MsoNormalTable {mso-style-name:"Normal Tablo"; mso-tstyle-rowband-size:0; mso-tstyle-colband-size:0; mso-style-noshow:yes; mso-style-parent:""; mso-padding-alt:0in 5.4pt 0in 5.4pt; mso-para-margin:0in; mso-para-margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:10.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-ansi-language:#0400; mso-fareast-language:#0400; mso-bidi-language:#0400;}

(âyet 39)    قَالَعِفْريتٌ مِّنَ الْجِنِّ أَنَا آتِيكَ بِهِ قَبْلَ أَن  تَقُومَ مِن مَّقَامِكَ وَإِنِّي عَلَيْهِ لَقَوِيٌّ أَمِينٌ
                  
ve indinde, kitaptan ilm bulunan bir zâtın, 'Gözünü açıp yummazdan evvel Belkıs'ın tahtını getiririm...' demesine işâret eden 

قَالَ الَّذِي عِندَهُ عِلْمٌ مِّنَ الْكِتَابِأَنَا آتِيكَ بِهِ قَبْلَ أَن يَرْتَدَّ إِلَيْكَ طَرْفُكَ فَلَمَّا رَآهُ مُسْتَقِرًّا عِندَهُ قَالَ هَذَا مِن فَضْلِ رَبِّي لِيَبْلُوَنِي أَأَشْكُرُ أَمْ أَكْفُرُ وَمَن شَكَرَ فَإِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِهِ وَمَن كَفَرَ فَإِنَّ رَبِّي غَنِيٌّ كَرِيمٌ    (âyet 40)
âyet-i kerîmesi, pek uzak mesâfelerden celb-i savt, sûret vesâire gibi beşerin keşfettiği veyâ edeceği îcâdâta nümûne ve me’hazdırlar."]

ya'nî
kırmızı italik kısımların tercüme, temize çekme, dizgi safhalarında sehven atlanmış olması akla uzak olmasa gerek!. / B.T.